Hayat devam ediyor. Her gün haberlere kulak kesilenler, doların yükseliş ve alçalışında kalp grafiği de inip çıkanlar, şunu iyi bilin ki iniş çıkışlara katkıda bulunmadığınız sürece haberleri takip etmeniz veya kalbinizi zorlamanız size zarar verir fayda vermez.

Bu dünyada biz, gurbette gezen yolcu gibiyiz.

Ana rahminden kabre kadar olan yolculuğumuzda dünyamız bizim köprümüz gibidir.

Köprübaşında ve üstünde çok iyi insanlar olduğu gibi az da olsa eşkıya da olacak.

Ayetlerde bildirildiğine göre yolumuzun üzerine şeytan tuzaklarını kurmuş bekliyor.

Köprüden geçeceğiz. Ama ayıya dayı demeden, ayının yeğeni olmadan geçeceğiz.

İnsanlığımızı İslâmi kurallarla koruyarak geçeceğiz.

Bunu yapabilmek için önce ilim zırhına bürüneceğiz.

Takva elbisesi giyineceğiz.

Geceleri kıyama kalkıp namaz kılacağız.

Rabbimizin ayetlerini tertil (harfleri çıkış yerlerine dikkat ederek, manasını anlayarak, anladığını tatbik etmek) üzere okuyacağız.

Biz yolcuyuz. Yolumuzu kanla boyasak yolun sonundan cehennemin alevleri yükselir.

İyiliklerle, güllerle donatırsak, kötülüğü iyilikle giderirsek yolun sonundan Cennet görünür.

Bu yola biz, doğunun da batının da Rabbine güvenerek yola çıkmışız.

Nemrut un ateşi, Firavun un işadamları, Karun un sermayesi bizi tutamaz.

Dikensiz harman, çakalsız orman olmayacağını biliriz ve aslanlar gibi yolumuzda yürürüz.

Bu yolda ilim ve kalem ayaklarıyla yürürüz.

Kalbimizde takva azığı bulunsun.

Elimizde Hz. Musa nın asası olsun. Para ve silah üzerinde yürüyen, kalbi kinle dolu olan, elinde ateş, ağzında petrol bulunan insanların önünü ilimle, kalemle alamazsak asa gerekli olabilir.

Biz, bu dünyada azlığımızdan şikayet etmeyiz.

Öncülerimiz olan peygamberler bir tek kişi olarak gönderildiler. Ekonomik yönden zayıflığımız da bakmayız. Önderimiz olan sevgili peygamberimiz hem yetim, hem fakirdi.

Gecenin koyu karanlığını giderip kuşluk vaktinin aydınlığını getiren Allah (c.c) bir gün küfrün karanlığını götürür ve yerine İslâm ın aydınlığını getirir.

Biz, bu dünyaya teker teker gelindiği gibi, teker teker gidileceğini biliriz (En am 94).

Azlığımıza üzülmeyiz. Çokluğumuzla övünmeyiz.

Depremde, yangında, selde, soygunda yok olmayan, çalınamayan, yanmayan ilmimizle, imanımızla övünürüz.

Aldığımız her nefesin, içtiğimiz her damlanın, yuttuğumuz her lokmanın hesabının sorulacağını da bildiğimiz için sağlam bir iman, faydalı ilim, helâl rızkla beslenen sıhhatli bir beden ve Allah ın kitabına uygun bir amel / eylemle kabire varmayı tercih ederiz.

Meni halinde ana rahmine yerleştik.

Dokuz ay yol aldık. Dünyaya geldik.

Yolculuk devam ediyor.

Gurbete giden hep sıla özlemiyle yaşar. "Sılada bir evin bacası olsam" diye türküler yakar. Bir an önce kazanıp dönmeye çalışır. Gurbetin hiçbir şeyi onu eğleyemez.

Müslüman insan da dünya diyarında ömür sermayesini verip sevap kazanarak yürür.

Geçici güzelliklerin hiçbiri onu asıl yurdundan alıkoyamaz. O kamaşmayan gözlerle bakar dünya güzelliklerine.

Meşru olanlarından faydalanır ama yolundan alıkoyacak hiçbir put, düşünce, para, kadın, erkek, makam, rütbe onu engelleyemez.

Yolcu, bu dünya yolculuğunda tarlada, yolda, dükkanda, dairede, kışlada, karakolda, üniversite de her nerede olursan ol, yürüyüşün esnasında sana bakan dost ve düşmanların dışından içini görebilsinler. İçinde kin değil dinin parıldadığını görsünler.

Midende haram lokma olmadığını bilsinler. Kula kul olmadığını, Allah a kul olduğunu herkes anlasın.