Yandaş dostlarımız ile yaptığımız sohbetlerde kendilerinin olası yenilginin faturasını kesecek “adres arayışı” içinde oldukları izlenimini ediniyoruz.
Altılı Masa’yı suçluyorlar.
Muhalefeti suçluyorlar.
Yani kendileri gibi düşünmeyen herkesin bu konuda suçlu olduğunu düşünüyorlar. Ama kendilerine toz kondurmuyorlar.
En büyük yanlışı da bu noktada yapmış oluyorlar.
Yani “çeyrek asra yaklaşan iktidarımız süresince yapılmış olan hatalar olası yenilgimizin nedeni olabilir” diyemiyorlar!
Ya da bir türlü “yıllardır söylemlerimize hâkim olan kamplaştırıcı ve kutuplaştırıcı, kırıcı, incitici üslubumuz buna neden olmuştur” diyemiyorlar.
Kendileri ile yollarını ayıranlara hiç kulak vermemiş olmalarını ve bu trenden inen bir daha binemez diye rest çekişlerini hepten unutmuş gibiler.
Bildikleri ya da akıl edebildikleri şey olası yenilginin sorumluluğunu kendileri ile birlikte hareket etmeyenlerin üzerine yıkmak!
İnsanların belli konular etrafında anlaşarak, fikir birliğine vararak birlikte hareket etmeleri ne kadar normalse belli konularda anlaşamamaları ve birlikte hareket edememeleri de o kadar normal değil midir? Elbette normaldir!
Ancak yandaş dostlarımız bu gerçeği kabullenmeye hiç mi ama hiç yanaşmıyorlar.
Her farklı düşünceyi “ihanet” olarak görüyorlar ve farklı düşünce sahiplerini de “hain” ilan ediyorlar.
Ağızlarını açtıkları zaman da farklı düşünce sahiplerinin ne haysiyetsizlikleri kalıyor ne de şerefsizlikleri!
Böylesi bir üsluptan sonra da suçladıkları kişilerden kendileriyle birlikte hareket etmelerini bekliyorlar.
Bu insanların şahsiyetlerini ve onurlarını görmezden geldiklerini sanki unutmuş gibiler.
Destek bekledikleri çevreler ise “destekleyelim de yine olmadık hakaretlere maruz mu kalalım” sorusuna cevap arıyorlar.