Cumhuriyet kurulduğu günden beri, Kemalizm bu ülke için sınırsız güç olmuştur. Kemalizm’in yozlaşması bundan dolayıdır. Bu güç; Türkiye’nin kalkınması ve bölgede oyun kurucu hale gelmesi için çalışmamış, Demokles’in kılıcı gibi hep halkın tepesine indirilmiştir Demokles’in kılıcı, zaman zaman Erbakan gibi, Özal gibi liderler tarafından bertaraf edilmişse de Kemalist darbelerle yeniden sınırsız güce dönüşmüştür. O kadar büyük yozlaşmalar yaşanmıştır ki; bilim üretecek olan profesörler başörtülü avına çıkmış, ikna odaları kurmuşlardır. Bugünün Türkiye’sinde güç el değiştirmiş, dünün mutlak ve sınırsız gücü yeşil Kemalistlerin eline geçmiştir.

Bu güç birçok kurumu yozlaştırdığını ve bu yozlaşmadan büyük rahatsızlık duyan AKP yandaşları olduğunu biliyorum. Büyük ikilemler yaşamaktadırlar. Bu ikilem 7 Haziran seçimlerinde sandıktan koalisyon çıkmasına neden olmuştur. Halk gücü tek elde toplanmasına karşı çıkmıştır.

Devlet ve devleti yöneten hükümetin ortaya koyduğu hukuk güçlü ve adil olmak zorundadır. Tehlikeli olan  “sınırsız güç ”dür. Devlet bile olsanız dahi sınırsız güç kullanamazsınız. Kullanması durumunda, yer altı dünyasına kapı aralayacaktır. Etki tepkiyi doğuracak ve insanlar mücadele için teröre başvuracaklardır.  Devletin güçlü olması doğrudur ama sınırsız güç kullanması bir o kadar da yanlıştır. Sınırsız güç despotizm ve tiranlığı beraberinde getirmektedir. Gücün en kötüye kullanıldığı alanların başında devlet yönetimi gelir. Tarih, özünde sınırsız gücü elinde tutmak isteyen krallar, sultanlar, imparatorlar, kısaca despotlar ile ezilen halk arasındaki mücadelenin izleri ile doludur. Otoriterizm ve Totaliterizm demokrasiye yenik düşmüştür. İnsanlar demokrasi ile siyasi hak ve özgürlüklerine kavuşmuşlar, yöneticilerin ise sahip olduğu güç ve yetkiler sınırlandırılmıştır. Fakat sakat demokrasi beraberinde yozlaşan bir gücü getirmiştir. Eğer dayatmacı laikliği, demokrasinin gereği diye dayatırsanız, demokrasiyi sakatladığınız gibi halkın arasına nefret tohumlarını ekersiniz.

Liberalizm ise, bir kölelik düzeni olan sosyalizme ve komünizme galip gelmiştir. İnsanlar liberal ekonomik düzende ekonomik özgürlüklerine sahip olmuşlardır. Ancak bu kez liberal ekonomik düzende bir tarafta ekonomik güce sahip olanlar zenginler, diğer tarafta ise bu güçten yoksun olan kesimler ortaya çıkmıştır. Bu kez kapitalizmin acımasızlığı insanları güçsüzlüğe, dolayısıyla çaresizliğe itmiştir. Dolayısıyla bu sistemler de insanlara adaleti ve adil gelir dağıtımını sağlayamamışlardır.

Geçmişin krallarının yerini, günümüzün kapitalist baronları aldı. Bu sistemler insanı mutlu eden sistemler değildir. Tam tersi bu sistemler insanı modern köle haline getirmektedir. İnsan fıtrat gereği “Adil düzen” içerisinde mutlu olabilir.

Hangi sistemler gelirse gelsin, hangi sistemler dayatılırsa dayatılsın, insan fıtratına (yaratılışına) uymayan sistemler er geç çökecektir. Rejimin ne olduğundan çok, adil, adaletli, hukukun üstünlüğünün tesis edilip, edilmediği önemlidir. Adaletin olmadığı bir ülkede refahtan ve ekonomiden bahsetmek mümkün değildir. Çünkü kaos oluşur. Kaosun arkasından ekonomik çöküntü gelir. Adil düzenin olduğu bir sistemde, liderler “mutlak güç “ sahibi olmaları mümkün değildir. Çünkü hukuk adildir ve herkese eşit uygulanır…