Seçim mi, Seçtirim mi?

Abone Ol

Oy vermek, vekâletname vermektir. Siyasi vekâletname...

Cumhurbaşkanlığı da, milletvekilliği de emanettir. Vekâlet, emanettir.

Emanet ehline verilmeli. Emanete ihanet edilmemeli. Vekâlet kötüye kullanılmamalı.

Her vekâletin muhtevası, kullanılacak yetkilerin, hakların açıkça belirtilmesi, çerçevesinin/sınırının belirlenmesi gerekir. Vekilde ehliyet ve emniyet (güvenirlik) aranır. Oy kullanan yurttaş/vatandaş, vekâlet veren/müvekkil, vekâlet verilen de vekildir.

Vekil, müvekkilini aldığı vekâletname ile temsil eder. Vekâletnameler, mahiyetlerine göre çeşitlidir. Bir işin takibi için verilenler, işin bitimiyle sonlanır. Siyaset; yönetim bilim ve sanatıdır. Avukat vekâletnamesinde vekâlet veren, dilediği zaman vekilini azledebiliyor. Siyasi vekâletname ise, seçimden seçime yenilenebiliyor, değiştirilebiliyor. Bu nedenle oy vekâleti, avukat ve öteki vekâletlerden daha önemli ve değerlidir. Çünkü verilen yetkiler çok geniş ve hayati özelliklerdedir. Verdiğimiz oy ile vekilimize, bizi temsilen tüm değerlerimiz (dinimiz, hayatımız, aklımız, neslimiz/ahlâkımız/ailemiz, malımız, şerefimiz, temel değerlerimiz, hak ve özgürlüklerimiz... Vatanımız, bayrağımız, itibarımız, paramız, kaynaklarımız...) emanet olarak verilmektedir.

Vekillerin bu emanetleri korumak, hatta geliştirmek sorumlulukları vardır. Vekiller bu vekâletle, emanete riayet yerine, hıyanet ederlerse, bunun sonucu herkesi ilgilendiriyor. Vekâlet yetkilerinin kötüye/kendi şahsî/siyasi amaçları yönünde kullanılması, telafisi mümkün olmayan zararlara neden olabiliyor.

Siyasi iktidarın yirmi yıllık karnesine baktığımızda, vekâletin kötüye kullanıldığını açıkça görebiliyoruz.

Yirmi yıllık vekâletnamesinde başarılı olamayan iktidar, “ben azledilirsem, daha kötülerine vekâlet verirsiniz” tehditleriyle, tekrar vekâlet talebinde ısrar etmektedir.

AB hukukunun iktibasında/uyumluğunda, ABD siyasetinde, stratejik ortaklığında, Siyonizm’le normalleşmede, BOP eşbaşkanlığında vb siyasetinde, halkın kutuplaştırılmasında, kaynaklarımızın yabancılara haraç mezat devrinde... Faizin, fuhşun, zinanın, LGBT’nin, yasaların güvencesinde olmasında... Hakkın veya halkın rızası var mıdır?

Egemenlik Hak’ta mı, halkta mı, AB’de/ABD’de mi?

Oyum sana demek, “Benim oyum, vekâletim, benim irademle benim yararım için, beni temsil et, yönet!” demektir. Başka bir ifadeyle, “Beni senin iradenle; senin çıkarına göre değil, benim irademle, benim yararım için yönet!” demektir.

Pazar günü yine bir seç(tir)im var. Seçim değil... İstediğimizi seçebilir miyiz? İstenilenlerden birisini seçebiliyoruz. Küresel zulüm düzeni öyle dizayn edilmiş. Kendi belirlediği, izin verdiği partileri/görüşleri demokrasi/seçim diye önümüze koyuyor. Ve piyes oynanıyor.

Demokrasilerde önümüze konulanlardan birisi bize seçtiriliyor. Alternatif seçeneklere, özellikle “İslami” olana kapalı. Kazara böyle bir seçenek ortaya çıkarsa, “egemen küresel güçler” devreye girerek, her türlü yöntemle, bu seçeneği önleyebilirler. Demokrasiyi kurtarmak adına...

O halde demokrasi tüm ideolojilere, görüşlere açık olabilse de, İslam’a/Rahman’ın iradesine/idaresine karşıt konumlandırılmıştır. Rahman’ın değil, insanın egemenliği/sözü/yasası?!

Hepsine vize var. Sadece “İslami” siyasete/İslâm adı altında partiye yasal izin yok, seç oynanıyor. Aksi takdirde, küresel düzenin tüm kurum ve kuruluşları, işbirlikçiler, hatta ordular, tanklar devreye sokulur.

