Sağdan veya soldan, umut ufuklarını karartan yazıları yayanlar, iyimser, olumlu, umutlu, ufuklarda aydınlık gözleyen ve özleyen yazıları yayanlar ve ikisi arasında sıkışıp kalanlar…
Hangisine inanalım, herkes bir başka bakıyor olaylara diyenler var.
Ben de ona soruyorum, “Sen kimsin?”
O da, sen de, ben de bu toplumun, havaya yaydığı olayları, düşünceleri, hayalleri, emelleri… birlikte soluyoruz, yaşıyoruz, faydalanıyoruz veya zararını görüyoruz.
Güneş sekiz milyarı ısıtıyor, ışıtıyor, a vitamininden z vitaminine kadar hepimize karşılıksız saçtığı gibi, sekiz milyar insan da, havaya verdiği nefes gibi, sosyal atmosfere iyi veya kötü hava yayıyor.
Sen kendine bak.
Ben bu havaya, elimden, dilimden, gözümden, içimden oluşturduğum iyi veya kötü ne sızdırıyorum diye düşün.
Birileri kendi içinde geliştirdiği iyiliği sızdırıyor ve bütün alemi öyle zannediyor.
Öbürü ise, kendi içindeki ürettiği ve Çernobil radyasyonundan daha zehirli gazların dışa sızmasından rahatsız oluyor ve herkesin de böyle olduğunu zannederek yaygara çıkarıyor.
Kendisini en temiz kabul eden ve kendisi gibi bir daha bulunamadığından şikayet edenler var.
Ama hocam ben görmedim…
“Aslında bir adam olsa, bu memleket kurtulur… ama yok”
“Ben bu makamdan gidersem yerime gelecek daha iyi biri yok” diyenler, kendileri gibi ikinci bir adamı arıyorlar ve bulamıyorlar.
Onun gibisini bulmak mümkin değil.
İblisin aldanması da buradan.
Hazreti Adem’i kabul etmedi.
O günden beri kendi ayarında birini hala bulamadığından, kendine kul olacak insanlar peşinde yorulup duruyor.
Seksen yaşında olanlar, altmış beş yıl öncesinin köy, mahalle ve şehirlerindeki İslami hayatı düşünsün.
Bir de bu günü.
Köyünüzde namaz kıldıracak adam yoktu.
Bizim köy, büyük olduğu için üç veya dört kişi Kur’an okumasını bilirdi.
Şimdi, fakültelerde bizim köyden, tefsir-hadis okutacak doç ve proflar var.
Haseki Eğitim Merkezinde hocalık ve müdürlük yapan var.
Ellinin üzerinde imam-hatip mezunu var.
25’in üzerinde ilahiyat ve diğer fakültelerden mezunlar var.
Eski solcularımızdan, kaybettiği günlerin kazası için daha fazla İslami hizmetlerde çalışanlar var.
Bu dediklerim yalnız Türkiye’ye özel değil.
Afrika’da dağlarda eli silahlı, dairelerde eli kalemli yiğit, mücahit Müslümanlar, Batı’ya meydan okuyorlar.
“Yeter artık” diyorlar.
Bu sese, G20’nin bu sene Hindistan toplantısında “Afrika’yı da aramıza alalım” yankısı geldi dünyamıza.
Türkiye’nin aydınları, Sivas ve Erzurum kongrelerinde, Amerikan mandası mı olalım, İngiliz mandası mı olalım diye tartışırlarken, Mehmet Akif Ersoy merhum, 102 yıl önce İstiklal Marşımızda:
“Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
“Medeniyyet” dediğin tek dişi kalmış canavar” diyerek teşhisini koymuş.
O yaşlı köpeklerin ulumasına da aldırmadan yolumuza yürümemizi istemiş ve kurtuluş reçetesini de:
“Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl” diyerek, İstiklalimizin Cenab-ı Hakk’ın hükmüne boyun eğmekten geçtiğini söyleyivermiş.
İstiklal Marşı’nın yazılışına yeniden bakınız.
“Hakkıdır Hakk’a tapan” derken ikinci Hak kelimesinin başındaki h harfi büyük yazılmış. Yani İstiklale giden yolun Cenab-ı Hakk’a kul olmaktan geçtiğini söylemiş.
Edebiyat hocaları, size derim, Allah rızası için, Türk edebiyyatının en seçkin metni olarak yalnız İstiklal Marşı’nı güzelce bir anlatsanız, öğrencileriniz hem edebi, hem edebiyyatı, hem dinini, hem vatanını sever ve düşmanlarını büyük aynalardan değil bir Müslüman’ın gözünden görür ve o moralle onların mandalığına, kriterlerine, prensiplerine boyun eğmekten kurtulur ve Hakk’ı hakim kılmak için çalışır.
Yüz yıllık çalışmalar boşa gitmemiştir.
Sen, Müslüman’sın.
Sağına, soluna, önüne, arkana, “Benden başka kim var” diye bakmadan, önce dinini öğreneceksin,
Sonra öğrendiğini yaşayacaksın,
Sonra örnek olarak ortaya çıkacak ve deniz feneri gibi herkese, ayrım yapmadan, hakaret etmeden, herkese ışık saçacaksın.
Son günlerin modası olan cinsiyet değiştirenleri taşlamakla vakit geçirmeyeceksin.
Onları, o hale getirenlerle uğraşalım.
Sevgili Peygamberimiz, Mekke’de iken, Kâbe’yi tavaf eden o kafirlerin, kadınlı-erkekli, anadan üryan, üzerlerinde dünyalık hiçbir şey olmadan ibadet yapmalarına hiç ağzını açmamış.
Onların kafirliğinin karanlığına, iman ışığı doğrultarak aydınlatmaya çalışmış ve Rabbimizin izni ve yol göstermesiyle başarmış.
Sen de, ben de, o da, hepimiz onun ümmetiyiz, el-Hamdü lillah.