Birkaç gün önce bu köşede kömür ocaklarının kapatılmasını

isteyenlerin gerçekçi bir yaklaşım sergilemediklerine dikkat çekmiş, ülkemizin

enerji ihtiyacının nükleer santrallerden sağlanabileceğini söyleyenlere bu

santrallerinde tehlikeler barındırdığını yazmıştım. Kısacası hayatımıza giren

her yeniliğin beraberinde o güne kadar bilinmeyen tehlikeleri de getirdiğini

belirtmiştim. Söz gelimi cep telefonların yaygınlaşması ile baz istasyonlarının

tüm yurdu sarmasının oluşturduğu tehlikenin boyutlarını şu anda hesap etmek

bile mümkün değil. Bu bakımdan hayatın her hangi bir alanında yaşanan acının

ardından acıya sebep olan şeyin iptal edilmesi ilk bakışta akılcı gibi görünse

de hayatın gerçekleri ile bağdaşmadığını Soma da yaşananların ardından bir kez

daha görmüş olduk.

Bunu belirtirken teknolojik gelişmelerden uzak ilkel bir

hayat sürecek olsak hiçbir tehlike ile karşılaşmayacağımızı elbette söylüyor

değilim. Çünkü her yaşam biçiminin kendine has tehlikeleri vardır. Ancak,

modern hayata ayak uyduracak, çağın teknolojik gelişmelerinden yararlanacak

isek  ki buna karşı çıkmak mümkün değil-

o zaman havada, karada, deniz ve demiryollarında meydana gelen kazaları da

sıfırlamak adına çağın tüm ulaşım vasıtalarını bir kenara itelim, eskiden

olduğu gibi ulaşımı at, eşek, deve gibi hayvanlar ve bunların çektiği

arabalarla sürdürelim demek mümkün olmadığına göre, kullandığımız vasıtaların

muhtemel tehlikelerine karşı her türlü tedbiri almak gerekiyor. Çünkü

geldiğimiz noktayı geri çevirmek mümkün değil. Geçmişe dönük özlemlerin doğru

ya da yanlışlığını tartışmak ayrı bir konu. Büyük şehirlerin kalabalığından

bunalıp kendilerini ya doğdukları köye, ilçelerine ya da yurdun sakin bir

köşesine atanlarında gittikleri yeni ortamdan tam anlamıyla memnun olduklarını,

mutluluğu yakaladıklarını söylemek de çoğu zaman mümkün olmaz. Bu bakımdan

insanların içinde bulundukları şartlarda mutluluğu yakalamaya çalışmalarından

başka geçerli bir durum söz konusu değil. Kaldı ki insanların uzun yıllarını

geçirdikleri kalabalıklarla iç içe yaşamlarını terk etmelerinin ardından da

uyumsuzluk yaşamaları söz konusudur. Bağımlılık oluşturan yaşam tarzını terk

etmek sanıldığı kadar kolay değil.

Bu noktada Soma da yaşanan felaketin ardından kömür

ocaklarında çalışan işçiler birkaç gün ocağa inmediler. Bu onların hakkıydı da

Ancak, kısa süre sonra kömür ocaklarında hayat yeniden başladı, sessizliğe

bürünen ocaklarda kazma sesleri yeniden duyulmaya başlandı. Kaldı ki,

Zonguldak ta kömür ocaklarında çalıştırılmak üzere 115 işçinin alınacağı ilanı

üzerine 4 bin kişinin müracaat etmiş olması da insanımızın o karanlık kuyularda

kara kömür tozuna bulanmalarının kaçınılmaz olduğunu göstermişti. Eğer; kömür

ocaklarından rızkını sağlamaktan başka çaresi olmayan insanlara yeni kapılar

açmıyor/açamıyorsanız birilerinin ortaya çıkarak kömür ocaklarını kapatalım

demesi tuzu kuruların ahkâm kesmesinden öte geçmez. Kapitalizm insanları

tüketmeye teşvik eden, hatta zorlayan bir ekonomik yapının adıdır. Bunun

karşılığı olarak da para kazanma mecburiyeti ortaya çıkıyor. Başka türlü

insanın ayakta kalması mümkün değildir. Tüm teknolojik gelişmeleri insanın

hizmetine sunanlar bunun karşılığını da fazlası ile almanın peşindedirler. Eğer

toplumun zayıf kesimlerini vahşi kapitalizme karşı koruyacak sosyal güvenlik

sistemleri tam olarak hayata geçirilememiş ise sermaye sahipleri zayıfları

sömürmeye devam edeceklerdir. Bu bakımdan Soma felaketinin sorumlularının

araştırılması kişilere yönelik eleştiri ve ithamlarla birlikte sistemin

eleştirilmesine ve tartışılmasına vesile olabilirse gerçek suçluyu bulmamız

kolaylaşacak, gerçek çözüm işte bu noktada ortaya çıkacaktır.