Elhamdülillah, Türkiye Müslüman bir ülke! Selçuklu ve

Osmanlı atalarımız yüz yıllar boyu İslâm ın temsilcisi olmuş, hak ve adaletin

öncülüğünü yapmışlar. Büyük kahramanlar, büyük ilim adamları yetiştirerek

dünyayı ilimle aydınlatmışlar. Dünya huzur ve barışını sağlamışlar.

Osmanlı nın İslâm ı temsildeki hassasiyetini anlatan iki

örnek vermek istiyorum:

Mekke Şafiî Reis-ül Uleması Ahmet Zeylî Dahlân Fütûhât-ı

İslâmiyye adlı eserinde Hülâfâ-yı Râşidîn devrinden sonra Kur an a ve Sünnete

en uygun devlet Osmanlı Devleti dir der.

Tarih Filozofu Arnold J. Toynbee de, Tarih Üzerine Bir

Etüd adlı eserinde Eflâtun un ideal devletine realitede en fazla yaklaşmış

sistem Osmanlı Devleti dir değerlendirmesini yapar.

Bunu niçin anlattım Hani Şeyh Edebâli (r.a) diyor ya!:

Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Biz sıradan bir millet

değiliz. Tarih boyunca büyük görevler üstlenmiş, insanlığa büyük hizmetler

yapmışız. Yeni nesiller, nasıl bir ecdadın evlâdı olduklarını çok iyi

bilmelidirler.

Daha da önemlisi, İslâm ı sahih akide, doğru inanç

dediğimiz Ehli Sünnet Ve l Cemaat akidesi üzere temsil etmişiz. Yani, Allah

Resulü nün (s.a.v) bize öğrettiği şekilde.

Ecdat Emaneti Korudu

Evet, biz inanıyoruz ki, ecdadımız yüklendikleri mukaddes

emaneti korudular. Tarihin imtihanını yüz akıyla verdiler. Onları hep hayırla

anıyor, Allah onlardan razı olsun, diyoruz.

Şimdi imtihan sırası bizde! Biz de hayırla anılmak

istemez miyiz Öyleyse Müslüman olmanın üzerimize yüklediği görevleri hakkıyla

yerine getirmeliyiz. Her Müslüman bir din gönüllüsü gibi hareket etmelidir.

Şu müjdeye lâyık olmak istemez miyiz : Sizin vesilenizle bir kişinin hidayete

ulaşması dünya ve içindekilerinin tamamından hayırlıdır. (Râmuz-ul Ehâdis)

Geçmişimizle ilgili bu hatırlatmayı yaptıktan sonra,

objektiflerimizi günümüz Türkiye sine çevirelim: Hepimiz, toplumumuzun manevî

ve ahlakî bir erozyon yaşadığının farkındayız, sanırım. Gençlerimiz muazzam bir

ifsat olayıyla karşı karşıya. Sonuç olarak, bu gençler, bu ülkenin gençleri.

İsimleri Ayşe, Fatma, Ahmet, İbrahim olan gençler. Biz, bu ülkenin bütün

insanlarını kardeş bilmek, onlara karşı görevlerimiz bulunduğunun idrakine

varmak zorundayız. Çünkü Müslümanlar birbiri için yaşayan insanlardır.

Önce durum tespiti: Son senelerde yapılan anket ve

araştırmaları takip ettiniz mi bilmem. Genel sonuç şöyle: 2002 den bu yana

kendilerini Müslüman olarak tanımlayanların oranında ciddi bir değişme yok, ama

namaz ve diğer ibadetlerin yerine getirilmesinde kademeli bir geri sayım söz

konusu. Buna, amelsiz Müslümanlık yaygınlaşmaya başlıyor da diyebilirsiniz.

Manevî Erozyon Var

DİB, 15. 7. 2014 günü Türkiye de Dinî Hayat başlığını

taşıyan bir araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Olayı, Vahim Tablo şeklinde

veren basın kuruluşları oldu.

Araştırma, 15 Mayıs - 20 Eylül 2013 tarihleri arasında 81

il, 37.624 hanede insanlarla bire bir görüşülerek yapıldı. Ankette, Dinî

Aidiyet, İnanç, İbadet, Dinî Bilgi, Gündelik Hayat ve Din ile Dindarlık olmak

üzere 6 başlık yer aldı.

Türkiye de Dinî Hayat araştırmasında ilginç sonuçlara

ulaşıldı. Ankete göre, ülkemizde yaşayanların yüzde 20 si yalan söylemenin

günah olduğunu bilmiyor. Sarhoşluk veren içkinin haram olmadığını söyleyenlerin

oranı yüzde 6.4. İnsanların yüzde 99.2 si İslâm dinine mensup. Diğer dinlerden

olanların oranı yüzde 0.4. İhtiyacını türbelerde yatanlara arz edenlerin oranı

yüzde 8.3. İnsanımızın İslâmî bilgilere olan ihtiyacı o kadar açık ki!

Kısaca, yabancılaştırıcı medya bombardımanı devam ediyor.

İslâmî hayat tarzı konusunda ciddî örselenmeler var. Siz de yakınınızdaki

gençleri test ederek, çoğunun İslâmî bilgilerden ne kadar yoksun olduğunu

görebilirsiniz. Üniversite çevresinde ikamet ediyorum. Hiçbir sure ve dua

bilmeyen, gusül abdestinden bile habersiz o kadar çok gencimiz var ki! Halbuki

bizim en orijinal özelliğimiz Müslümanlığımızdır. Dünya ve âhiret saadetinin

prensipleri orada.

Müslüman olarak hepimize görevler düşüyor. Konum ve

istidadımıza göre hepimiz bu gidişattan sorumluyuz.

Ancak, Diyanet görevlilerinin sorumluluklarının daha

büyük olduğu ortada! Çünkü onlar, bu işi meslek olarak yapıyor, ailelerinin

rızklarını buradan kazanıyorlar. Aldıklarını helâl ettirebilmeleri için bu

manevî görevin hakkını vermeleri gerekir.

Vazifesini lâyıkıyla yapan hocalarımızdan Allah razı

olsun! Onlara minnettarız. Biz, bir Müslüman olarak hepsinin ehil ve gayretli

olmalarını arzu ediyoruz. Niçin İslâmî bilgiler her tarafa ulaşsın diye.

Hocalarımız, İmam Hatiplik görevini her işin önünde tutmalı. Bunu aslî

görevleri olarak bilmeliler. İslâm, büyüklük ve ulviyeti ile mütenasip şekilde

temsil edilmeli.

DİB in personeli 150 bine yaklaştı. Her mahalle ve her

köyde camilerimiz var. Yaygın bir hizmet söz konusu! En geniş ve en hasbî

halkla ilişkiler çalışması ancak bu alanda icra edilebilir. Hoca; cami, cenaze,

mevlit, hastalık, kaza, düğün, bayram gibi her vesile ile halkla iletişim

halinde. Bu manevî görevin hakkını verenler profesörden bile etkili olurlar.

Öyleyse, cahilliği yenmek, manevî ve ahlakî erozyonu

durdurmak için İslâm ı öğrenme ve öğretme seferberliğine girişmeye var mısınız

Dinimiz, her fedakârlığı yapmaya değmez mi