Mülayim: Yenilik gerekiyor. Dini yaymak için daha farklı bir şeyler yapmamız gerekiyor. Çağa ayak uydurmamız gerekiyor. İnsanlar korkuyor. Kaçıyor. Kavramları güncellememiz gerekiyor. Söylemlerimizi yumuşatmamız gerekiyor.
- Tamam da ne için?
Mülayim: Dini, davayı, dünyayı kurtarmak için… Gençleri cehennem ateşinden sakınmak için… Müslümanların iktidarı için tabii ki…
- Tamam da sen bunları başarabilecek kudrette isen, haşa Allah’a ne gerek var? Yahut sen usulü-esası değiştirebilecek, baştan dizayn edebilecek genişlikte yetkilere sahipsen, bizi yaratmayı ve öldürmeyi de başarabilirsin demektir. Kötüleri öldürüp, iyileri neden diriltmiyorsun? Son soru, bunların hiçbirini başaramayacak aciz bir kul isen, neden Allah’ın sorumluluk alanına giriyorsun? Allah’ın yerine düşünmeye çalışıyorsun Mülayim!
Mülayim: İçim yanıyor… Bir şeyler yanlış gidiyor, fark etmiyor musun? Görmüyor musun? Anlamıyorsun değil mi? Sen de anlamıyorsun… Onlar da anlamıyor… Hiçbiriniz beni anlamıyorsunuz…
- Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği…
Mülayim: Anlamadım abi.
- Ben de onu diyorum. Asıl sen anlamıyorsun. Ama zamanla anlayacaksın kardeş…
YILLAR GEÇER
- Selamünaleyküm Mülayim kardeş. Ne yaptın, nasıl gidiyor senin dünyayı daha güzel bir yer yapma işleri? Yenilik, farklılık, modern yöntemler filan diyordun en son…
Olası cevap 1: Mülayim: Aleykümselam. Abi can ben bıraktım her şeyi ya… Amaan dünyayı biz mi kurtaracağız? Mücahitlik karın doyurmuyor. İnşaat işine girdim ben de… Koşturmaca devam ediyor… Kebap söyleyeyim mi abime?
Olası cevap 2: Mülayim: Aleykümselam. Abim çözüm arayışlarımız devam ediyor hâlâ… Şu üniversiteyi de bitiremedik. Yaş 35 hâlâ evlenemedik de malum… Dolayısıyla akranlarımda olan çoluk çocuk da yok… Bu yüzden anne babayla pek de iyi sayılmaz aramız… Bir bakalım buluruz bir çaresini be abi… Boş ver abi ya daha faydalı konulardan konuşalım. Ne olacak sence Suriye’nin durumu?
Olası cevap 3: Mülayim: Aleykümselam abi. İyi gidiyor abi. Yoğunluk var tabii… Biz artık olaylara çok daha geniş perspektiften bakabilen insanlarla çalışıyoruz. Kız ve erkek arkadaşlarımızla beraber entelektüel yazarlarımızın eserlerini tahlilleri yapıyoruz. Tahlilden sonra hep beraber bağlamanın yahut udun derin maneviyatı eşliğinde sanat musikisi icra ediyoruz. Ondan sonra yine kız arkadaşlarımızla beraber yıldızların altında açık havada film tahlilleri yapıyoruz. Geçen ay gençlik merkezinin düzenlediği kültür gezisi kapsamında Miami’ye gittik mesela… Hatta aynı gençlik merkezimiz önümüzdeki ay dini musiki eserleri seslendirmesi için Tarkan’ı getiriyor konsere… Öyle yani abi… Bizi biliyorsun, biz Allah için yenilik, farklılık, çözüm… (!)
Olası cevaplar böyle böyle uzar gider. Aşırı veya hızlı insanlar genelde savrulurlar.
