Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize âline ve sahabelerine olsun.
BİR tanıdığım bir zamanlar, “Seçim ne zaman yapılacak?” diye bir soru sormuştu. Ben de, “Her gün seçim var” diye cevap verince, “Adama bak, her gün seçim var diyor yahu” diyerek yanımdan uzaklaşmıştı. Seçimin her gün tekrarlanan bir imtihan olduğunu hatırlamak istemiyordu. Seçim nedir? Seçim; bir insanın, hakkı batıldan, hayrı şerden, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden, helali haramdan ayırdıktan sonra yaptığı tercihtir. İnsan bu seçimi, Allah Teâlâ’nın verdiği bir cüzi irade ile yapar. İnsan, seçim yaparken herhangi bir müdahale ile karşılaşmaz. Belki insanlara telkinler yapılır. Ancak bu telkinler genellikle insanın lehine ve aleyhine olan şeylerin izahı ve çağrı kabilindendir. İnsan yapılan telkinleri ve çağrıları değerlendirir. Bu değerlendirmenin neticesinde seçimini kendisi yapar. Yapılan seçim ya doğru olur veya yanlış olur. İnsan, hakkı, hayrı, doğruyu, iyiyi, güzeli, faydalıyı, adaleti ve helali seçerse bu seçim doğru olur. İnsan, batılı, şerri, yanlışı, kötüyü, çirkini, zararlıyı, zulmü ve haramı seçerse bu seçim yanlış olur. Seçim yapmak hayatımızın bir gerçeğidir. Bu dünya hayatında yapılan seçimler ile imtihan oluyoruz. Seçimini doğru yapanlar kazanırlar, yanlış seçim yapanlar ise kaybederler.
YAPTIĞIMIZ SEÇİMLER
İlahımızı seçiyoruz. Çünkü hak ilah vardır, batıl ilahlar vardır. İlah; 1. Kendisine kulluk yapılacak şey, 2. Kendisinden yardım istenilen şey, 3. Rızası gözetilecek şey, 4. Hak ve adaleti tanzim edici, kanun koyucu demektir. Seçtiğimiz ilaha, bu dört bakımdan itaat ediyoruz. Biz şuurlu Müslümanlar, hak ilah olarak Allah Teâlâ’ya inanıyor ve yöneliyoruz. Bu tercihimizi “La İlahe İllallah, MuhammedünResulûllah” diyerek yapmış oluyoruz. Ve diyoruz ki; ey Rabbimiz kulluğunda bulunacağımız, yardımını isteyeceğimiz, rızasını gözeteceğimiz, yolunda yürüyeceğimiz, koyduğu hak ve adalet ölçüsüne uyacağımız, kanunlarına itaat edeceğimiz senden başka hak ilah tanımıyoruz. Bütün batıl ilahları reddediyoruz. Ve yine diyoruz ki; senden bize geleni bildirmek üzere elçi olarak görevlendirdiğin Hz. Muhammed’i (S.A.V.) peygamber olarak tanıyor, senden bize getirdiği her şeyi tasdik edip yaşamaya çalışıyoruz. Tevhit kelimesini söyleyerek Allah ve Resulünün yolunu yol edinmiş oluyoruz. Kim, ben Müslüman’ım deyip de batıl yollara sapıyorsa, ABD ve İsrail’i stratejik müttefik ediniyorsa; AB’yi içine girilmesi gereken bir medeniyet olarak görüyor, onun bir parçası olmaya çalışıyorsa; faizci kapitalist nizama evirilip yürütüyorsa bu insanın İlah anlayışında sıkıntı var demektir.
