Yüzlerce yıl sonra, o kapıdan girenler, söylenmekteler; “Padişahı ele geçirip cihanın hâkimi olmuş kadınlar” diye. Sanki tanımazlarmış gibi hasedi, kıskançlığı.
Yüzlerce yıl sonra da aynı rekabet, işte.
Padişahın gözdesini bir kaşık suda boğacak ya da zengin konağına, soylu paşaya, bey oğluna gelin gidecek kadar şansı yaver gitmişse ne ala.
Hani rakiplerinin fesatlığından mıdır yaya kalmıştır yüzlercesi, onlar atla gidip; yalakalıkları ile kapmışlardır bir oda ve namları gayrı “oda-lık” tır.
Neler söylemiştir o yalan dolu ağızlar ki; hayatları boyunca bir daha kurtulamamışlardır, kül dökmekten ya da bakır mangalları ovmaktan.
Ne uyuzlukları kalmıştır, ne cüzzamlılıkları.
Bit bastığını başlarını.
Ne verem uydurmaktan geri durmuşlardır en güzel kızlara, ne cinli demekten vazgeçmişlerdir. Şöyle akşam sohbeti için arkadaşlar, sütunların altında kaderlerine yanarlarken bile çıra yakmamışken acılarına.
Ya duvarların çinisine, sedef, bağa ve fildişi oymalı ahşap kapaklı dolaplarına ortak edilen elemi.
İki kuruşluk tarak ya da ayna, terlik kaybolup da nasıl kendi bohçasından çıktığının izahını yapamayan garip kızlar orkestrası.
Müziğin, udun, neyin, rebabın nağmeleri ile de aslında dile dökmekte idi, uğradığı haksızlığı. Yoksa çoktan kıymıştı canına; kendini Cihannüma’dan ya da Kuşhane’den aşağı bırakıp da.
Ne olacaktır halleri.
Ne Mihrişah’a ne de Nakşıdil’e gülen şans, onlara uğramamıştır...
Yalakalar, valide sultana ulaşmış, oğlunun gözdesi olmayı başarıp köşe dönüp samur ya da vaşak kürklere bürünüp, altın brokar kaftanlarda. Kendilerinin hala saray çevresinden kısmetleri çıkmamıştı.
Ellerine her ay geçen 9-30 akçe maaşları birikmiş, dışarıdakilere göre zengin bile sayılırlardı.
9 yıl hizmetten sonra “Itıkname”lerini alıp, güzel bir çeyiz ile saraydan ayrılabilirlerdi ama nereye gideceklerdi.
Hızla yaşlanmakta ve tek talipleri yoktur.
“Haremin padişahı valide sultan”ın etrafında etten kale olmuşlar, bir kahve, bir havlu tutmayı bile başaramamışlardır, açıkgözler ille de bardağını kapıp yıkayacaklar, çorabını kendileri giydirecekler, saçlarını tarayacaklar, mümkün mü yanlarına yaklaşabilmek.
Aslında Asur ve Bizans haremlerinden gelen bir gelenekle gemisini kurtaran kaptandı.
14 valide sultan görmüş Topkapı Sarayı’nın hareminde, valide sultanın yüzlerce hizmetçisi olan cariyelerden biri olmak.
Cariyeler taşlığında; çamaşırhane, çeşme, kahve ocağında kalmak. Padişahın akrabası harem kadınlarının yazlık saraylardan dönüşlerinde, anlattıkları hoş sefalı yerleri, kulaktan kulağa duymak.
Gül, lale, sümbül, karanfil, yasemin, portakal, limon, üzüm bağlarının olduğu bahçeleri usta cariyelerden dinlemek.
Hünkâr sofasındaki düğün ve doğum törenlerini görebilen neneleri yaşındaki cariyelerden duymuşlardı, ille de sadrazam, şeyhülislam, kazasker, vezir, nişancı, defterdar, reis-ül küttab, imrahor, tezkereci ve kâtiplerden olmasa da kısmetleri.
Mutfaktan, helvahaneden, şerbethaneden, reçelhaneden de olabilirdi.
Yeter ki çıkıp gitsinlerdi, kendilerini yarı yolda bırakanları ipek hil’atler içinde görmeye dayanamıyorlardı.
İlle de Enderun derlerdi gedikli cariyelere; zaten Enderun’un kurulma amaçlarından biri de Harem-i hümayundan kızlarla evlendirileceklerdi. Ne var ki kendileri gibi devşirme oğlanlar, çok iyi yetiştirilip paşa yapılmış, bu gençlerle padişah kızları evlendirilmekte idi.
Saray’ın sanatçı ve zanaatkâr topluluğu olan Ehl-i Hiref teşkilatından kısmetler de olabilirdi ama böyle yaftalanınca, ağzı sır saklamaz, başı bitli, marazlı ya da hırsız diye usta cariyelerin verdiği karne pek kırık olunca.
Cebehane, darphane, hastane, odun ambarı, hasırcılar ocağından ya da fırından fodla ya da simit yapanlarında talip olabileceklerini tembihleseler de ustalarına.
Yok, kadersizlerin kapalı kısmetlerinde değişen bir şey olmamış.
Aslında bugün de değişen fazla bir şey olmadığını acep yüzlerce yıl önce yaşamış çaresiz kadınlar biliyorlar mıydı, yine devletlûların etrafında etten duvar çevrilip, tıpkı gemilerini yürüten hizmetliler gibi devletlû uçağına belli bir taifenin binip, randevuları alıp, görüşmeleri yapıp, büyük makamlara kurulduklarını, garipleri yanlarına yaklaştırmadıklarını.
Sadece üstlerindeki samur kürklerin modası değişmiştir.