Siyasi partilerin güncel pozisyonunu ve konumunu gösterme bakımından kamuoyunda öne çıkarılan anketler hepimizin malumu.

Ortalama üzerinden ele alındığında anketler, iktidar ve muhalefet partilerinin oy oranlarında belirgin düşüşler yaşanmadığını göstermekle birlikte, genel bir azalma olduğunu da ispat etmekte.

Ancak bu düşüşler, azdan az çoktan çok gider hesabı, iktidar partisinin kaybı ile meclis içi ve dışı muhalefet partilerinin kaybının aynı olmadığını gözler önüne seriyor.

Peki, kendi partilerinden uzaklaşan seçmenler nereye doğru yöneliyor?

Seçim günü nasıl bir sonuca evrilir bilinmez ama bugün için bu seçmenlerin, kararsızları oluşturduğu varsayılıyor. Anketlere bakıldığında Türkiye’nin şu an en büyük üçüncü partisi konumunda kararsızlar.

Bu kararsız seçmenlerin büyük çoğunluğunun iktidar partisi kökenli olması aslında son dönemde yeni siyasi parti kurma girişimleriyle ya da mevcut partilerin yaşadığı iç problemler ile ilgili önemli ipuçları veriyor. 

Zira iktidar partisinden ümit kesen seçmenlerin daha ziyade eğitimli, orta sınıf ve sosyal demokrat-liberal eğilimli kişiler olduğu gözlemleniyor.

Bu durum siyasette bu kesimlerin temsil edileceği kitle partisi konumunda merkez parti ya da partilerinin kurulması ihtiyacının belirginleştiği izlenimini uyandırıyor.

Dolayısıyla partiler hedef kitlesine kararsızları oturtuyor.

Özellikle İyi Parti içerisinde yaşanan tartışmalar ve Meral Akşener’in partisini götürdüğü istikamet bunun işareti sayılabilir.

Babacan ve Davutoğlu ikilisinin doldurmaya çalıştığı alan da burası.

Bu durum diğer siyasi partiler açısından taktiksel olarak göz önüne alınmalı kanaatindeyim. Zira toplamda yüzde 20 civarında gözüken bir kesime yönelik planlanacak yeni hamleler ne denli karşılık bulabilecektir bunu iyi tahlil etmek gerekir.

Daha somut ifade etmek gerekirse, liberal kitleye doğrudan hitap eden parti(ler) varken liberal mesajlar veren başka bir partiye seçmenler neden ilgi göstersin?

Bu örnek elbette genişletilebilir. Tıpkı sosyal demokratlara doğrudan hitap eden bir parti varken sosyal demokrat tonlu mesajlar vermeye çalışmanın stratejik açıdan doğru bir hamle olmadığı gibi.

Hatta bu durum Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmaya, yani kendi seçmen kitlesini kaybetmeye de neden olacaktır.

Dahası bu kararsızlar gerçekten kararsız mı, yoksa seçim günü yine dayanamayıp alışkın olduğu partiye oy veren kitle mi ya da oy vermemeyi düşünen kitle mi, bütün bunlar aslında büyük bir muamma.

Özellikle siyasette köklü bir yapıya sahip olan partilerin kendine has sosyolojik tabanları vardır. Bu taban tesadüfen oluşmaz, partiler ortaya koydukları fikirleri ve tutumlarıyla zaman içerisinde taban tutmaya başlar.

Bunu niçin belirtiyorum. Partilerin kararsızlara ulaşabilmesi için önce kendi sosyolojik tabanıyla barışık olması zarureti vardır. Örneğin liberal kesime yönelecek İyi Parti’nin önce kendi kurucu kadrolarına yani milliyetçi kadrolara güven vermesi ve onlarla bütünleşmesi gerekir.

Bu sağlanırsa, dış çevre ile irtibat kurmak ve bu kesimlere bir umut, güven ve hedef verebilmek mümkün olacaktır.