Kitabımızı seçiyoruz. Çünkü hak kitap var, batıl kitaplar var. Biz şuurlu Müslümanlar hak kitap olarak Kur’an-ı Kerim’i tek kitap olarak tercih ediyoruz. Hayatımızın tamamını düzene koyan hükümlerini benimsiyor ve yaşamaya çalışıyoruz. Din ve ahlakımızı, ilmimizi, iktisat ve ekonomimizi, siyasetimizi, yönetim anlayışımızı, adalet ve hukuk esaslarını, dış politika eğilimlerimizi tek hak kitap olarak benimsediğimiz Kur’an-ı Kerim ile düzlemeye çalışıyoruz. Kur’an-ı Kerim’i tek hak kitap gördüğünü söylediği halde; din ve ahlakını AB müktesebatı ile şekillendiren, ilim tahsilini ve terbiyesini müşrik yunan bilgisi ve materyalist değerler ile yapan, iktisat ve ekonomisini faizci kapitalist nizamın kabullerine göre inşa eden, siyasetini, yönetim anlayışını, hak ve adalet ölçülerini batının yanlış hak anlayışına dayandıran, dış politika tercihini ABD ve İsrail’in hedefleriyle bütünleştiren bir kimsenin samimiyeti sıkıntılıdır.
Medeniyetimizi seçiyoruz. Biri hakkı diğeri de kuvveti üstün tutan iki medeniyet vardır. Hakkı üstün tutan medeniyet, İslam’ın ulvi kıstasları üzerine bina edilen saadet medeniyetidir. Kuvvetti üstün tutan medeniyet, batının benimsediği ilah, insan, cevre ve yanlış hak anlatışı üzerine bina edilen zulüm medeniyetidir. Biz şuurlu Müslümanlar, hakkı üstün tutan, İslam’ın ulvi esasları üzerine bina edilmiş saadet medeniyetini tercih ederiz. Bunun için İslam Birliğini kurmanın mücadelesini veririz. D-8 hamlesi bunun ilk adımıdır. Buna Milli Görüş diyoruz. Müslüman’ım diyen bir kimse, İslam’ın ulvi esasları üzerine bina edilmiş bir saadet medeniyeti yerine, batının yanlış ve sakat hak anlayışı üzerine bina edilmiş bir zulüm medeniyetini benimser ise, bu adam Müslümanlığın kazandırdığı izzeti, şerefi ve onuru ayaklarının altına almış demektir.
DÜZEN VE YÖNETİCİ
Biz insanlar düzenimizi ve yöneticimizi de seçiyoruz. Biri adil diğeri zalim iki düzen vardır. Adil Düzen; tevhide inanan Müslümanların düzenidir. Bu düzeni seçip hâkim olması için mücadele edenlere Milli Görüşçü denmektedir. Zalim düzen; Allah, üçün üçüncüsüdür diyen Hıristiyanlar ile ırkçılığı kendilerine din edinmiş inkârcı Yahudilerin birlikte kurdukları faizci kapitalist nizamdır. Ben Müslüman’ım deyip de faizci kapitalist nizama evirilerek yürüten kimseye de işbirlikçi denmektedir. Kadrolar da ikidir. Biri, Adil Düzen’i benimseyen, böyle bir düzenin kurulması için çaba sarf eden kadrolardır ki bu kadrolar Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’nde karar kılmışladır. Adil Düzen’i seçip benimsediğini söyleyen kimseler, Saadet Partisi kadroları ile birlikte olurlar ise yaptıkları seçimi kazanmış olurlar. Seçimi kazanmak, çoğunluk sağlamak değil, sadıklar ile birlikte olmaktır. Diğeri ise, faizci kapitalist nizama evirilen ve yürüten kadrolardır ki bu kadrolar başta AK Parti olmak üzere diğer partilerde karar kılmışlardır. Bu kadrolardan biriyle birlikte olan kimseler, bunların yürüttüğü faizci kapitalist nizamı da seçmiş olurlar. Seçimini bu şekilde yapanlar, elde ettikleri çoğunluk ne olursa olsun gerçekte yaptıkları seçimde yanılmışlar ve kaybetmişlerdir. Bu bugün görülmese bile yarın mutlaka görülecektir. Önemli olan gerçeğin, pişmanlığın fayda vermeyeceği günden önce görülmesidir. Selam hidayete tabi olanlara…