Sahte bal satanlar, sahte sucuk, salam satanlar, gıdada

her türlü hileyi yapan sahtekârların yanına bir de, Türkiye bugünlerde mazot

yerine kullanılan 10 numara yağla tanıştı. Bu on numara yağ Solventle

karıştırılıp, inceltilerek mazot yerine kullanılmaktadır. Mazot yerine

kullanılan bu yağın motorda yanması farklı olduğundan otobüsler de yangın

meydana getirebilmektedir. 10 numara yağ, motorin piyasasına tüm ülke çapında

birçok farklı marka altında ve çoğunlukla teneke ambalaj içinde (veya dökme

olarak) yaygın bir biçimde motorinin yerine kullanılmak üzere satılan

maddelerin geneline verilen isim. Akışkanlığı yüksek olan ve piyasada yer

edinen 10 numara yağ; günümüzde motorine alternatif olarak sunuluyor ve

kullanılıyor. Akaryakıta döndürülen bu on numara yağ, hukuken kaçak petrol

ürünü olarak değerlendirilmektedir. Şirketler bunu üretimde kullanmak üzere

KDV siz almaktadır. Eskisi kadar olmasa da çok yoğun bir pazarı var. Litresi

2,80 ile 3.00 lira arası satılmaktadır. Bunu kullanan araç sahipleri insan

taşıdıklarını unuturcasına, daha fazla kâr etmek için gözlerini karartmış

durumdalar. Her alanda sahtekârlık alıp başını gitti, bu sistem ya mağdur

üretmekte ya da sahtekâr. Koca koca profesörler dolandırıldığı bu ülkede bir

şeyler yanlış gitmektedir. Bu kadar mı sahtekâr olduk. Nasıl bu hale geldik

Nerde kaldı çocukluğumun dürüst insanları Kimsenin bir kuruşuna tenezzül

etmez, izinsiz kimse kimseden bir şey olmazdı. Hep büyüklerimiz bize tembih

eder, akıl verirlerdi. Şimdi her şey mubah oldu. Azıcık aşım kaygısız başım

der, aza kanaat getirdik. Şimdi doymak bilmez bir vaziyette dünya malına meyil

ettik, dünya malını ele geçirmek için de her yola başvurur olduk. Ölmek, ahiret

gibi kaygılarımızı tamamen silip attık, hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşar olduk.

Bu kadar sahtekârı kimler yetiştirdi

Her bayram trafik kazaları meydana gelmesi, bütün yıl

içinde meydana gelen iş kazalarını da düşünürsek gerçekten ortada vahim bir

durum olduğunu göstermiyor mu İşverenler alması gereken önlemleri alamıyor,

denetleyen sağlıklı denetlemiyor, sendikalar görevlerini yapmıyor. Derse

girmeden ehliyet alanlar. Herkes bir yol bulmuş, rant peşine koşuyor. Bu kadar

sahtekârı kimler yetiştirdi Yıllardır uygulanan eğitim programlarının ürünü

olabilir mi Yoksa milletimizin çekirdeğini oluşturan din kavramının içini

boşaltıp, hurafeleri mi yerleştirdiler Laik düzenin sunduğu eğitim bizi bu

hale getirmiş olabilir mi Bizi önce filmlerle bozdular, sonra dizi filmlerle

değiştirdiler, reklamlarla tüketici haline getirdiler. Tüketme adına her yolu

mubah saymaya başladık. Bunun için de her türlü yalana, dolandırıcılığa

başvurduk. Müslümanlık sadece nüfus kâğıdımızın din hanesinde kaldı. Yeni çıkan

yasayla da o da kişinin isteğine bırakıldı. Bağlı bulunduğunuz nüfus müdürlüğüne son 6 ay içinde çekilmiş 2 adet

vesikalık fotoğrafla gidiyorsunuz. Din hanesini sildirmek istediğinizi

söylüyorsunuz. Yeterli oluyor. Bütün manevi değerlerimizden bizi soyutluyorlar,

maneviyatımızı çekip alıyor yerine maddiyatı koyuyorlar. Bizi yanlaştırmak için

ılımlı İslam projesini hayata geçirdiler. Cemaat-AKP işbirliğinden ılımlı İslam

projesi doğdu. Al-i İmran Suresi nin Allah katında geçerli din İslam dır

şeklindeki 19. ayetinin AB nin kaldırın demesi üzerine 17 Şubat 2006

tarihinde, 230 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı nın yazısı ile kaldırılması

yeniden düşünmemiz için yeterli bir sebeptir.

En güzel hasletlerimizi terk ettik

On yıldır ülkemizde çok büyük değişiklikler oldu hem

yaşam anlamında hem de gelişmişlik anlamında. Sadece yollar yapılmadı, sadece

hastaneler iyileştirilmedi. İnsanımız da bir değişime uğradı, adeta maneviyatı

çekildi, sadece dünya için yaşayan insanlara dönüştürüldü. Yardımlaşmanın

kalktığı, insanın insana güvenmediği zamana geldik. Maneviyattan maddiyatçılığa

geçiş yaparak, maneviyatı sadece söylemde bıraktık. Yaşam şeklimizle, konuşma

şeklimiz birbirinden ayrı hale geldi. Cuma mesajları atıyor ama Cuma namazına

iştirak etmiyoruz. Bayram kutluyoruz, âmâ yaşlıları ziyaret yerine tatile

gidiyoruz. En güzel hasletlerimizi terk ettik. Tüketici canavarı olup çıktık.

Tüketim noktasında birbirimizle yarışır hale getirildik. Face sayfalarında hep

güzel elbiselerimizle çekmiş olduğumuz fotoğrafları ve davet edildiğimiz yemek

sofralarının fotoğraflarını paylaştık Bazılarının alamadığını, bazılarının

yiyemediğini düşünemedik. Din alır, din satar olduk. Tesettürsüz, makyajlı,

dekolte giyen dini dilinden düşürmeyen insanlar türedi. Bir yerlere gelebilmek

için, hükümete yalakalık yapan yazarlar oluştu. Onur, şeref gibi hasletleri

unuttuk. Kazanma adına her türlü yola başvurduk. Paramız olunca beyefendi

dediler. Nasıl kazandığımızı sorgulamadılar. Kısa zaman da yapılan servet

günahsız olamaz. Bunu bildiğimiz halde, servet sahibi insanların yanında

olmanın mücadelesini verdik.