Eşi vefat eden ve evinin ihtiyaçlarını ofis temizliğine giderek karşılayan bir tanıdığım, okulların açılmasına yakın kaygılarının arttığını söyledi ve duygularını şu ifadelerle paylaştı: “Bir defter 30 TL olmuş, kitap almayıp fotokopi çektireyim diye düşündüm ama bunda da zorlandım ve okul döneminde çocuklarımın heyecanını hiçbir zaman paylaşamadım, bir an önce büyüseler de ekmeklerini ellerine alsalar diye düşündüm.” Normal şartlarda çocuklar okula başlarken evde tatlı bir heyecan yaşanır, hazırlıklar yapılır ve aile ilk gün okula çocukları ile birlikte gidip bu heyecana ortak olurlar. Fakat artık ihtiyaçlar, imkânsızlıklar ve yoksulluk heyecanı gölgeliyor okulların açılma vakti yaklaştığında aileler yardım kuruluşlarının kapılarını aşındırıyorlar. Bugün bir ailenin geçimini asgari düzeyde sürdürebilmesi için üç kişinin çalışması gerekiyor, geçimlerini tek kişinin kazancıyla sürdürmeye çalışan aileler ise günü kurtarabilmek için ihtiyaçları elemek zorunda kalıyorlar. Bu insanlar açlık sınırında yaşıyor ve meramlarını kimseye anlatamıyorlar.

Okulların açılmasına yakın dar gelirli aileler çocukların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yardım kuruluşlarına ulaşıp boyunlarını eğiyorlar. Bu sanıldığı kadar kolay değil ancak çaresizlik bu insanları o kadar zorluyor ki, çocukları için onurlarını ayaklarının altına alıyorlar.

Geleneksel kültürün baskın olduğu dönemlerde yardım faaliyetleri kardeşlik ekseninde gerçekleşirdi ve verenle alan el sıkışır, hasbıhâlleşirlerdi. Günümüzde ise yardım kuruluşlarının ekserisi kurumsallaşmış durumda, insanlar burada belli bir ücret karşılığında çalışıyor ve yapılan işin hayır boyutuyla ilgilenmiyorlar. Ezilmiş, hırpalanmış, yoksulluğa, çaresizliğe terk edilmiş bir anne buraya geldiğinde görevli kişi onu karşılıyor ve eline bir evrak listesi uzatıyor. Kadın elindeki listeye göz atıyor ve önce muhtarlığa gidip fakirliğini belgeleyen bir evrak alıyor, sonra çocukların kimlik fotokopilerini hazırlıyor, ikamet adresini alıyor, evine gelen geliri belgeliyor ve kadın yorucu bir sürecin ardından elindeki evrakları görevliye veriyor ve kırtasiye malzemelerini alıyor ardına bakmadan evinin yolunu tutuyor. Kadın elindeki evrak çantası ile dönerken örselenen duygularını, kırılan onurunu yok sayıyor ve sadece çocuğuna odaklanıyor.

Okullarda temel temizlik maddeleri gibi elzem ihtiyaçlar dahi velilerden toplanan gelir ile sağlanıyor. Buna çocuğun yemek ve servis masrafını, kırtasiye ihtiyaçlarını da dâhil edecek olursanız ailenin önüne kabarık bir liste çıkıyor. Anneler ellerindeki ihtiyaç listesini karşılayabilmek için borçlanıyor, yardım kuruluşlarına koşuyor ve okul aile için meşakkatli hale geliyor.

Yöneticilerimiz fotoğrafı ters tarafından okuyor ve hepiniz nefes alıp veriyorsunuz deyip geçiştiriyorlar. İstiyorlar ki bu insanlar nefes alacak imkân dahi bulamasınlar, karınlarına taş bağlayıp yarı baygın vaziyette ölümü beklesinler. Sırça saraylarda yaşayanlar kuru ekmeğe dahi ulaşamayacak halde olanların durumunu nasıl anlayacaklar ki! Anlayamazlar, bu mümkün değil…