Aralık ayının son haftasındayız. Bir aydır dikkat ettiğimiz, etmeye çalıştığımız ya da dikkat edilmesini umduğumuz benzeşmeme konusunun en önemli ve can alıcı haftasındayız. Biliyorum Noel bahsi açılınca yeter artık demek geliyor içinizden. Biliyoruz değil mi Müslüman’ın Noel kutlamayacağını? Sizin kutladığınız yılbaşı(!) Belki biraz heyecan arayışı… Belki de biraz umut aramak… Başka şarkıya mı geçsen artık yazar diyeceksiniz bunu da biliyorum. Yine de ısrarla sürdüreceğim bu bahsi… Çünkü sandığımız kadar basit değil. Çünkü tekrar tekrar konuştuklarımız konuyu sıradanlaştırmıyor, içselleştirmemizi sağlıyor. Tekrar tekrar diyeceğiz Müslüman Noel ya da yılbaşı kutlamaz diye… Ta ki kutlamayana dek…

Tekrar etmek sandığınız kadar kötü olsaydı eğer ezan günde beş kere okunmaz, günde beş defa namaz kılmaz, günde 40 defa Fatiha Suresi’ni okumazdık. Bazı tekrarlar bizi istikamette tutar. Bazı tekrarlar bize bazı gerçekleri tekrar tekrar hatırlatır. Bazı tekrarlarsa yoldan saptırır, zarar verir. Bu yüzden sabahtan akşama kadar ekranlarımızda şerri izlettiriyorlar. Kötülerin, canilerin, yalancıların kahraman olduğu dizileri filmleri hiç yılmadan tekrar tekrar, başka senaryolar aracılığıyla ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyorlar. Koyuyorlar ki benimseyelim ve yayılsın kötülük. Sorun tekrar etmekte değil yani. Neyi tekrar ettiğimizde. Hak olanı mı tekrar ediyoruz yoksa şerri mi? Şimdi tekrarın önemini kavradıysak artık kızmayacağınızı umarak Noel bahsine geri dönüyorum…

Aslında Noel’in benimsenmesi bir sürecin sonucudur. Bu süreç benzeşme sürecidir. Benzeşme de bir tekrarlar silsilesinden meydana gelir. Tıpkı alışkanlıkların tekrarlar vasıtasıyla meydana gelmesi gibi... Bir şeyi hayatımıza geçirmek istersek en az 21 gün tekrar etmemiz, bunun iyice yerleşmesi için de 40 gün tekrar etmemiz gerektiğini söylerler. Kötü alışkanlıklar da tekrarlardan meydana gelir. İlk yalanı söylemek, ilk günahı işlemek diğerlerine kapı açar. Alkolik olmak için ilk önce ilk yudumu almış olmak gerekir.

Noel’in aramızda bu kadar yayılması ve rahatsız etmemesi ilk tavizin sonucudur. Noel’e gelene kadar başka başka şeylerden taviz verdik. Önemli olan bunların farkına varmamız. Sorun Noel’i kutluyor oluşumuz değil, sorun başkalarına benzememiz. Sorun kimliğimizden taviz vermemiz. Eylemler, düşüncenin sonucudur. Düşündüğümüz ve inandığımız gibi yaşamazsak; yaşadığımız gibi düşünür ve inanmaya başlarız. İşte benzemek bu yüzden tehlikelidir.

Benzeşme deyince ele almamız gereken önemli bir konu da benzemenin zıddı olan farklılık konusu. Farklılığın bu kadar konuşulduğu, farklı olmak için bu kadar çaba harcandığı ama bir o kadar herkesin birbirine benzediği başka bir dönem var mıdır acaba? Küreselleşme ile sınırlar kalktı. Artık herkese aynı şeyler pazarlanıyor. Hem de farklı olma adı altında. Sonuç olarak Nişantaşı’nda oturan bir kişi de aynı şeyleri yiyip içiyor, aynı modayı takip ediyor, aynı filmleri-dizileri izliyor; Anadolu’nun bir kasabasında oturan kişi de dünyanın diğer ucundaki kişi de… Aynı kültürün pazarlanması ve tüketilmesi sonucunda da herkes benzer şeyleri düşünüyor, benzer şeyleri konuşuyor. Ne demiştik ne yersek o muyduk? Bence bu sözü şöyle revize etmeliyiz; ne tüketirsek oyuz!

Ayet ve hadislerde açıkça başka bir millete benzemememiz emredilmektedir. Peygamber Efendimizin (S.A.V.) bu konudaki hassasiyetlerini biliyoruz. Her konuda Yahudi ve Hıristiyanlara benzememek için onların uygulamalarına muhalefet eden uygulamalarda bulunmuştur. Tırnak kesiminden, saç sakal uzatamaya kadar… Bunlar çok ayrıntı şeyler gibi gelse de bir hikmet çerçevesinde uygulanmışlar ve emredilmişlerdir. Evet, İslam dini şekil dini değil, ruh ve mana dinidir. Ancak şekil; ruh ve manayı da yoğuruyor. Nitekim ashâb-ı kiramdan Abdullah İbn-i Mes’ûd Radıyallâhuanh şöyle buyurmuştur: “Elbiseler elbiselere benzeyince, kalpler de kalplere benzemeye başlar.” (Vekî, Zühd, s. 597)

Şimdi bu sözü çocukluğumuza, ilk gençlik yıllarımıza dönerek düşünmemizi istiyorum. O zamanlar hayran olduğumuz abi/ablalarımızı nasıl taklit ettiğimizi hatırlıyor muyuz? Hayran olduğumuz ablalarımız gibi başımızı kapatmaya, hayran olduğumuz abiler gibi giyinmeye, onların okuduklarını okumaya, izlediklerini izlemeye çalışıyorduk. Nitekim sevdiğimiz kişileri tekrar etmenin bir sonucu olarak kalplerimiz de onlara benzemeye başladı ve onların yolundan gitmeye başladık.

Bu nedenle ailelerin, abilerin, ablaların, örnek alınanların, önde gidenlerin sorumluluğu daha fazla. Önde gidenleri izleyenler var. Eğer önde gidenler birilerine benzerse, önde gidenleri izleyenler de önde gidenlerin benzediklerine benzerler. Mesele önde gidenlerin kime benzediğinde.

Belki herkese sesimizi duyurmak imkânımız yok. Belki bizden olmayana benzemeyin çağrısını duymayacak, duymak istemeyecek çoğu kimse. Ancak bizim bu çağrımız önde gidenlere. Lütfen örnek olduklarınıza güzel miraslar bırakınız. Zira siz nesillerin sorumluluğunu üstleniyorsunuz. Kutup yıldızı misali yön veriyor, yol gösteriyorsunuz. İstikamet sahibi olunuz ki, izinizden gelenler de istikameti kaybetmesin…