Açıklanan bir veri var ki hayli fazla şey anlatıyor.
“Türkiye’de 18-24 yaş aralığındaki her 3 gençten biri (yüzde 31,1’i) ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. Bu oran OECD ülkeleri ortalamasında ise yüzde 13,7!”
Gençlerin üçte birinin “ne orada ne orada” olmasına mı yanalım, yoksa her fırsatta “bizi kıskandığı” iddia edilen “elalemin” ortalamasının hayli üstünde olmamıza mı?
Herhangi bir plan, program, vizyon geliştiremeyip de devamlı surette popülist, günü kurtarmaya ve göz boyamaya yönelik, “algı operasyonu”ndan hallice hamlelerle varılacak noktanın bu olması anormal değil.
Okumuş, diploma almış gençlerin “3 harfli marketlerde” kasiyer, giyim mağazalarında tezgahtar, motosiklet tepesinde kurye veya AVM’lerde güvenlik olması vs vs sizleri rahatsız etmiyorsa, o zaman gençlerin üçte birinin “ne eğitimde ne de işte” olmasını da “herkes iş sahibi olacak diye bir kaide yok” diye geçiştirebilirsiniz pekala.
Bu arada, “iç güveysinden hallice” işleri bile bulamayanların KPSS çalışmakta veya yurt dışına gitme hayalleri kurmasına da, “giderlerse gitsinler” diyen de çıkar elbette.
Gençler neden bu duruma geldi, suç onların mı peki? “Gençlik bitmiş”, “bunlar adam olmaz” deyip suçun gerçek müsebbibi olan önceki nesilleri, siyasetçileri, ebeveynleri aklayacak mıyız? Popülist ve sorumsuz politikaların toplumu bu duruma getireceği, sonraki nesillerin bu faturayı çok acı şekilde ödeyeceği meydandayken, bunu dile getiren insanlar kınandı, refüze edildi, ayıplandı. Ve beklenen netice de kabak gibi meydanda durmakta!
Bugünkü krizden öte buhran halinin faturasını da bugünün çocukları, gençleri gelecekte çok acı şekilde ödeyecekler. Son 5-6 yılda yaşanan hızlı ve acayip fakirleşme sadece bir fragman.. Bunun sosyal, ekonomik ve toplumsal etkileri gelecek nesilleri boyunduruğuna alacak maalesef.
Eğitimin hali içler acısı ve işin kötüsü de düzeltecek bir vizyon ve yaklaşım da söz konusu değil.
Her ile üniversite açmakla yani “nicelik”le övünen bir siyasi iktidar var ve sayısı 200’ü bulan üniversitelerin büyük çoğunluğu “nitelik” bakımından pek bir şey vadetmiyor. Diplomalı işsiz üretim fabrikası gibi çalışmak dışında tabi.
Her yere açılan üniversiteler ve “bol kepçe” açılan bölümler nedeniyle hukuk, mimarlık vs gibi bölümlerde mezun şişkinliği olmuş durumda ve bu sebeple kontenjanlar düşürülmek durumunda kalınıyor. Planlama ve ileri dönük düşünme olmayınca, sadece sayıya ve kamuoyuna pompalanacak algıya odaklanınca bu sonuç normal tabi.
Milli Eğitim Bakanı “eğitimde sessiz devrim yapıldığını” söylüyor mesela. O kadar sessiz ki, hiç kimsenin haberi yok! Sosyal devlet ilkesinin gereği olarak eğitimin herkese ücretsiz olması gerekirken ve devletin öğrencilere yemek de dahil tüm imkanları sağlaması beklenirken, okullar velilerden A4 kağıt, tahta kalemi damga pulu ve güya Bakanlığın zinhar yasakladığı kayıt parasını (tabi ki başka adlar altında) istemeye devam ediyor. Hem de kendilerinin tabiriyle “Türkiye Yüzyılı”nda.. Ne yaman bir fiyasko!
Bütçe gelirleri Ağustos’ta 690 milyar 720 milyon lira, giderleri 820 milyar 314 milyon lira olurken; bütçe, Ağustos’ta 129,6 milyar lira, Ocak-Ağustos’ta ise 973,6 milyar lira açık verdi. Bütçeden faize Ağustos’ta 97 milyar lira, 8 aylık dönemde ise 764 milyar lira aktarıldı! Türkçesi şu ki; halkın cebinden toplanan vergilerin eğitim, sağlık gibi temel alanların tamamen ücretsiz olması için harcanması gerekirken, faizcilere aktarılması neticesinde okullarda temizlik görevlisi, temizlik maddesi bile bulunmuyor. 2024 yılındaki vaziyete bakın!
“Sessiz devrim” gibi havalı söylemler yerine gösterişsiz ama temeli sağlam politikalar geliştirilseydi de, ehem ekonomide hem de eğitimde bu acayip manzaralara tanıklık etmeseydik keşke.