İpek halı antikacılığı yapan İngilizce ve Fransızcayı

neredeyse anadili gibi bilen bir dostumun galerisinde otururken, gelen bir

yabancıyı karşıladı ve hoş-beşten sonra Hocam, bu bey bu konuda dünyanın en

büyüğüdür dedi.

Gelen Amerikalı antikacı, Akdeniz kenarındaki köylerden

birinde yaptırdığı köşkünün fotoğraflarını bilgisayarından bize gösterirken

komşu köylülerle balkonda, bağda, zeytin ağaçlarının altında çay içerken, süt

içerken çekilmiş fotoğrafları gösteriyor ve komşularının adını da Osman, Ali,

Ömer, Ahmet diye de söylüyor.

Ben kendisine arkadaşım tercümanlığıyla sordum:

Amerika daki villanızın karşısındaki, sağındaki, solundaki komşularınızla da

böylece kaynaşma oluyor muydu dedim.

Cevap olarak Hayır dedikten sonra Sabah, akşam

arabamızdan inerken veya binerken uzaktan birbirimizi gördüğümüzde el

kaldırırız böylece selamlaşırız dedi.

Ben de ona Siz, Türkiye nin herhangi bir ilinin bir

köyüne de gitseniz orada da Ali, Osman, Ömer, Ahmet le aynı kaynaşmayı

yaparsınız. Neden Amerika da yapamazsınız dediğimde cevap olarak Anladım,

Müslüman olmamı teklif ediyor diyor.

Yedi milyar insan doğarken dostluğa, ülfete, kaynaşmaya

yatkın olarak doğarlar.

Dünyadan bir yaşında bin tane çocuğu bir araya getirseniz

hemen kaynaşırlar.

Büyüdükçe anne ve babalarından, aile çevresinden şuur

altına kaydettiği bilgilerle sınırlar koymaya başlarlar.

Ve bir gün gelir, makamına, parasına, şanına, şöhretine

katkıda bulunabileceklerle uzaktan selamlaşmayı tercih etmeye yönelirler.

Onun içindir ki siyasilerimiz: Dostluk yok, çıkarlarımız

vardır derler.

Hakkari de, Diyarbakır da, İstanbul da camilerde Türk ile

Kürt omuz omuza namaz kılarlarken dinin sağladığı bağla bağlanırlar

birbirlerine.

İstanbul da Fatih Camii ne öğle namazı kılmak için

girdiğinizde Hakkari deki bir camiyi dolduracak kadar Kürt Müslümanı

görürsünüz.

Birlikte aynı yöne dönerler, aynı ayet ve hadisleri

okurlar, aynı dualarla birlik ve beraberlik isterler.

Dini, camiye hapsetmişiz. Cami dışına çıkınca cadde,

sokak, daire, adliye, üniversite, kışla ve karakolda Müslümanlar otursa da

ellerindeki kurallar çıkarcı batılılar tarafından konulduğundan ayrılıklar

başlar ve kavgaya kadar gider.

Halbuki dostluğun olmadığı yerde çıkarlar da

tehlikededir.

Dost olmadığınız biriyle beraber ava gidersiniz, Sen de

kazan ben de kazanayım dersiniz ama av bulamazlarsa birbirlerini avlayarak o

günün çıkarını sağlarlar.

Beşşar Esed i devirmeye başladığımızda çıkar ortağımızla

ikimizin de çıkarları gözetilmişti ama av esnasında Rusya yla göz göze

geliverdiler, işaretle anlaştılar ve ikisi bizi avlamaya başladılar.

Şu anda Amerika nın attığı her kurşun, Müslüman

öldürüyor,

Rusya nın attığı her kurşun Müslüman öldürüyor,

Beşşar ın attığı her kurşun Müslüman öldürüyor,

Onlara destek için gelen batılı her askerin attığı her

kurşunla yine Müslüman ölüyor.

Ölenlerin biri Türkmen, diğeri Arap, bir diğeri Kürt olsa

da üçü de Müslüman.

Canımız yanıyor, canımız.