Nargiz kasırgasının vurduğu Myanmar ülkesinde, 100.000 i aşkın insan öldüğü halde, mevcut askeri hükümetin, yapılmak istenilen bütün dış yardımları reddettiğini gazetelerde okuduk.

Yaralılara yardım yapılamıyormuş.

Enkaz altında kalanların kurtarılması bu sebepten mümkün olmuyormuş.

Açlık başlamış, susuzluk başlamış, salgın hastalıklar başgöstermiş. Amma yine de cunta hükümeti engel çıkartmakta inat ediyormuş. Onun derdi önce yasal olmayan cunta hükümetinin, referandum yapılarak, yasallaştırılması, yardımların sonra yapılması imiş..

Siz şu zalimliğin derecesine bakın. Kasırga felaketinden daha beter, daha daha feci bir facia var ortada...

Birleşmiş Milletler Teşkilatı nın ve yardım kuruluşlarının yapabildiği şey sadece cunta hükümetine rica minnet etmekten ibaret.

Derhal yapılması gereken iş nedir Acil olarak önce bu cunta üyelerinin tutuklanıp hapse atılmasıdır. Sonra kapıların yardım kuruluşlarına ardına kadar açılmasıdır. Bir iki cılız rica minnet etmekle, yalvarmakla iktifa edilemez. İnsanlık bunu icab ettirir. İnsan haklarına saygı ve bağlılık bunu gerektirir. Aksi halde, şu göz göre göre yapılan zulümlerden dolayı bütün insanlar vebal altında kalır.

Süleyman Arif Emre, sen de amma olmayacak isteklerde bulunuyorsun. Şu siyonist ve emparyalist ABD nin veto kıskacında çalışan Birleşmiş Milletler Teşkilatı mı zalimleri def edecek, mazlumları kurtaracak

ABD ve İsrail ikilisi, nahak yere Afganistan ı, Irak ı işgal etti, Irak ta iki milyondan fazla insan öldü. Afganistan da hâlâ kan akıtılıyor. İsrail e müslüman öldürmek, tavuk kesmekten daha basit ve daha kolay.

Ayrıca Bosna-Hersek te hem de medenî denilen Avrupa nın göbeğinde bütün Batılı ülkelerin gözleri önünde, kıtır kıtır Sırplar Müslümanları kestiler, toplu mezarlara gömdüler, hâlâ bulunan toplu mezarlardan cesetler çıkarılıyor. Hiç böylelerinden şefkat, merhamet, insan haklarına saygı beklenir mi

Hiç Guantanamo tipi esir kampları kuranlardan, bununla yetinmeyeyerek, uçaklarda bile hapishane ihdas ederek, yargısız infazlar yapanlardan medet umulur mu

Bir Japon ilim adamı, yaptığı ciddi bir araştırma sonunda yazdığı kitabında, "Gerçek mânâda, uluslararası adaletin, ancak bizim Müslüman ecdadımız eliyle hayata geçirilebileceğini" tez olarak ileri sürmüştü. Meğer bu görüş ne kadar doğru imiş.

Zira bütün Balkan ülkeleri ve Avrupa nın yarısı, ecdadımızın altı asır yönetimi altında kaldığı halde, bu başka başka din, dil, ırk, mezhep ve kültüre mensup insanlardan hiç birisine zulüm yapılmamış, inancına, ibadetine müdahale edilmemiştir. Onlara tam ve kamil manada insan hakları tanınmıştır.

-Kanuni Sultan Süleyman, bir fermanı ile, Endonezya yı müstemleke yapmak isteyen Batılıların elinden yöre halkını bir donanma göndererek esaretten kurtarmıştır.

-Alman İmparatoru Şarlken tarafından, haksız olarak esir alınan, Fransa Kralı Fransuva yine Kanuni nin bir ültimatomu ile esaretten kurtarılmıştır.

- Yine o devirde ilk defa Fransa da ihdas  edilen, dans oyunu, hünkarın bir fermanı ile, ahlâk ve aile nizamına aykırı görüldüğü için, men edilmiştir.

-Hatta Evrenos bey ve arkadaşları, ilk defa, mehtablı bir gecede sallarla Çanakkale boğazını geçerek, bir kaleyi fethedince, bu haber Fransa ya, Almanya ya kadar Avrupa da yankılanmış, "Adil ve Müslüman Türkler geliyor. Bizleri derebeylerin zulmünden kurtaracaklar" diye adeta bayram yapılmıştır.

Bu saydığım misaller yeterlidir sanırım. Demek istediğim husus şudur ki:

1-Adalet mülkün temelidir.

2- Adaletin tecellisi, hayata geçirilmesi için, sadece İnsan Hakları Evrensel Bildirileri gibi metinlere imza atarak ilan etmek yetmez.

3- Adaletin tecellisi için, her şeyden önce adil uygulayıcıların bu uygulamayı yapması gerekir.

4-Adil uygulayıcıların ise Allah ın adil sıfatına ve adaletin ezelî ve ebedî olduğuna, yürekten inanmış olması gerekir.

Sadece adil prensiplerin, bildirilere, anayasalara, kanunlara, tüzüklere, yönetmeliklere yazılmış olması insanlığa hiçbir faide sağlamaz. Adil insan olmaz ise bu prensipler kağıt üzerinde kalır, kalmaya mahkum olur.

5-Toplumlar, adalet ve fazilet yolunda ne derece yücelmiş ise, o derece medenîleşmiş olurlar. Sadece teknik imkânları kullanarak, öldürücü kimyasal ve nükleer kitle imha silâhlarına sahip olmaları ve o silahları kullanmaları vahşet ve zulüm yolundaki derecelerini artırır.

Netice: Birleşmiş Milletler Teşkilatı bir sınavla karşı karşıyadır. Myanmar faciasına seyirci kalmamalı, gereken tedbirleri alarak kanayan bu yarayı tedavi etmelidir.