Çok partili siyasi hayata geçtiğimizden bu yana siyasi partiler arasında çeşitli ittifak, birliktelik ya da işbirliği tecrübelerine hep birlikte şahitlik etmekteyiz.
Gerek seçim öncesi ittifak arayışlarında gerekse seçim sonrası hükümet kurma süreçlerinde partiler moda tabiriyle istikşafi görüşmeler yaparak çıkış yolu bulmaya çalışırlar.
Partiler birbirilerine hasım/düşman değil de rakip oldukları için bu zaten olağan bir durumdur.
Olağan olmayan anormal olan durum; ülkenin bir adım daha ileriye gitmesi gayesiyle kurulan ve bu doğrultuda kendine bir taban bulan partilerin yine ülke menfaatine bir araya gelmelerini garipsemektir aslında.
Geçmiş yıllarda kurulan parti ittifakları daha ziyade “arkadan dolanma” kabilinden olduğu için bugünkü uygulamadan farklı işlevlere ve neticelere sahiptir.
İlk olarak 1954 seçimleri öncesinde başlayan ittifak arayışları neredeyse her seçimde gündeme gelmekle birlikte ittifaklar kimisinde başarılı bir şekilde kurulabilirken kimisinde ise son anda geri bırakılmıştır.
Lakin 2017 düzenlemesi, ittifaklar açısından yeni bir süreci beraberinde getirmiştir. Geçmişle kıyaslandığında yeni sürecin işaretleri kolaylıkla fark edilebilmektedir.
Bu işaretlerden ilki, ittifak kurulmasının nedeniyle ilgilidir. Zira geçmişte güçlü partiye karşı görece zayıf partilerin iktidara gelmek ya da Meclis’te temsil edilebilmek gayesiyle bir araya gelmesi söz konusu iken yeni dönemde ittifaklar tercih olmaktan ötede zorunluluğa dönüşmüştür. Seçim sisteminin niteliği partilerin tek başına hareket etmesini adeta olanaksız kılmaktadır.
Hal böyleyken herhangi bir siyasi partinin herhangi bir ittifaka girmesini garipsemek akıllıca değildir. Her parti kendisine uygun gördüğü şartlar çerçevesinde herhangi bir ittifaka yönelebilir.
Bir diğer işaret, ittifaklarda parti tabanının niteliği ile ilgilidir. Geçmiş yıllarda yapılan ittifaklar parti yöneticilerinin yürüttüğü istikşafi görüşmeler ile kurulmakta, parti tabanları edilgen konumda kalmaktaydı. Seçim öncesi kurulan bu ittifaklar, seçim sonrasında “evli evine, köylü köyüne” hesabı bitirilmekteydi. Zira sonuç itibarıyla sadece bir seçim işbirliğiydi.
Yeni ittifak sürecinde ise parti tabanları oldukça aktif bir rol üstlenmekte… Parti yönetimlerinden çok daha ötede bir birliktelik çabası yerelde ağırlığını hissettirmekte… Tabiri caizse ittifakın cazibesine kapılmış haldeler.
Daha önce seçim işbirliği olarak görülen ittifaklar şimdi seçim sonrasında da devam ettirilmekte. Elbette bu durum seçim düzenlemelerinin getirdiği bir sonuç olmakla birlikte aynı zamanda önemli açmazları barındırmaktadır.
Bunların arasında yakın gelecekte Türkiye’nin iki partili sisteme dönmesi için elverişli ortam oluşturma ya da kimi partilerin silikleşmesi gibi çeşitli ihtimaller olmakla birlikte esas açmaz olarak partilerin benzeşme süreci bulunmakta.
Nitekim parti ittifaklarında çeşitli partilerden yükselen eleştirel söylemlerin temelinde de bu benzeşme endişesinin yattığını söylemek gerekiyor.
Buna yönelik kimi örneklemeler ortaya koymak mümkün elbette.
AK Parti’nin Cumhur ittifakının kurulmasının ardından milliyetçi söyleme kaydığı yönündeki tespitler ve kendi tabanında gözlemlenen bu milliyetçi refleks AK Parti’nin kuruluşunda yer alan kimi kesimleri bu yüzden rahatsız etmeye başladı örneğin.
İslam Birliği idealinden Turan ordusu söylemine evrilen bu süreç belki konjonktürel, geçici görülebilir elbette. Bunu ileride göreceğiz daha net bir şekilde.
Ancak bugün için tespit edilmesi gereken vakıa budur. Geçici tespitler yerine daha uzun süreli çıkarsımalar, süreç analizleri yapılması istenirse kısa olarak da şu söylenebilir.
Parti ittifaklarındaki ortaklardan kaynaklı konjonktürel dalgalanmalarda benzeşme tehlikesinden korunmanın yolu, partilerin kendi ideolojik yapılarını sağlamlaştırmalarından geçmektedir. Eğer bir parti ideolojik çerçevesini koruyabilir, söylemlerinde tutarlılığı devam ettirebilirse o halde bu benzeşme tehlikesinden azat olunabilir.
Aksi takdirde, parti yöneticileri belki süreçten görece az etkilenebilir ancak parti tabanına doğru inildikçe ideolojik kopmaların, istikamet sapmalarının varlığı net bir şekilde görülebilecektir.
Hangi parti hangi partiye benzeşir sorusu ise yukarıda da değindiğim gibi partilerin izlediği politikayla ilgilidir. Kendi söylemini kurgulayabilen, olayları ittifakın değil, kendi penceresinden okuyabilen partiler açısından benzeşme endişesi bulunmamaktadır.