Seçim sistemlerini ve siyasi partileri kurgulayan yasal düzenlemeler demokratik sistemin olmazsa olmazı. Daha iyi bir yönetim idealinin tetiklediği arayış diye hüsnütabirleştirebilirsiniz bunu.
Diğer yandan ise realist bir bakışla tam da demokrasinin bizatihi kendisi gibi taht oyunlarından bir sahne de diyebilirsiniz.
Bugünlerde konuşulan milletvekili transferlerini engellemeye matuf düzenlemeler herkesin malumu. Bunun doğruluğu ya da yanlışlığı ile ilgili bir yargıya geçmeden evvel söylenmesi gereken şey, bu tür düzenlemelerin “demokrasiyi, adaleti tesis etmek” gibi süslü retorikle yürütülen ama gerçekte “güçlü tarafından güçlünün gücünü güçlendirmek için” yapıldığı hususudur.
İktidarın yapacağı bir düzenlemeden bile isteye muhalefeti yararlandıracak bir nitelik beklemek en basit tabiriyle safdillik olur. Ne yani, iktidar kendisinin daha az oy alacağı hatta iktidardan alt edileceği bir düzenlemeyi kendi eliyle gündeme getirip bir de bunu kabul mü edecek!
Ya da daha doğru bir soru: Hangi tür iktidar anlayışı böylesi bir hamleyi kabul eder?
Milliyetçiler mi, sosyal demokratlar mı, Marksist Leninist vs. marjinal sol mu, muhafazakarlar mı….
Muhalefet partilerinin yasa teklifinden ümitvar olmamalarını dolayısıyla bu teklifi gündeme almamalarını kastetmiyorum tabi bunları söyleyerek.
Zira muhalefet doğruyu söylemeye devam edecek elbette. Seçmenlere yasal düzenlemelerin ülkeye getiri-götürülerini anlatmaya gayret edecek. Partilerin finansmanından delege seçimlerine kadar geniş bir perspektif sunacak.
Ne var ki, bunu yaparken çok da demokratçılık havasına girilmemeli kanaatindeyim. Doğrusu bu tür açıklamaları ve söylemleri çok samimi bulmadığımı özellikle belirtmek isterim.
Zira işin gerçeği odur ki, gücü eline aldığında güçlünün kendi tarafına yontma durumu mevcut iktidar partisiyle sınırlı değildir. Siyasal kültürümüz net bir şekilde göstermektedir ki, sağcısıyla solcusuyla esasında çok bir fark yoktur siyaset anlayışımızın.
CHP’nin bugün muhalefet cephesi oluşturarak iktidardan indirmek istediği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırırken Erbakan Hoca’nın siyasi yasağını görmezden gelmesi adrese teslim yasa değişikliğinin bir başka versiyonu olarak hala hafızalarımızda örneğin.
Halbuki kolaylıkla bu yasal düzenleme zaten politik bir yargılama olmasından ötürü Erbakan Hoca’yı da kapsayacak şekilde genele teşmil edilebilirdi o dönemde.
Hakeza aynı siyasi çevrelerin 2020 yılında dahi türlü sapkınlıklara hak, hukuk, adalet, çokseslilik penceresinden bakarken hala bu toplumun öyle veya böyle en yaygın sosyal gerçekliği olan tarikat-cemaat mensuplarına düşmanca tavır sergilemesi anlaşılır bir durum değildir.
“Hani siz demokrattınız” dedirtecek o kadar delil var ki orta yerde.
Yani demokratlık söylemleri elbette olabilir ancak biraz daha itidalli yürütülmelidir diyorum, zira siyasal karneler orta yerde durmaktadır.
Evet, ülkemizde bir yasal düzenleme ihtiyacı var. Siyasi partiler yasası değişmeli, bu da doğru. Hatta muhalefetin bir araya gelerek ortak irade ortaya koyması da çok önemli.
Lakin bunu “aramızdaki en masum olan” yaparsa ancak o vakit inandırıcı ve gerçekçi olacaktır.
Aksi takdirde “kedi uzanamadığı ciğere…” sözü yinelenip duracaktır.
Son olarak belki ilerleyen yazılarda aynı çevrelerin durduk yere 367 krizini patlattıkları 2007 seçimlerinde Saadet Partisi’nin ortaya koyduğu “ortak irade” hamlesine değinmek yararlı olacaktır.