Nadir doğru cevap 1: Mülayim: Aleyna ve aleykümselam abim. Yıllar önce söylediğiniz veciz ifadeyi şimdi daha iyi anlıyorum abi. Dalgalandık da durulduk. Çok şey denedik. Dergiler açtık kapattık. Kitap kafeler açtık kapattık. YouTube kanalları açtık kapattık. Dev organizasyonlar yaptık sözde Allah için… Platformlara katıldık. En yüksek tondan konuşmalar icra ettik. Meydanlara indik. Kermesler düzenledik. Nöbetler tuttuk çadırlarda… Gül dağıttık, dünya gündemine girdik… En popüler hocalarla röportajlar yaptık. İmza günleri düzenledik. Ama ağzımızın tadı hiçbir zaman sadece cihat ettiğimizi düşündüğümüz saf temiz kıvama gelmedi. Hep bir acı kaldı. Bir eksik kaldı bir yanımız. Hep bir yanlışımız varmış gibi… İster istemez tavizler verdik. İster istemez bulunmamamız gereken saçma sapan kodaman masalarda bulunduk. Daha kötü belki en kötüsü… Daha iyi yapalım, daha üst noktalara taşıyalım dediğimiz davaya zarar vermeye başladık. Kimi zaman ponçik dinler arası diyalogcu konuma düştük. Kimi zaman radikal Selefilerle anıldık. Kimi zaman devlet kurumlarına sırtını yaslayan, şımarık gençler olarak çağırıldık. Kimi zaman ittifak artığı eski radikaller… Yani her şeyi düzeltmeye kalkışmanın bedelini ağır ödedik ve tövbe ettik abim.
Modernizm/modernist Müslümanlık nedir?
Modernizm insanlığın, modernist Müslümanlık ise ümmet-i Muhammed’in başına gelebilecek en büyük belalardan biridir. Sadece Millî Gazete’mizde dahi modernizm ile ilgili bin tane yazı yazılmıştır. Tanım: Kişi veya kişilerin, dini, ahlaki, örfi, ideolojik kısacası hayatlarındaki tüm kural, kaideleri yani kırmızı çizgilerini bir tarafa bırakıp, çağa ayak uydurmaları demektir.
Tüketim çılgınlığı buna örnek verilebilir. Haz düşkünlüğünden kaynaklı girilen çeşitli sapkın haller bu duruma örnek verilebilir. Güç kaygısından kaynaklı özü tahrip edilen fikirler örnek verilebilir. Para arzusundan kaynaklı medyanın ulaştığı devasa ahlak, maneviyat, akıl, irade tahribatı örnek verilebilir. Akademinin ve bilimin, insanı tanrılaştıran kibir endeksli yaklaşımı da örnek verilebilir.
Modernizm sadece Müslümanlara değil, tüm dini-ideolojik tutumlara zarardır. Hristiyan çocuğu da dinini terk etmiş durumda… Yahudi sapığının çocuğu da… Ülkücüsü de babasının davası ile ilgilenmiyor. Sosyalisti de… Bilindiği üzere Müslümanların modernizmi AKP zihniyeti oluyor zaten… Müslüman modernizmi nasıl olur diye merak eden kişi, tepeden tırnağa AKP’lileri inceleyebilir. Hasılı modernizm Allah’ın belasıdır. Dünya hayatına tapanların dinidir. Birden çok tanrıları vardır. Haz, güç, tüketim, boşluk…
Peki sinsi modernizm nedir?
Sinsi modernizm cihada su katmaktır. Usulde; yenilik, farklılık, strateji uygulayayım derken, özü tahrip etmektir. Aslı kaybetmektir. Dünyevi menfaatler uğruna hakikatten uzaklaşmaktır. Genelde iyi niyetle uygulanır. Sinsi bir virüs gibidir. İnsanların çoğunluklarını kazanmayı hedefleyen projelerde daha yaygın görülür. Kişiler zamanla dönüştürmek istedikleri kişilere dönüştüklerinin farkına dahi varmazlar. Mülayimin yaptığı gibi… Bu hastalık o kadar derinlerden insanı yanlışa sevk ediyor ki… Bırak sıradan Müslümanları… Günümüzde; âlimler, davetçiler, teşkilatçılar, mücahitler bu hastalığa çok sık yakalanmaktadır. Bu hastalık kişileri, kişiler icra edilen eylemleri, eylemler davaların yönelimlerini etkilemekte ve farkında olmadan asırlık davaların özü tahrip edilmektedir.
