Hürriyet gazetesinin, Associated Press’in aktardığı habere dayandırdığı bilgilere göre Washington ile Şam arasında diplomatik faaliyetlerin yeniden başlatılması hedefleniyor. ABD yönetiminin, 2012 yılında faaliyetleri durdurulan Şam’daki ABD Büyükelçiliği’ni yeniden açmak için planlama yaptığı ve bu kapsamda Kongre’yi bilgilendirdiği bildirildi.
ABD Başkanı Donald Trump, büyükelçiliğin yeniden açılmasıyla ilgili bir soruya yanıt verirken SURİYE CUMHURBAŞKANI AHMED ŞARA’NIN BULUNDUĞU KONUMA KENDİSİNİN GETİRDİĞİNİ İDDİA ETTİ. Şara hakkında övgü dolu ifadeler kullanan Trump, “OLAĞANÜSTÜ BİR İŞ ÇIKARIYOR. O sert bir adam, uslu bir çocuk değil; yoksa bunu başaramazdı” dedi. Sözlerine SDG’ye açık mesaj niteliği taşıyan ifadeler de ekleyen Trump, “Şara şu ana kadar Kürtlere karşı çok iyi davrandı” ifadelerini kullandı.
Şimdşünelim.
Aylarca ne dinledik?
“Suriye’yi biz kurtardık.”
“Şam düştü düşecek.”
“Emevi Camii’nde namaz kılacağız.”
“Zafer bizim.”
Meydanlarda zafer nidaları atıldı. Şam üzerinden hamaset üretildi. İktidar medyası aylarca “Suriye’de oyun kurucu Türkiye” manşetleri attı. Hatta Şam’da şükür namazı kılma hayalleri dahi kuruldu (ve görünen o ki şükür namazı kılmaktan başka bir kazanım da elde edilemedi).
Bugün ise ABD Başkanı çıkıp “Ben getirdim” diyorsa, burada ciddi bir muhasebe yapmak zorundayız.
Biz Suriye’de ne yaptık?
Gerçekten bağımsız bir strateji mi yürüttük?
Yoksa küresel güçlerin kurduğu denklemin sahadaki uygulayıcısı mı olduk?
En ağır soru şu:
Suriye süreci, Türkiye’yi oyun kurucu bir güç olmaktan çıkarıp başkalarının yazdığı senaryoda rol alan bir aktör konumuna mı düşürdü?
Milyonlarca sığınmacının yükünü biz taşıdık.
Sınır güvenliği riskini biz yaşadık.
Terör tehdidini biz göğüsledik.
Ekonomik faturayı biz ödedik.
Ama siyasi krediyi kim yazıyor?
Washington.
Daha düne kadar “Suriye’de destan yazıyoruz” denilirken, bugün ABD 14 yıl sonra Şam’a dönme hazırlığı yapıyor. Demek ki masa başındaki esas oyuncular hiç değişmemiş.
Biz sahada yorulduk.
Onlar masada kazandı.
Hamaset, dış politikada zafer getirmez.
Millet, alkış üretmek için değil; hak ettiği gerçeği bilmek için vardır.
Gerçek güç; başkasının planında rol almak değil, kendi planını yazabilmektir.
Bugün ihtiyaç olan şey yeni hamaset dalgaları değil; gerçekçi, bağımsız ve gerçekten milli bir dış politika muhasebesidir.
