Ruhum için bir sargı bezi. Aradığım tam da buydu. Ne ki henüz böyle bir sargının asla bulunamayacağını bilmiyordum. Gördüğüm her ihtimali değerlendiriyor ruhum üzerinde denemelerde bulunuyordum. Sonuç hep başarısız oluyordu.
Yazarlığı gözüme kestirmiştim. Galiba o beni gözüne kestirmişti. Her ne ise bakışlarımız bir şekilde kesişmişti ve ben kalemin merhemine inandım. Yazmak bir kurtuluş olabilir miydi? Yazmak bir terapi bir sargı bezi?
Merhem ne kalemde ne insanda. Kendi iç âlemimizde ne bulduysak merhem onda. Çocukluğu kimilerinin gençliği kimilerinin. Yaşlılığı kimilerinin. Merhem bu üç dönemden birisinde saklı ve biz yolun sonuna iyice yaklaşmadan bunu tam olarak anlayamayacağız.
Yaşamak belki bir suç gibi bazılarına bir mecburiyet zorunluluk. Vazgeçme hükmü bizde değil. Fakat yaşamak bizde. Mümkün mü? Olduğu kadar. Hayata katılmak için bir şansımız olabilir. Tek başına da olsa. İnsan yaşadığını yalnızken de kavrayabilir. Uzun bir yürüyüş. Yalnızca şehri dinleyerek hiç konuşmadan zihni bomboş bırakarak çıkılan bir yürüyüş. Yüklerden birer birer kurtulan balon gibi.
Yüzmek. Denizin en derinine yalnız kulaç atmak. Zihni suya teslim etmek. Arınmanın bir başka yolu. Yaşamak.
Tüm arzular tükendiğinde geriye tek bir şey kalır: Yaşamak.
Olsaydın Bosna’ya giderdik. Rüyamın da bir anlamı olurdu. Yeşil renk suları can gözüyle görebilirdim. Fakat yoksun. Doğmamışsın. Kader. Yazmak yaşayamayanların yazgısıdır.
Şimdi olsaydın başka neler olurdu bilmiyorum. Olmaman varlığının anlamını da belirsizleştiriyor. Senin için güzel şeyler düşlemek istiyorum. En azından şu kısır döngüden bir sıyır, en azından tut hayatın yükünü kaldır. Nasıl da kurtuldum ama nasıl da tüy gibi hafifledim. İçim serpildi içim genişledi. Ağlamak manasız gülmek yersiz geldi. Kollarımı kanat sanarak uçmayı denedim tüm klişeler gibi. Uçtum. Yüksekti. Korkmadım. Düşmek tecrübelerim arasındaydı.
Sana bir yer beğendim. Kapılmıştı tüm köşeler. Seninki kimsesizler döşeği bir kaldırım yüzeyiydi. Kaldırımların soğuğunu bildinse bildin demekti geçilen yolları. Arabeski sevmen demekti bu da. Arabeski sevmeli acıların çocuğunu anlayabilmeliydin. Lirizmi tüm diğer türlere tercih etmeliydin. O zaman neden kimse kimsenin yoluna kuş koymuyor anlardın. Ve belki kuşlar gelir uzanırdı soframıza. [İlki N. Marmara, sonra C. Zarifoğlu]
O bu değil de en çok Bosna’ya gidemeyecek oluşumuz koyuyor şu sıralar. Bir kuş olsaydım giderdim ama. O vakit Kafkasya’ya da uzanırdım. Özgürlük kanatlarla başlıyor ve sonra vuruveriyorlar batan kızıl şafakta.
İnsanlar kuşları niye vururlar hiç düşündün mü? Kıskandıkları için. Havada bulutların arasında suların üzerinde manzaranın muhteşem yerinde bir seyirci oldukları için. Kendi içlerinde çırpınıp duran ama bir türlü gerçekleşmeyen o hayallerini kuşlar gerçekleştiriyor diye.
Şimdi kanlı bir şafakta vurulmuş kuş gibi çırpınmadan sessizce süzülürken unutuyorum unutamadığım ne varsa. O bir anda vurulma anında zihnim tabularasa. Ey ressam! Nakşet şimdi tüm güzellikleri. İnandır hayatın hâlâ yaşanabilir olduğuna.