İnsanın bu ne pragmatizmmiş , bu ne reel politikmiş
diyesi geliyor artık. Irak işgaline destek için çıkarılmaya çalışılan 1 Mart
tezkeresinde de, önce karşı çıkılıp sonra uğruna savaş gemisi gönderilen Libya
işgalinde de bu pragmatik, yani salt çıkar odaklı bakış açımızla hareket
etmiştik. O günlerdeki tutarsızlıklarımıza da anında reel politik kılıfı
geçirilivermişti. Ne yazıktır ki, bu reel politik bir türlü bitmedi gitti.
Akıl almaz yanlışlıktaki dış politika hamlelerinin, daha
doğrusu fiyaskolarının hemen hepsine gerekçe hep aynı değil mi Ne olsa önümüze
reel politik veya konjonktür lafı konmuyor mu Nasıl bir konjonktürse hep
akıl, mantık ve insaf dışı seçenekleri dayatıyor demek.
Türkiye nin, ABD nin Irak işgaline destek olması için
reel politik veya konjonktür değil, dünyanın ortadan ikiye ayrılması bile
yetmez, yetmemeli. Libya ya üşüşen emperyalistlerin safında olmak için insanın
aklını kaçırması gerekmez mi Bölgedeki tüm komşularımızla arayı bozup, düşman
olup da, sadece ABD ve İsrail le dost olarak kalabilmeyi de hiçbir reel politik
koşulu ve hiçbir konjonktür izah edemez!
Kıbrıs ta, 2004 te yapılan referandumda, KKTC yi Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyeti içinde eritecek olan ve Kıbrıs ı fiilen bir Rum adasına
dönüştürmeyi amaçlayan Annan Planı na desteğin de izahı konjonktürdü
hatırlanırsa. Bugün, Kıbrıs ta çözüme yakın olduğu haberleri yaptırılıyor
devletin resmi ajansına. Kıbrıs ta bir devletimiz var ve çözüm diye sunulan
şeyde de bu devleti, Rum önderliğindeki bir Birleşik Kıbrıs devletine peşkeş
çekmek dışında hiçbir şey yok. Ve buna çözüm deniyor mesela. Bunlar hep reel
politik işte!
Gerçi, terör örgütüyle masaya oturulmasına ve bu süreçte
şehirlere yığınak yapmasına ses etmemeye de çözüm deniyor bu ülkede. Çözüm
kelimesini duyunca koşar adım kaçmalı! Kıbrıs takini de, teröre karşı
yürütüleni de gördük, görüyoruz maalesef!
Muhafazakar demokrat iktidar, bu Makyavelci kafayı, bu
pragmatik olma halini, bu reel politiğe göre davranmayı (yani nabza göre şerbet
vermeyi), bu konjonktürel olmayı öyle sevdi ki; akıl, mantık ve insafla
bağdaşmayacak hamlelere bile girişmeyi göze alabiliyor. İsrail le ilişkiler
buna başlı başına bir örnek olabilir.
Kamuoyu önünde bir siyasi krizde olduğumuz
pompalanadursun, İsrail le ticaret hacminin her sene mütemadiyen artması bile
başlı başına bir fecaat. Bugün gelinen noktada, üstüne üstlük 2010 daki Mavi
Marmara katliamından 5 sene sonra, İsrail le ticaret hacminin tüm zamanların
rekorunu kırması da reel politik le izah edilmiyor mu halka
Kurulduğu 1948 tarihinden beri, zulmünü, insafsızlığını
ve insandışı tavırlarını daha da artıran İsrail e muhtaç olduğumuz söylenmedi
mi Buna kamuoyundan, neredeyse cılız sayılacak olanlar dışında, herhangi bir
tepki yükseldi mi peki Kamuoyundaki Vardır bir bildikleri tavrı da
konjonktürel olmaya örnek olabilir pekala.
Türkiye nin, İslam coğrafyası üstüne dönen planların
hiçbirini öngöremeyip tedbir alamaması bir yana, üstüne üstlük bir de bu
planları yürütenlerin müttefikliğine, ortaklığına soyunması, bölgede tek
dostumuz İsrail garabetini doğuruyor haliyle.
İsrail gazının Avrupa ya Türkiye üzerinden pazarlanmasına
hevesleniyoruz, yetmiyor Kıbrıs a giden
sudan İsrail e vermekten bahsediyoruz. Türkiye açısından İsrail e su satmanın
ciddi bir maddi karşılığı olmayacak, ancak İsrail için bu ticaret resmen bir
hayat suyu olacak. Ki ciddi bir maddi karşılığı olsa bile, katil ve terörist
bir devlete su verilmesinin savunulacak hiçbir yönü olamaz!
Reel politiğimiz bu kadar işte. İslam aleminin baş belası
İsrail e can suyu olmak! ABD işgaline payanda olduktan sonra İsrail e can suyu
olmak da yakışır bu reel politikçi kafaya!