Geçen yazımızda zâlimlerin satranç oyununun üç hamlesine dikkat çekmiştik. Bu yazımızda da en korkunç ve en dehşetli bir hamleye dikkat çekmeye çalışacağım. O da şu: İslâm’ın düşmanları yaklaşık 200 senedir yapamadıkları, Ehl-i Sünnet inancını Anadolu’nun sinesinden bir çırpıda kazıyıp atmak, ya da öksüz ve yetim bir vaziyete düşürmek istemektedir. Bunun için FETÖ terör örgütünü bahane ederek İslâm’a hizmet eden, bu vatan gençlerinin ateist, iffetsiz, ahlaksız olmaması için çırpınan bütün cemaatleri, STK’ları, tarikat erbâbını, medrese camiâsını aynı kefeye koymaya çalışmakta, bunun için medya organları üzerinden algı operasyonu yürütmektedirler. Tuhaftır, ehl-i bid’a mesleğinin goygoycuları, daha düne kadar Abant toplantılarında, diyalog sempozyumlarında Fetö’nün dizinin dibinden ayrılmayanlar, şimdi Fetö aleyhine konuşmakta, 15 Temmuz darbesinin arkasındaki üst akla göz kırparak, “Onun yerine bizi geçirin. Biz ne derseniz yaparız!” demek istemektedirler. Ancak öyle yağma yok, bu vatanda artık böyle bozuk mayalar tutmaz. Bu millet uyandı.

Aklı başında herkese sesleniyorum. Şapla şekeri birbirine karıştırmayın. Bu ülkenin Müslüman halkı, gözbebekleri çocuklarının Müslüman, iffetli, ahlaklı, vatanperver yetişmesini istiyor. Rejim Ağa’nın ise öyle bir derdi yok. O halde ne yapılacak? Bu yavrular kurda kuşa yem mi yapılacak? Bu ülkenin hamiyetli insanları, maddî-mânevî fedakârlıkta bulunarak, istirahatlarından, hattâ aile düzeninden feragatta bulunarak bu vatan gençlerinin mânevî ve fikrî kurtuluşu için çırpınıp durmuşlardır. Fetö gibi art niyetliler, Ehl-i Sünnet inancının dışındakiler bahsimizin haricindedir. (Ne yani, şimdi bazı cibilliyeti bozuklar cemaat kelimesini istismar etti diye, bu tâbirden vaz mı geçeceğiz. Ecnebilerin oyuncağı olmuş olan ve devamlı Müslümanlarla uğraşan bir taife o ismi kullandı diye, Kur’an’da geçen “Hizbullah” tabirini kullanmayacak mıyız?)

Müsaadenizle kendi hayatımdan misaller vereyim: İlkokul 3. sınıfı bitirmiştim. Yaz tatilinde Süleyman Efendi Cemaatinin nezaret ettiği Ahmet Çelebi Kur’an Kursu’na devam ettim ve çok istifade ettim. İmam Hatib’in dört yıllık orta kısmını bitirdikten sonra normal liseye başlamıştım. Daha liseye adımımı atınca şoke oldum. Zira bazı sınıf arkadaşları ateist görüşleri müdafaa ediyorlardı. Onlara nasıl cevap verecektim? Aklıma, İmam Hatip’te Tabiat Bilgisi dersine giren Ahmet Akdeniz hocamız geldi. O bize derste not defterinden Cenab-ı Hakkın isimleriyle ilgili yazılar okurdu. Gidip ziyaret ettim. Bana Bediüzzaman Hazretlerinin “Tabiat Risalesi” isimli eserini verdi, Okudum, sonra diğer eserleri okudum, arkadaşlara anlattım. 10 kişi namaza başladı. (Sonradan o arkadaşların hepsi üniversite imtihanını kazandı.) Risâle-i Nur Camiâsını İstanbul’daki üniversite hayatında çok daha yakından tanıdım. Bediüzzaman Hazretlerinin bütün talebeleriyle ahbap olduk. Bu camiânın on binlerce gence sahip çıktıklarına şâhit oldum. Hiçbiri âsâyişi ihlal edici en ufak harekete karışmadı.

Lise 2’de MSP camiasıyla tanıştım. Dayım Mehmet Bozgeyik milletvekili adayı idi. Kendisini çok severdim. Birlikte Antep’in yaklaşık beş yüz köyünü dolaştık. O sırada bu camiâya mensup insanları yakından tanıdım. Koskoca fabrikatör ortalığı süpürüyor, çay yapıyor, bundan da gocunmuyordu. Yüksek mühendis çay dağıtıyordu. Sonraları bu camiânın ortaöğretim ve üniversite talebeleriyle ilgilenen birimlerinin faaliyetlerini yakından müşâhede ettim. Şimdi yeğenim AGD yurdunda kalacak. MGV ve AGD yurtlarını şahsen bütün üniversite gençliğine gönül huzuru ile tavsiye ederim.

Arkadaşlarımın kızları Mahmud Efendi’nin hanımlar medresesine gitti, ben de akrabalarımdan, tanıdıklarımdan soranlara bu eğitim yuvalarını tavsiye ettim. Örnekleri çoğaltabiliriz. Yerim bu kadar. Şimdi gerçekten Allah rızası için çalışanlarla, dini istismar eden, sadece maddiyatı düşünen, dini tahribe çalışan taraf aynı kefeye mi konulacak? Şapla şekeri birbirine karıştırmayalım lütfen…