“Şecere” kelimesi Arapçadan Türkçeye olduğu gibi geçmiş ve “Şecer” ağaç anlamınadır.
Dilimizde “Şecere” soy kütüğü anlamınadır.
Kendi Şecerenizi/soy kütüğünüzü veya soy ağacınızı görmek isterseniz e-devlet’iniz varsa hemen girip bakabilirsiniz.
Yoksa hemen internete girip parasız alabilirsiniz.
Baba veya ana tarafından üçüncü dedenize veya ebe/büyük annelerinize ulaşabilir ve adlarını ve doğum tarihlerini görebilir ve de indirebilirsiniz.
Bir kurumun, yönetim şemasını kâğıt üzerinde kare veya dikdörtgen kutular içinde en üst makamdan en alta kadar gösterilir ya işte şecerede de soyun kütüğü gösterilir.
Bazı evlerde, ağaç resmi yapılmış ve yapraklarına da peygamberlerin adı yazılmış olarak duvara asılmış görürsünüz.
Hazreti Adem’den Sevgili Peygamberimize kadar.
Hepsine salatü selam olsun.
Şecere-i Tayyibe de başta Sevgili Peygamberimizden, Hazreti Ali ve Hazreti Fatıma’dan dünyaya gelen Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin’in neslinden gelen Ehlibeyt’in soy kütüğünün adıdır.
Şecere-i Tayyibe, tertemiz nesil anlamınadır.
O kutlu soy, adını da Kur’an-ı Kerim’den almıştır.
Rabbimiz, gönle kök salan, kalbimizi süsleyen, imanımızın ifadesi olan Kelime-i Tevhit için “Şecere-i Tayyibe” demiş:
“Görmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı? Güzel bir kelime, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan temiz ağaca benzer.” (İbrahim süresi, ayet 14/24)
Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman (R.A.) döneminde herkes Ehlibeyt’i biliyor, devlet onlara gereken ihtimamı, sevgi, saygı ve bakıma özen gösteriyordu.
Zamanla o mübarek neslin sayısı çoğalınca Abbasiler döneminde özel kayıt sistemi başlamış.
Kurulan bütün İslam devletlerinde saygı, sevgi ve yüksek makamlar vermişler.
Osmanlı Devleti’nde 1400 yılında Yıldırım Bayezit döneminde “Nakibü’l-Eşraflık” adı altında bir devlet kurumu oluşturulmuş ve o kurum 03 Mart 1924 yılına kadar 524 yıl devam etmiş.
03 Mart 1924 tarihine kadar gelen bütün kurumlar yeni hükümetle beraber yeni bir görünüm ve adla devam ettirilmiş.
Maarif Nezareti, Milli Eğitim Bakanlığı olarak devam etmiş.
Şeyhülislamlık, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak devam etmiş.
Milattan önce 209’da kurulan Kara Kuvvetleri’nin yaşı 2231 yıl olmuş.
Ama 1443 yıldır devam eden bu sevgi ve saygı şelalesinin resmi tarafı kapatılalı tam 98 yıl olmuş.
Bütün il ve ilçelerde temsilcisi olan, protokolde yeri, padişahtan sonra şeyhülislamla denk olan, bu Nakibü’l-Eşraflığın başkanlığında korunan o Şecere-i Tayyibe’nin, kayıt dosyaları, devletin bilmem hangi mahzeninde nasıl korunmaktadır.
Derhal dosyalara gerekli özen gösterilmeli ve koruma altına alınmalı.
Bütün Türkiye vatandaşlarının nüfus kütüğündeki kayıtları e-devlet’e kaydedildiği gibi, mevcut Şecere-i Tayyibe’deki kayıtlar, yine e-devlet’e geçirilmeli ve 1924’ten beri o mübarek neslin doğup ölenleri ve yaşayanları, izlenerek, Evlad-ı Resule, Ehlibeyt’e, sevgisi ve saygısı olan görevliler tarafından dijitale geçirilmeli.
Nakibü’l Eşraflık kurumu yeniden kurulmalı.
Dosyalarda kayıtlı olanların aileleri bulunmalı ve durumdan haberdar edilmeli.
Kendilerine eskiden olduğu gibi şecere verilmeli ve nüfus kâğıdına verilen bir şifre ile onların Ehlibeyt’ten oldukları işlenmeli.
Onlar, zekât ve sadaka alamazlar.
Fakir durumda olanlara, insanca yaşayabilecek destek verilmeli.
Kayıt yoluyla tescil edilen bu değerli insanların kendileriyle de dostluk bağları kurmalıyız.
Tanıdığımız ve bildiğimiz insanlar varsa ve onların yaşantısında hoş olmayan şeyler görüyorsanız, nefretinizi değil, şefkatinizi harekete geçirmeli.
Dolu yağarken açıkta olan herkes nasibini aldığı gibi, Batı’nın inkâr ve günah bataklığına bizi attıkları günden beri, temiz kalanımız kalmadı.
Gördüğümüz çirkin şey bizde de var ama göz kendini göremediğinden karşıdakini görür.
Bunları sevelim ve sayalım.
Evlad-ı Resulü sevmek sevaptır.
Sıla-rahm/akrabalarla bağı sıkı tutmak farz, bağı koparmak ise haramdır.
Akrabalarımızı biliyor ve seviyoruz da, Sevgili Peygamberimizin neslini, Kur’an’ın ifadesiyle Ehlibeyt’ini neden bilmiyoruz.
Hâlbuki Rabbimiz:
“…Peygamber, müminlere canlarından daha evladır. Peygamber hanımları müminlerin anneleridirler…” buyurur. (Ahzab süresi, ayet 33/6)
Biliyorsak neden onlarla bağ kurmuyoruz.
Bilmiyoruz, bilmenin yolunu da bilmiyoruz.
Hâlbuki ashab-ı kiram, tabiin ve ondan sonra gelen Emeviler hariç bütün Müslümanlar, Ehlibeyt’e sevgi ve saygıda kusur etmemişler.
Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar, Ehlibeyt’ten olanları takip etmek, onların eğitimi, geçimi, korunması konusunda hassas davranmışlar ve “Nakibü’l-Eşraflık” müessesesini kurmuşlar.
Darısı bizim başımıza.