Peki nasıl bulaşır bu hastalık? Çağ değişiyor. İnsanların ilgi alanları çok hızlı bir şekilde farklılaşıyor. Her branşta eski usullere rağbet azalıyor. Haliyle bizim eğitim alanından ticarete, ticaretten ulaşıma, ulaşımdan sağlığa değin birçok yeni stratejiler uygulanıyor. O halde bizim davetçiler boş durur mu? Bunca reformist hamlenin yapıldığı bir ortamda haydi biz de yeni gönüller fethedecek yeni adımlar atalım diye işe koyuluyorlar. Özellikle temel İslami bilinci zayıf Mülayim kardeş gibi gençler yahut dünyevi eğilimi daha ağırlıklı abiler ablalar bunun başını çekiyorlar.
Sinsi modernizme örnek verecek olursak… Bir video içeriğinin İslami bir çalışmayı barındırıyor olması, arka fona her tür müziğin veya içeriğe her tür efektin eklenebileceği, yahut senaryonun her tür saçmalığa açık olduğu anlamına gelmez.
Bir çalışmanın İslami emellere hizmet etmek üzere tasarlanmış olması, orada bulunan hanım-erkek mahremiyet sınırlarının çiğnenebileceği hatta mecburi durumlar hariç muhatap olunabileceği anlamına gelmez. Yeni insanlar kazanalım, İslamfobi hortlamasın diye CİHAT gibi ŞEHADET gibi EMR-İ Bİ’L-MARUF NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER gibi temel kavramlar literatürden çıkarılamaz. Ben şu an İslami bir çalışma icra ediyorum diye farz olan namaz ihmal edilemez.
Sinsi modernizme başka örnekler verecek olursak… İslami projelerimiz onaylanır düşüncesi ile sultan sofralarına kamp kurulmaz. Siyasi rant elde etmek için düşman kayığına binilmez. Hümanist görünmek adına her türlü din devlet düşmanına kol kanat gerilmez. Tatlı dil Allah’ın iradesiz bir biçimde yarattığı iç güdü ile hareket eden yılanı deliğinden çıkarabilir. Doğrudur. Ama din düşmanlarını değil… Bir etkinliğe Allah rızası için niyetlenilmiş olması, etkinliğe israf düzeyinde gereksiz harcamalar yapılabileceği anlamına gelmez. Bir cihad hareketi bünyesinde isek protokol ziyaretleri gerçekleştiriyoruz olmamız, çalışma yaptığımız anlamına gelmez. Örnekler çok daha fazla çoğaltılabilir ama bu kadarı yeterlidir Allah’ın izniyle…
Hasılı
Tüm kâinatı Allah yarattı. Allah idare ediyor ve yine O yok edecek. Biz seferden mesulüz. Yol, han, yolcuların akıbeti gibi detayları düşünmek bizim haddimize değildir… Sonuç odaklı yaklaşım, kişileri taviz vermeye sürükler. Çünkü dünya, insanların %99,9’unun imtihanı kaybettiği, kaybetmekte olduğu ve kaybedeceği bildirilen bir yerdir.
“Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” Araf-179
Kur’an-ı Kerim’i okumadığımız için hiçbir şeyin farkında değiliz. Kur’an-ı Kerim okumadığımız için dünyanın kurtulabileceğine inanıyoruz. Dünyanın kurtulabileceğine inandığımız halde dünya kurtulmadığı için sorunu yolda yordam görüyoruz. Yolu da mahvediyoruz. Yordamı da!
“Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.” Yusuf-103
Son olarak, vaktinde Mülayim gibi saçmalamış bir kardeşiniz olarak, tüm Mülayimlere, Mülayim adaylarına Nuh Sûresi’ni okumalarını tavsiye ediyorum. Orada olabilecek başlangıç, gelişme ve sonuç çok güzel anlatılmıştır. Allah hümanist değildir. Hümanizm Siyonizm üretimi bir sapıklıktır. Allah’ın insanlığa nasıl bir son vaat ettiği, Nuh Sûresi’nde çok güzel anlatılmaktadır. Başlangıç, an ve son, Rabbimizin elindedir. Biz vazifemizi, seferimizi yapar. Yolumuza bakarız. Taviz vermek ahmaklığına kapılmayız Allah’ın izniyle. Çünkü biz Mülayim gibi sonuç adamı değiliz. Allah’a emanet olunuz.