Mahalli seçimler yapıldı, sonuçlar açıklandı.

Kazananlar da kaybedenler de bu milletin evladıdır. Kazananlara başarılar dilerken, kazanamayanlara da sonuçları kabul ederek bu ülke için ellerinden geleni yapmaya devam etmelerini tavsiye etmekteyiz. İnşaallah böyle de olacaktır. Kazanıp da yanlış işler yapanlara karşı, her zaman olduğu gibi elimizden gelen yapıcı muhalefet görevini yerine getireceğimiz tabiidir.

Hepimiz kabul etmeliyiz ki bu seçim düşmanı olmayan bir istiklal savaşı değildi. Kazanan da kazanamayan da bu milletin evladı idi. Ama ne yazık ki, böyle imiş gibi düşmanlığı köpürtecek bir rüzgâr estirilmiş ve oylar rüzgâra verilmiştir. 

Saadet Partimiz de bu seçimler için elinden gelen çabayı harcadı. Beklenen ve arzulanan sonuçların alınamadığı ortadadır. Bunların sebeplerini araştırıp varsa yanlışları düzeltmek, şimdi parti yönetim kademelerinin önünde gündem maddesidir.

Neyin ne olduğunu araştırıp soruşturmadan, sadece matematik hesaplara bakıp, bu sonuçları adeta silaha doldurup parti yöneticilerine ateş eder gibi eleştirenlere bir kaç cümlemiz olacak.

Hayali düşmanlar icat edip, her gün ve her mekânda bu düşmanlara karşı “milli mücadele” açarcasına kampanya yürütenler, kim ve ne oldukları belli olmayan, haklarında mahkumiyet kararı bulunmasından geçtik, soruşturma dahi açılmamış bu hayali düşmanlara karşı savaş rüzgârları estirip, milleti bölme söylemleri ile seçim kazandılar.

Böyle yapıp da neden seçim kazanılmadığı eleştiri konusu ise, Saadet Partisi asla bunu yapamazdı. Tarihine bakıldığında asla bu tür yanlışları yapmadığı görülecektir.

Her gün birbirlerine adeta küfredercesine ağıza alınmayacak galiz sözlerle saldıranlar seçim kazandılar.

Saadet Partisi’nin de seçim kazanmak için benzer sözlerle şahıslara hakaret etmesi gerekiyor idiyse ve bundan dolayı suçlanıyorsa, bilinmeli ki asla bu seviyeye düşemezdi.

Tek şahsa endeksli seçim kampanyası yürütenler seçim kazandılar. Belediyeler, projeler değil, tek şahıs gündemi yaparak kazandılar.

Saadet’in suçu projeler üzerinden seçim faaliyeti yürütmek idiyse, bilinsin ki başka türlü yapamazdı.

Soyguna, vurguna ve rüşvete karşı yapılan operasyonları devlete karşı yapılmış gibi gösterip, haklarında soruşturma, tutuklama veya yargılama kararı dahi alınmayanları en galiz sıfatlarla suçlu gibi gösterip halkı kamplaştırmaya yeltenenler seçim kazandılar. Hukuk yolu ile aklanması gerekenler estirdikleri suni rüzgârla götürdükleri oylarla AK’lanmayı amaçladılar. Bunu da başarmış gibi gözükmektedirler, lakin oy rüzgârı ile üstü kapatılamayacak şeyler varsa, önümüzdeki günlerde bunlar mutlaka açığa çıkacaktır.

Seçim kazandıran bu metotları kullanmamış olmakla suçlanılırsa bilinmelidir ki, yolsuzluk, rüşvet veya vurgun Saadet’in temsil ettiği Milli Görüş geleneğinde asla olmamıştır.

Saadet’in seçim bütçesi yetersizdi diye itiraz edenlere elbette verecek çok cevap var. Şu kadarını söylememiz yeterlidir:

Elhamdülillah Saadet’in kasasında tek kuruş bile haram para yoktu. Olmamıştır. Saadet sırtını devlete de dayamadı, devlet imkânlarını kullanmadı. Saadetliler ceplerindeki helal paralarını son kuruşuna kadar bu yolda harcanmak üzere teşkilatlara teslim ettiler, diye inanıyorum. Bu paralar belki yetersizdi ama bereketliydi. Bu bereketli yüz liranın rakiplerindeki milyon liralardan daha ekili olmasının sebebi de budur.

Medya gücünü harekete geçirip suni rüzgârlar estirerek seçim kazandılar.

Saadet ise bu güçten yoksundu. Bunun sorumluluğu elbette hepimizindir. Yalnız bilinmeli ki, Milli Görüş’ün geleneğinde yanlışlar yanlış, doğrular da doğru olarak kabul edilir. Medya gücü ile yanlışlar asla doğru imiş gibi ortaya konulamaz.

Saadet’in söylem ve sloganlarını eleştirenlere de küçük bir cümle söylememiz gerekiyor:

Genel merkez görevlilerinin çok mütevazı imkânlarla çalışarak ürettikleri söylem ve sloganlar, seçim kazanan partilerce taklit edilmiştir. Taklitleri seçim kazandıran slogan ve söylemlerin eleştirisi yapılırken bu hususu dikkate almak gereklidir.

Yeterince gayret etmeme sorumluluğu üzerinde durmamız gerek:

Bizim gözlemlerimize göre Saadet’in Genel Başkanı, başkanlık divanı üyeleri ve GİK üyeleri ellerinden gelen gayreti gösterdiler. İllerde, ilçelerde, mahalle ve köylerde herkes üzerine düşeni yaptı. Yine de bu kademelerdeki görevlilerin tembellik veya gevşeklikleri varsa, bunlar üzerinde durulup, eğitim, ikaz ya da şuurlandırma yolları ile bu görevlileri yeniden devreye alma sorumluluğu tüm parti kademelerine ait bir görevdir.

Bir diğer husus da Sayın Başbakan’ın geçtiğimiz yıllarda Peygamber Efendimize yapılan hakaretler konusunda tepkilerin cılızlığı karşısında söylediği bir söz vardı:

“Biz on yıldır milletin gazını almakla meşgul olduk. Elektriklerini boşalttık, aşırılıklarını törpüledik.”

Öyle anlaşılıyor ki, sadece milletin gazı alınmakla kalınmamış; anlamında bir ağırlık bulunan “oy” mefhumunun da içi boşaltılıp hafifletilmiş. Herkesin oyunun hesabını her iki cihanda da vereceğine dair şuur büyük ölçüde törpülenmiş. Suni rüzgârların önünde savrulacak bir anlamsızlığa bürünmüş.

O sebeplerle diyebiliriz ki, bu seçimde oyların çoğu rüzgâra verilmiştir.

Yusuf Yürekli Olmak

Tuzak kuranlar kardeşlerinse,

Nasibinde varsa bir kör kuyu;

Yusuf yürekli olmalısın ki,

Hakk nimete çevirsin korkuyu...