Son iki haftadır milliyetçiliğin doğuşu ve seyri hakkındaki düşüncelerimizi paylaşmaya çalıştık. Bu hafta ise milliyetçi zihin yapısının kökenlerini ve doğurduğu sonuçlarını yapılan iki deney üzerinden somutlaştırmaya gayret edelim.

Birincisi Jane Elliot adlı bir öğretmen tarafından yapılan bölünmüş sınıf deneyidir. ABD’de siyahî ayrımcılığın en koyu olduğu zamanda ve hiç bir siyahînin yaşamadığı bir kasabada Martin Luther King’in öldürülmesini algılayamayan ve nedenini merak eden öğrencilerine ırkçılığı anlatmak amacıyla onlar üzerinde yaptığı bir deneydir.

Buna göre Elliot, öğrencilerini kahverengi gözlüler ve mavi gözlüler olmak üzere iki gruba ayırır. Az sayıda olan kahverengi gözlülerin kollarına bir bant takarak onları mavi gözlülerden ayırır. Deney boyunca mavi gözlü çocukları ön sıralara oturtur, daha fazla teneffüs yapma hakkı verir, spor kompleksini kullanmada öncelik tanır ve aynı sebilden dahi su içilmesini yasaklar. Tabi bunları yaparken kahverengi gözlü çocuklardan gelebilecek itirazları engellemek için sınıfı mavi gözlülerin daha zeki ve üstün olduğuna ikna eder.

Bu deney boyunca kahverengi gözlü öğrencilerin başarılarının gözle görülür ölçüde düştüğünü ve itaate daha meyilli olduğunu görür. Buna karşın mavi gözlülerin ise başarılarının arttığını, zorbalığa başvurduğunu ve kahverengi gözlü arkadaşlarını küçük düşürücü eylemlerde bulunduğunu tespit eder.

İkincisi ise Meksikalı çocuklar üzerinde yapılan oyuncak bebek deneyidir. Bu deneyde bir siyah bir de beyaz tenli iki oyuncak bebek hakkında Meksikalı çocuklara sorular sorulur. Hangi bebek güzel/çirkin, hangi bebek iyi/kötü ve hangi bebekten hoşlandın/hoşlanmadın gibi. Bu sorulara verilen yanıtlar ise iyi, güzel ve hoşa giden bebek beyaz, kötü, çirkin ve hoşlanılmayan bebek ise koyu renkli olandır.

Deneyde verilen cevapların nedenleri sorulduğunda çocukların bunlara verdiği cevaplar daha da ilginçtir. İyi/kötü, güzel/çirkin hoş olan/hoşlanılmayan gibi tercihlerine: “Çünkü onun rengi kahverengi, çünkü o beyaz” gibi açıklamalar getiriyorlar. Bu çocukların oyuncak bebeğe sadece rengi üzerinden böyle bir değer yüklemesi ancak ırkçılığın içselleştirilmesiyle açıklanabilmiştir.

Birinci deney aslında bizlere ırkçılığın sebebi ve doğuşunu gösteriyor. Çünkü olmayan bir üstünlük mavi gözlü öğrencilere vehmedilmiştir. Böylece kişinin kendi iradesi dışında sahip olduğu bir özelliğinden dolayı hayali bir üstünlük fikri oluşmuştur. İki hafta önceki kurgusal üstünlük yazım tam da bu gerçekliği ifade etmeye dönüktü. Deneyde gördüğümüz kadarıyla bu hayali üstünlük fikri bununla kalmıyor ve diğerleriyle olan ilişkisinde olumsuz davranışlar göstermesine de neden oluyor.

İkinci deney hayali üstünlük algısının doğurduğu sonuçları görmemizi sağlıyor. Kişilerin zihinsel dünyasına işlenmiş üstünlüğün nasıl içselleşip normal bir algılayışa dönüşebileceğini bu deney bize göstermiştir. Bu deneyle; zihinlere zerk edilen kurgusal üstünlük fikrinin bir tarafın üstünlüğüne inanması kadar diğer tarafın da o üstünlük algısına itaat etmesi sonucuna varılıyor.

Bu şekilde somutlaşmış vahametiyle karşımızda duran kimlik merkezli algılayış biçimi yaşanılan coğrafyayı paylaşmak yerine sahiplenmeyi zorunlu kılıyor. İşin daha da vahimi bu sahiplenmenin bir hak sebebi olarak görülmesidir.