Geçtiğimiz hafta Türk dünyasının iki büyük sanatçısını kaybettik. Bunların ikisi de dünya çapında tanınmış ve kendi alanlarında ortaya koydukları eserlerle kendilerini herkese kabul ettirmiş büyük şahsiyetler. Bunlardan Cengiz Aytmatov 80, Nusret Çolpan da 60 yaş civarındaydı. İkisinin de eserlerine ve hizmetlerine sahip çıkacak evlatları var. O bakımdan bir kaygı ve esef duyulacak durum yok; ama eserleri yeni nesiller tarafından yeterince tanınıp bilindiğinden kuşkuluyuz. Çünkü 21. yüzyılın kültür sanat dünyasında, bu iki şahsiyetin eserlerini anlayacak ve onların sanat hayatlarından gerekli dersi alabilecek bir atmosfer yok
Minyatür sanatını yenileştiren ve mavinin çeşitli tonlarında gezinen turkuvaz renkleriyle bezediği İstanbul ve Boğaz tablolarıyla gönlümüze taht kuran mimar Nusret Çolpan ve onun üslubunu benimseyen genç sanatçıların varlığı bize güven veriyor. Artık bu sanat ulaştığı taht ve bahttan geri düşürülemez kanaatindeyiz.
Elazığ da yaşayan ve her yıl Hazar Şiir Akşamları düzenleyen edebiyat dostları, geçen yıl Cengiz Aytmatov hakkında toplantılar yapmış, sonra da Nazım Payam ın yönettiği Bizim Külliye dergisinde onunla ilgili bir özel bölüm hazırlamışlardı. Ben de onlara katkıda bulunmuş, kendilerini bu hayırlı işte desteklemiştim. Demek ki gerçekten isabetli bir iş yapılmış ve Nobel i çoktan hak etmiş bu sanatçıya Anadolu nun bir köşesinden mütevazı bir muhabbet gösterisi sergilenmişti. Çok iyi bir hizmet yapıldığını, yılsonunda yapılacak 80. yaş toplantısından önce böyle bir törenin yapılmasının çok anlamlı olduğunu düşünüyorum
Yerelden evrensele
Önceki dönemlere göre, yine de üzerinde durulup tebrik edilecek bir gelişmeden söz etmek gerekiyor. Anadolu nun bazı şehirlerinde, eskiden hiç bilinmeyen şahsiyetler üzerine toplantılar düzenleniyor, şiir şölenleriyle ilmî sempozyumlar yapılıyor. Bazı belediyelerle vakıf ve dernek gibi sivil toplum kuruluşlarının katkısıyla bazı şehirlerin aydınları her yıl bir sanat ve edebiyat adamını şehirlerine davet ediyor ve onun adına toplantılar yapıyorlar. Üniversite mensuplarıyla öğretmenler de bunlara katkıda bulunuyor. Bunun önemini bir kere daha ifade ederek sorumluları kutluyorum.
Nusret Çolpan ve Cengiz Aytmatov hakkında da böyle toplantılar yapıldı, benzerleri de yapılmalı ve siyaset çıkmazına kilitlenen kamuoyumuz yeniden bir dinamizm kazanmalı
Geçtiğimiz hafta Miniatürk te Nusret Çolpan hakkında Kültür Bakanı ile pek çok basın mensubunun katıldığı bir tören düzenlendi. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi nin yan kuruluşu olan Kültür A.Ş. nin ev sahipliğini yaptığı bu toplantıda bakandan başka, kendisi de bir mimar olan Belediye Başkanı Dr. Kadir Topbaş yanında, Prof. Dr. Gül İrepoğlu ile ebrucu Hikmet Barutçugil de birer konuşma yaptılar. Yerelden evrensele yönelen Türk sanatlarının genel karakteri ve geleneğin yenileştirilerek sürdürülmesi gerektiği bütün konuşmacılar tarafından vurgulandı ve 400 kadar eserin sahibi olan Nusret Çolpan ın eserleri ve şahsiyeti hakkında güzel konuşmalar yapıldı.
Kendine özgü bir tarzda yaptığı ebrularıyla tanınan Hikmet Barutçugil in "sanatta yoldaşım ve haldeşim" diye vasıflandırdığı Nusrnet Çolpan ile ortak bir noktalarını da ben toplantı sonunda kendilerine hatırlattım: İkisi de turkuvaza tutkun bir üslupla eser veriyorlar...
Günde 12 saatten az olmamak üzere 30 yıldan fazla minyatüre emek veren ve dünyanın her yerinde sergilediği eserlerle kültürümüzü ihya eden bir şahsiyetin kıymetinin bilinmesi gerçekten takdire değer. Ölenler kadar yaşayanların da kadrinin bilinmesini bekliyoruz. Buna vesile olanlara teşekkür ölenlerimize de rahmet diliyoruz.
