Ekonomi ile ilgili olarak bir rekor haberi aldığımızda sevinmemiz gerekirken sevinemiyoruz. Özellikle de medyanın madalyonun hep bir yüzünü gösterme, iyi gibi görünen yüzü ile toplumu kandırma politikası sebebiyle ister istemez rekor haberlerine şüphe ile bakma alışkanlığı oluştu. Aslında Aralık ayında 7.3 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmek suretiyle aylık bazda Cumhuriyet tarihinin rekorunun kırılmış olması ve yine 2005 yılında toplam ihracatın 73.4 milyar dolarla belirlenen hedefi aştığı gerçeği karşısında sevinmek gerektiğini düşünüyor insan ilk anda.

Bir ülkede ihracatta patlama yaşanıyor olması o ülkenin sattığı mallarda artış olduğu anlamına gelir. Hatta, üretim artışı demektir ihracat patlaması. Ama, madalyonun ikinci yüzü olan ithalat rakamları ihracattaki patlamayı aşıp gitmemiş, dış ticaret açığımız yıllık bazda 42 milyar dolara ulaşmamış olsaydı.

Bu bakımdan medya istediği kadar toplumun gözünü ihracat rakamları ile boyamaya, ithalattaki patlamayı gizlemeye çalışsın dış ticaret açığımız tehlikeli bir noktaya gelmiş bulunuyor. Bu sebeple birtakım rekor lafları ile toplumu oyalamak yerine dış ticarette ortaya çıkan bu tehlikeli durumun nasıl giderilebileceğinin tartışılması, iktidarın bu yönde tedbir almaya zorlanması gerekiyor.

İthalat kalemleri sektörler bazında incelendiğinde ülke ekonomisinin giderek tehlikeli bir noktaya sürüklendiği rahatlıkla görülüyor. Söz gelimi bazı ekonomistler ara malı ve yatırım malı ithalatının iyi olduğu üzerinde duruyorlar. İlk bakışta doğru bir değerlendirme gibi görünmekle birlikte bu ülkede üretimi yapılan ara malı ve üretim mallarının da ithalatı hızla artıyorsa ortada yerli sanayi aleyhine bir gelişme olduğu görülmez mi

Bir başka husus ise ülkemizde bol miktarda üretilen pek çok tarımsal ürünün ithalatı her geçen gün artıyor. Bu ise, kendi ürettiğimiz malları döviz ödeyerek dışarıdan satın aldığımız anlamına geliyor. Ülke olarak böyle bir lükse sahip miyiz Kendi çiftçimizi bir kenara iterek başka ülkelerin çiftçilerini finanse etmiş oluyoruz. Hem de toplayarak bunu yapıyoruz. Tarım ürünlerinin ithalatına çeşitli gerekçeler ileri sürülebilir. Söz gelimi yerli üretimin pahalı buna karşılık ithal edilenlerin ucuz olduğu söylenebilir. Bu iddia nisbeten doğru olsa bile çoğu zaman da gerçeği yansıtmaz. Manav reyonlarında boy gösteren ithal elmalar 3-4 YTLye satılıyor.. Yerli elmalar ise bu sene ağaçların dalında çürümeye terkedildi. Büyük bir ihtimalle pek çok elma bahçesi sökülecek. Elmanın cinsi ve kalitesi üzerine bir yığın laf sıralanabilir ama, yerli elmalarımızın yenilmeyecek ve yüzüne bakılmayacak durumda olduğunu söylemek haksızlık olur ve bu gidişle önümüzdeki yıllarda elma ihtiyacının tamamı ithalat yoluyla karşılanacak demektir. Elmayı sadece bir örnek olarak aktardım, tarımın tamamına bakışta mantık maalesef benzer şekildedir.

Demek istediğim o ki, tarımdan sanayiye kadar yerli üretimin desteklenmesi ve ıslahı yönünde ciddi proglamların hazırlanması ve uygulamaya konulması gerekiyor. Yabancı sanayici ve çiftçileri desteklerken kendi sanayimizi ve tarımımızı öldürdüğümüzün çok geç olmadan farkına varmak durumundayız. Birtakım rakamlar ortaya atarak ihracatta rekor kırdık diye sevinmenin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü, esas rekor ithalatta kırılıyor ve ithalatın sürekli artması yerli üretimin gerilemesi anlamına geliyor. Bu da işsizlerin her geçen gün artması, dış ticaret açığının tehlikeli boyutlara ulaşması demektir. Bir bakıma ithalata dayalı ihracat artışı gözleniyor.