Yabancı kavramlarla konuşmayı ve yazmayı sevmem. Türkçeye
özen gösteririm. Yabancı kavramların eğer Türkçe karşılıkları yoksa,
zorlanıyorsam o zaman zorunlu kullanırım.
Yazıma başlık olarak seçtiğim kavram ila yazıya başlasam
doğrusu rahatsız edici bir durum olabilir. Bu kavramı kullanmamın nedeni biraz
da anlatacaklarımın üstünü örtmek içindir.
Türkiye nin siyasal yapısı tamamen yukarıdaki kavramlar
üzerine inşa olunmuş. Tanzimat tan beri bu böyledir. Milletin değerleri,
insanlığın hakkı göz ardı edilerek yanıltıcı ve yanılsatıcı bir siyasal yapı
üzerine yürünüyor hâlâ.
Tek parti zamanında da çok partili sürece girildiğinden
beri de bu üslup değişmedi. Zaman zaman kimi çıkışlar bu karmaşa içinde yitip
gitti. Belki de kendi dilini bulma şansını yakaladığı zamanlar oldu ne var ki
yeniden başa dönüldü.
Eskiden siyaset denilince yalan akla geliyordu. Kimseye
söylenenler pek de inandırıcı gelmiyordu. Merhum Erbakan Hoca nın Horoz
döğüşü benzetmesi yerli yerine oturmuştu. Çekişmelerin bir ceviz içini
doldurmayan şeyler olduğu zamanlardı. Zaten zamanla da o siyasal ayrışmaların,
çekişmelerin, kan dökmelerin, gencecik insanların öldürülmelerinin nasıl
saçmalıklar üzerine kurulu olduğu anlaşıldı. Tam bir tiyatro sahnesiydi siyasal
arena.
Şu son zamanlarda artık siyasa itibar yitirmiş durumda.
Yeniden başa dönüldü. Şu on yıl içinde yapılanların, söylenenlerin ve
tutumların nasıl da birbiriyle çelişiyor. Artık hiçbir şey inandırıcı gelmiyor.
Ne yazık kitleler halk yığını da artık bu durumu hem kanıksamış oluyor hem de
inanıyor. Yanıltmalara ve aldatmalara inanıyor. Asıl açmaz da burada
düğümleniyor. Eskiden halk bir kenarda duruyor olanı biteni izliyordu. Söz
sahibi ve güç sahibi değildi.
Gerilim ve aldatmalar dalgalara haline üzerimize geliyor.
Şu 28 Şubat sürecinden beri hiçbir şey hiçbir söylem gerçeklerle buluşmuyor.
Baş döndürücü süreçte nerede ve nasıl duracağımızı şaşırdık. Bunu halk adına
söylüyorum. Bizim durduğumuz yerdeyiz.
Irak işgali ile başlayan dalgalar gerçeklerin üzerini
örtme adına nelere sahne oldu olmaya devam ediyor. Irak işgalinde emperyalizm
ile el ele tutuşuldu. Emperyalizm kendi kuklası olan Saddam Hüseyin in şahsında
bir dalga oluşturdu. Kendi zalim kuklacığını yok ederken bölgeye demokrasi,
özgürlük ve adalet getirecekti. Kan duracaktı. Ama ne yazık ki o günden beri
Irak ta ölenlerin sayısı üç milyona dayandı. Benzer durum diğer bölgeler için
de geçerli. Emperyalizm dalgasını bahar olarak tanımladı. Milyonlarca insan
buna kapıldı.
Ülkemiz adına durum daha vahim. Ergenekon , Balyoz ,
Paralel , Şehir Yapılanması , Beşar Esat , Şia , Gezi Parkı ve benzeri
şeyler gerilimin ana odağını oluşturdu. Siyasiler savundukları şeylerin tersini
söylüyor şimdi. Gücü elinde bulunduranlar kitleleri taraf olmaya zorladı.
Ergenekon karşıtları ile Ergenekon savunucuları farklı kamplardaydı ve çok
keskin bir savaş sürüyordu. Havada kara barut kokuları vardı. Ergenekon
sürecinde el ele olanlar şimdi karşı tarafta. Örneğin İktidar ile
Ergenekoncular buluştu, bir de Paralel diye tanımlanan kesim daha düne kadar
ergenekonculara kan kustururken onlar da onlarla birlikteler. Örneğin Zaman
çevresi ile sol içiçe. Yarsavcılar ile iktidar bir arada. İnsanın kafası
karışıyor. Geçmişte Beşar Esat ile can ciğer iken şimdi karşı cephede olunuyor.
Bir zamanlar Beşar Esat ile el ele tutuşanlar bugün onunla görüşenleri
Hitler in elini tutmakla itham ediyorlar.
Beşar Esat ın zulmünü görüp, emperyalizmin zulmünü
görmemek nasıl bir şeydir bilmem. Libya yı bombalayanlar ile el ele
tutuşacaksın, İslâm coğrafyasını kana bulayan Abedelilerle el ele olacaksın
bunları görmeyeceksin Esat ile olanları göreceksin. Bu nasıl iştir
anlaşılamıyor. Emperyalizmin akıttığı kan kan değil midir, öldürülenler insan
mı değil