‘Akılsız dostun olacağına akıllı düşmanın olsun’ der atalarımız. Bu sözü ne diye hatırlayıp hatırlattık Sayın Cumhurbaşkanımız ve AK Parti tepe yöneticileri çevrelerini akılsız düşmanlarla doldurdu; Erdoğan ve iktidar partisi ne yaparlarsa kendi kendilerine yapıyorlar. Üç dönemin her merhalesinde kendilerini gerçekten destekleyenleri uzaklaştırıp akılsız çıkarcılarla sürekli iktidarda kalacaklarını zannettiler. Üç dönemde ısrar ve her dönemdeki tasfiyeler büyük hatalardan sadece biri idi. Başka hatalar da var ama şimdi anlatmanın sırası değil. Asıl dostlarını uzaklaştırınca, yeni sözde dostları onlara kafa tutuyor!

Bu uyarı ile iktifa edelim ve meseleyi derinlemesine tahlil edelim. Türkiye’deki çatışma dünyadaki “sermaye” ve “siyaset” çatışmasıdır. Türkiye’de Erdoğan siyaset tarafı, ordu siyaset tarafı, AK Parti’nin bir kanadı siyasiler tarafı. Kim galip gelecek

Önce tarihî akış ve Kur’an’ın bildirdiği ile biliyoruz ki sermaye ömrünü doldurdu. Ama “doların ateşi” hâlâ devam ediyor. Bir gün gelecek dolar çökecek, bir sabah kalktığımızda artık dolar yalnız ABD’de geçerli olacaktır. Sermaye şimdi altınları topluyor; doları birden batıracak, altın para çıkaracak. Ama sermaye yine başaramayacak ve sonunda mağlup olacaktır. Çünkü silahla yani devlet gücü ile korunmayan bir para altın da olsa yeterli değildir. Devletimizin bu gidişatı iyi bilmesi ve tedbirli olması gerekmektedir.

Biz yine baştaki konumuza dönelim. Siyasi oyunlar oynanıyor ama bu oyunlar ters tepebilir. Sermaye, AK Parti listelerine dindar olmayan kimseleri koydurdu; HDP’ye de dindar olan kimseleri koydurdu. Böylece Doğu’daki dindar Kürtler de HDP’ye oy verdiler. AK Parti’nin oyu düştü. İlk bakışta sermaye muradına erdi, AK Parti böylece sıkışacak ve gerileyecekti. Son olarak CHP ile MHP de emir veren sermayenin talimatına uydular ve seçim hükümetine bakan vermediler. Sermaye hükümete neden bakan vermelerini istemedi Böylece hükümet “AK Parti’nin hükümeti” olacak ve seçimde hile yapıldığını iddia edecek, başarabilirse halkı sokağa dökecek. Yani seçimi hileli hale getirme amacı ile bakan vermediler. Bunun başka izahı varsa, birileri söylesin de biz de öğrenelim.

Sermaye yanılıyor. CHP ve MHP de yanılıyor. Türkiye’de seçim hilesi yapılamıyor. 1950 seçimlerinde Şemsettin Günaltay Kabinesi tarafından hazırlanan Seçim Kanunu’nun tarihî bir macerası vardır. Şemsettin Günaltay bir ilim heyetine Seçim Kanunu’nu hazırlattı ve öyle talimat verdi ki hile %10’ları geçemez oldu. Nihat Erim ve Kasım Gülek CHP’nin etkili kimseleriydi. Halk Partisi içinde sevilmeyen Günaltay, İnönü tarafından başbakan yapılmıştı. Gülek ve Erim kanuna şiddetle itiraz ettiler. Günaltay da tavrını koydu; “Ya bu seçim kanunu kabul edilir yahut ben istifa ederim” dedi; İnönü de Günaltay’ı tuttu ve kanun geçti.

Bu kanundaki birçok eksiklik sonra hep düzeltildi, seçim hilesi yapılamaz oldu, gelişen teknik sayesinde artık imkânsız hâle geldi. Yüksek Seçim Kurulu ve hâkimler seçimi her zaman başarılı bir şekilde yapılmaktadır. Ordu da bunun bekçiliğini yapmaktadır. Ordu seçime saygılıdır ve seçim hilesini yaptırmaya da izin vermez. Bu bilindiği için de hiç kimse seçim hilesi yapmaya kalkışmıyor. Halkımız da seçime katılmakta ve kendi oylarına sahip çıkmaktadır. Artık her yerde partililer vardır. Halkımız siyaset yapıyor ama birlikte dostane yaşamaya devam ediyor, herkesin oyuna saygılı olunuyor, çalınan oyu kimse istemiyor.

O halde sermayenin ‘hükümete bakan vermeyin’ talimatı, CHP ve MHP’nin buna şuursuzca uyması sadece kendilerine zarar verecektir. CHP ve MHP bizim bu teşhisimizi kabul etmeyebilir, biz kimseden talimat almadık diyebilir. Zaten talimat öyle açıkça verilmez. Kurulmuş kanallar var. Mesela; K. Derviş’li kanal var, talimat onunla verilir. Bakan vermeyişlerini izah etsinler de biz de yanlış düşündüğümüzü anlayalım. Ve’s-selâm…