Aytmotov un sanatçı kişiliği
Yaşayan en büyük Türk romancısı olarak nitelendirdiğimiz Cengiz Aytmatov un ölümü, gerçekten de dünya çapındaki bir sanatçının yerelden evrensele yürüyüşüne dikkati çekiyor. Cengiz Aytmatov un sanatının sırrı, elbette onun yaratılışında Allah vergisi olarak bulunan sanatçı kabiliyetinde gizlidir. Bu sanatçı kabiliyetin ondaki tezâhürü edebî eser şeklinde görülüyor, başka şekilde de olabilirdi. Edebî eserin bir söz sanatı olarak nesir veya nazım halinde ortaya çıkışı, sanatçıdaki poetik ve politik tavrı da birlikte yansıtır. Eserin konusu bazen mesajıyla bütünleşir, bazen de -etik veya politik sebeplerle- çelişebilir.
Cengiz Aytmatov, aşk ve tabiat hikâyeleriyle milletinin masal ve destanlarına yaklaşımını öne alarak yerelden evrensele ulaşmanın sırrına varmış bir sanatçı diye nitelendirebilir. En güzel aşk hikâyesi diye nitelendirilen Cemile gibi ilk eserlerine bakarak, onu, kendi çevresindeki küçük olgularla ezilmiş insanların hikâyesini beşerî bir tarzda, evrensel normlarda anlatmış büyük bir yazar olarak da değerlendirmek de mümkün. Bu yüzden olsa gerek, Sovyet ideolojisini benimseyen yöneticiler, Aytmatov un bu sisteme içten içe karşı olduğunu bilerek onun dünya dillerine çevrilip okunmasını ve kendi toplumunu temsil etmesini önlememişlerdir. Hatta başlangıçta, Aytmatov un henüz genç bir yazar olduğu dönemde ona Lenin Edebiyat Ödülü nü vererek Sovyet ideolojisini benimsemesini teşvik etmişlerdir. Bu ödülü aldıktan sonra da kendi dünya görüşünü saklayan Aytmatov, Gün Uzar Yüzyıl Olur romanında Orta Asya daki Mankurt efsanesini sembolize ederek Sovyet ideolojisini benimseyen Türklerin durumunu ortaya koydu ve bu ideolojiyle birlikte rejimin de çökmesine yardımcı oldu.
Sovyetlerin dağılmasından önceki son Politbüro Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov un danışmanlarından olan Cengiz Aytmatov un da her sanatçı gibi gerekli gördüğü zaman çevresindeki insanları uyandırdığını, gerekli gördüğü zaman da onları yaşadıkları hayatla uzlaştırdığını görüyoruz. Bu zamanlamanın bir kültür politikası olarak sanatçının seçimine bağlı göründüğünü kabul etmemiz gerekir. Babası da rejimin zulmüne uğrayan Aytmatov un bir zaman kendini ve mesajını gizleyerek aşk ve tabiat hikâyelerini anlatmak zorunda kaldıktan sonra, Beyaz Gemi, Gülsarı ve Gün Uzar Yüzyıl Olur romanlarıyla kendini ifadesi destansı bir boyuta ulaşmıştır.
Bildiğimiz kadarıyla Kırgız Türklerinin Özbek ve Uygur Türkleri kadar zengin bir edebiyat geleneği yok. Manas destanının farklı varyantlarıyla Mahtum Kulu gibi geleneksel tarzda eser veren şairlerinin Rus edebiyatı kadar Aytmatov u etkilediği söylenemez. Yazılı edebiyat olmayınca, Aytmatov çağdaş bir yazar olarak işgalci Rusların edebi hegemonyasına karşı kendi benliğiyle özgüvenini kazanabilmek için hayata yansıyan masal ve destanlara yönelmiştir. Bu yüzden de Cengiz Aytmatov un Beyaz Gemi ve Gün Uzar Yüzyıl Olur gibi eserleri bütünüyle masal ve destanlardan güç alır. Zengin bir yazılı edebiyat her zaman sağlam bir geleneğe yaslanma imkânı verdiği gibi, bazen de gelenekten mahrum olmak el değmemiş, bâkir alanlarda at koşturmanın imkânlarını sağlar.
Başlangıçta Cengiz Aytmatov un büyük hikâyeler yazdığını, daha sonra romana geçtiğini görüyoruz. Romanla birlikte tarih şuurunun ağırlık kazandığını ve toplumun tümünü ilgilendiren motiflerin hikâyelerden çok romanlarında görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu yüzden, tarihi roman tarzında yazdığı Cengiz Han a Küsen Bulut adlı romanı destanî tarihe bir seyahat olarak ortaya çıkarken, son romanlarından birinde fezaya seyahati konu edinmiştir.
Babası, Stalin dönemindeki bir katliamda öldürülen Cengiz Aytmatov un milletinin düşmanı bir rejimin yok olabilmesi için bir sanatçı olarak elinden geleni yaptığını ve bunu yaparken de soylu bir sanat adamının tavrını hiç bozmadığını bir kere daha ifade edelim.
Aşağıdaki cümleler de ona ait; kendine özgü bir perspektifden sanat tutumunu anlatıyor:
"Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi millî gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın millî hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu millî olanın ötesine doğru genişletmek ve evrensel olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar tipik insan ortaya koyma ustalığına erişen yazardır."