Sky Türk televizyonunda Enver Aysever in "Aykırı Sorular" programına konuk olan Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş u oğlum Burak ın uyarısı üzerine izleyebildim. Programın orta yerinde olunmalıydı. Umarım SP bu programı çoğalttırıp hizmete sunar. Sunmalı.
Kurtulmuş un kişiliğini burada tanıtma gereği duymuyorum. Ancak kişiliğinin, aynı zamanda fıtratının karşısındakine güven veren özelliği doğallaşmış bir alçakgönüllülük (tevazu)ün tezahürüyle sizi rahatlattığını duyarsınız. Programda bazan çekingenimsi bir tavırın nükseder gibi olduğu anlarda, işte Kurtulmuş un doğallaşmış alçakgönüllülüğü, bir başkasını incitmeme rikkatini dengelemeye çalıştığını düşünmek yerinde olur.
İkinci olarak, gözlemleyebildiğim kadarıyla, doğru bilgiye dayanmadan akıl yürütme ve yargıda bulunma kolaycılığına kaçmayan bir zihin disiplinine sahip Kurtulmuş. Tahlili (analitik)den terkibî (sentetik)ye, bir diğer deyişle tümevarımdan tümdengelime geçişi kategorik, bölmeli değildir.
Programın, izleyebildiğim bölümleriyle, öne çıkararak vurguladığı konuları, şimdilik siyaset ve uygarlık kavramlarına indirgemek mümkündür. Elbette bu kavramların bağlamını ve bağlantılarını doğru kurabilmek için doğru bilgiye dayanma gereği vardır. Aksi taktirde kategorik, çoğunlukla da cedelci (sofist), hatta reddiyeci ve inkârcı bir söylemin cangılına kendinizi kaptırarak sürüklenip durursunuz. Şimdiki başbakan bunun tipik ve acınası bir örneği gibi duruyor, ya da gidişi orayadır.
Siyaset ve uygarlık bağlantısının doğru kurulabilmesi, ilk bakışta kolay, hatta kendiliğinden gerçekleşecek bir olay gibi gözükebilir. Genellikle ve yanlış olarak yaygın bir şekilde böyle de algılanagelmiştir. Muaviye siyaseti ve Emevi saltanatı geleneği bunun tipik örneğidir. Olumlu, bağlam ve bağlantılarının doğru kurulmasına örneği, Ahmet Yesevi ve Anadolu-Rumeli (Avrupa) ye yönlendirdiği "dervişleri"nin hazırladığı ortamda boyveren I. Osman, Fatih ve Yavuz Selim in yerleştirdikleri siyasette kendini gösterir. Demek istediğim, tarihi yeni tarih felsefeleri yöntemleri çerçevesinde yorumlama zaruretidir. Bugün Millî Görüş ün temel sorun olarak ortaya koymaya çalıştığı ve siyasetin izleğini sürdüğü budur, bu olmalıdır.
İşte Kurtulmuş un duyumsatmak istediği, aynı zamanda üstlendiği görevin içkin olduğu sorumluluk da bu noktada anlam kazanmaktadır.
Elbette sorun, evrensel düzlemde uygarlık sorunudur. Batı, çeşitli kaynaklardan devşirdiği birikimi, insanın doğasından neşet etmesi gereken uygarlığa dönüştüremediği, ancak görünüşüyle yetindiği uygarlığı, güce dayalı siyasetinin cephanesi olarak kullanagelmiştir. Bu insanın, toplumların, inançların ve değerlerin bozumu, yozlaştırılması, kısacası ölümüdür. Öyle de olmuştur. Hakkaniyet, adalet, dostluk, barış ve refah dünyanın, mesela Avrupa nın bir bölümünde ışıldar gibi olurken, diğer bölümlerinde haksızlık, acımasızlık, zulüm, düşmanlık, savaş ve yoksulluk olarak yoğunlaşarak artagelmiştir. Sözüm ona, tarifsiz "medeniyet projeleri", tam da bu siyasetin, uygarlık özünden soyutlanmış ve gücü esas olan siyasetin uyuşturucu söyleminden başka bir şey değildir.
Söylemek bile fazla, elbette Kurtulmuş ya da bir başka saygın kişinin varlığı, uygarlık sorununa özdeş kılınamaz. Böyle bir yaklaşım zaten hem olgunun, hem sorunun kavranılmasında sözkonusu bile edilemez. Ama siyaset ve uygarlık bağlantısının doğru kurulması için tüm say û gayretini seferber eden, varlığını ve geleceğini bu uğurda adamış olan her insanın tebcil ve tebşir edilmesi de en azından hakbilirliğin, kadirşinaslığın ve vefakârlığın bir gereğidir.
_____________
NOT: Sn. Numan Kurtulmuş un akademik ünvanını bilerek yazmıyorum. Geldiği konum ayrı bir düzlemdir, zaten her türlü ünvanı, ünü içkindir. Uygarlık, aynı zamanda kendi üslûbunu da getirir, oluşturur ve yerleştirir. Fatih e, hukuk bilgini, dil bilgini demek ne kadar yakışık alırdı acaba