Demokrasiyi kurtarmak için, hatta dışardan silahlı güçlerle darbeler bile yapılabilir. Yaşasın demokrasi! Bunun örneklerini Mısır ‘da, Cezayir’de, Tunus’ta, Filistin’de, Türkiye’de görmedik mi? Bu suçlamayla Milli Görüş’ün kaç partisi yasal veya illegal yöntemlerle önlendi? Gerçeklerine yasak olsa da, taklitlerine, benzerlerine, sahtelerine destek bile var. Yeter ki, hakikisi olmasın...

Demokrasilerde ilke; halkın kendi iradesiyle seçtikleri temsilciler eliyle kendisi için yönetilmesidir. Yani seçilenler, halk için, halkı yönetecekler, halkın rızasıyla... Kendi iradeleriyle, kendi çıkarları için değil? Nerede?

“Halkın egemenliği” de bir aldatmacadır, oyundur. Gerçekte halkın değil, yönetenlerin iradesi, çıkarları söz konusudur. Halkın iradesi, hakkıyla yönetime yansıyamaz. Temsil edilemeyen oylar yanmıyor mu? Hangi eşitlik? %35 destekle %65’e rağmen %100’ü yönetebilmek becerisi; %51 ile %100’ün temsilciliği. Böylece bütün oylar eşit mi oluyor? %65 çöpe,%49 yine çöpe... Hani halkın sözü/egemenliği? Hatta demokrasi adına, güçlü bir kişinin iradesi, halkın tamamının iradesinin üstüne çıkabilmektedir.

Monarşilerde, krallıklarda görünür olan bir kişinin egemenliği; demokrasi elbisesi içinde gizlenebilir. Yasama, yürütme, yargı kuvvetleri bir kişide birleşebilirse, bunun adı ne olur?

Demokrasilerde; teokrasilerin karşıtı olarak ilahi egemenliğe, düzene/iradeye, idareye itiraz, söz konusudur. Rahman’ın iradesi yerine insan iradesi/egemenliği(?!) söz konusudur. Laiklik, demokrasinin “olmazsa olmaz” bir ilkesidir. “Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya, Sezar’ın hakkı Sezar’a”, “din başka, dünya başka”, “devlet/siyaset başka, din başka” “Rahman işlerimize karışmasın” safsatalarıyla insanlar narkozlanabilmiştir.

Demokrasinin teokrasiye karşıt üretilmiş beşeri bir din olmasına rağmen. Siyasi partilerin de, bu demokrasi dininin mezhepleri, fırkaları konumunda olmasına rağmen...

Hele hele halkı Müslüman olan ülkelerde, gerçekte Hakk’ın da, halkın da rızası yoktur, ne yazık ki! İkisinin de istismarları yaygındır.

En üzücü olan da, halkın, İslâm’la demokrasinin paralelliği, uyumu, benzerliği safsatasının halka benimsetilebilmesidir. Hakkın iradesi nere? Halkın iradesi nere?

İslâmî yönetimdeyse ilke şudur: “Beni/bizi kendi iradenle, bizim irademizle, başkalarının iradesiyle ve kendin için değil, ilahi iradeyle bizi bizim yararımız için yönet; bu sınırları aşma. İlahi iradeyi de istismar edip, kötüye kullanma. İlahi iradeye/kanunlara bizim gibi sen de uy, itaat et. Hem Rahman’a kul ol, hem de bize yönetici... Nerede, bu yüce ilke, uygulama?!

İslâmî yönetimlerde halk, Hakk’ın iradesiyle, halkın yararına adaletle yönetilmesidir. Bugün bunlardan hangisi var?! İkisi de yok. Ya halkın iradesi sömürülüyor veya Hakk’ın iradesi (varsa?!) sömürülebiliyor.

Gerçekte tek hak din İslâm dünya hayatımızı düzenlemek için/adalet ve mutluluk için gönderilmiştir. ( Hadid/25, Nahl/112)

Millet İttifakı’nın Temel’i sağlamdır. Oy emanettir. Ehline ve dürüst olana verilmelidir.

Biz de oyumuzu Pazar günü uzlaşma, umut, paylaşım, değişim adına Millet İttifakı’na vereceğiz, inşallah. Biliyoruz ki, önümüzde iki seçenek var. Ve biliyoruz ki, CB için Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiğimiz oy, aynı zamanda CB Yrd. için Bilge Başkan’a, kurulacak hükümet ortaklığına, CHP ye vereceğimiz oy da, Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet’e, TBMM’de gruba destek olacak, inşallah.

Hayırlısı olsun dileklerimizle, vesselam.