Söze doğrudan girmek istiyorum. Ünlü düşünür İbn Hazm, insanın hiç düşmanı bulunmamasını bir kusur olarak görür; çünkü ancak meziyetleri olan insanın düşmanı olur. Asıl iyilik düşmanı olmamak değil, düşmana haksızlık etmemektir der.

Herkes dost olur mu, elbette olmaz, herkesin dost olması beklenebilir mi, beklenmez. Herkes düşman olur mu, bu da mümkün değil. Çünkü insanın dostu da olur, düşmanı da... İnsan olan düşmanlık üretmez, fakat birileri insana düşman olabilir. Böyle bir hal, düşmanlık besleyen kimsenin bileceği bir iştir.

İnsan için önemli olan doğru olduğuna inandığı yolda emin adımlarla yürümesidir. Bu da maddî ve mânevî anlamda güçlü olmakla mümkündür. İnsan hayatında sadece maddî gücün de bir anlamı yoktur. Madde bir yere kadar insanın işine yarayabilir fakat dost olmaz ve insanı yarı yolda yalnız başına bırakır.

Şeytan niçin vardır, İblis niçin vardır Başka bir ifadeyle mikrop niçin vardır İnsan elbette mikrobun olmasını, üremesini istemez, fakat mikrop, mikropluk yapmak için mevcudiyetini koruyacak ortamlar bulmaya çalışır; ya da insanın boş bıraktığı alanlarda kendine üreme yolları bulur.

Ben kimseye düşmanlık söylemiyorum, ama birileri bana düşman oluyorsa, bu hal karşımdaki kişinin bileceği bir iştir. Elbette herkes yaşama hakkına sahiptir, çünkü Allah bütün varlıkları böyle bir kurgu içinde yaratmıştır.

İnsan kendine sunulan yaşam nimetinin kıymetini bilmelidir. Kişi yaptıklarından sorumludur. Çünkü düşmanlık ürettiğinde düşmanlık, kötülük ettiğinde de yaptığı kötülüğün karşılığını bulacaktır.

Düşmanla veya düşmanlık edenlerle uzlaşmak mümkün müdür Tek şartla mümkündür: Güçlü iseniz... Eğer düşman güçlü ise ondan bekleyebileceğiniz bir şey olamaz. Düşman, rakibiyle kedinin fare ile oynaması gibi oynar. Bir an için, fare gibi oyun oynanmasını "bağışlanma, lütuf" olarak görebilir, fakat kedi, fare ile gönül eğlendirdikten sonra onun işini bitirecektir.

İnsan fare olamaz, olmamalıdır. Oyun bir gaflettir. İnsan gaflette olmaz, olmaması gerekir, olursa da gafletin bedelini hayatıyla öder.

Düşman olan ve sürekli düşmanlık üretenler nefisleri istikametinde hareket ettikleri için nefislerine gıda ararlar. Mikropların pis şeyler araması ve bulamadığı zaman da temizliğe düşman olması gibi... Nefis pis olanı ortaya çıkartırken gönül çirkinlikleri gizler. Bedendeki iç organların, onları kaplayan güzellerle gizlenmesi gibi...

Gönül düşmanlık üretmez. Gönül insanı mikroplu ortamlardan temiz ortamlara hicret eder. Gönül kendine dost olabilecek insanları arar. Her daim gönlün devrede olması gerekir ki onu hicrete zorlayacak şeyler neşvü nemâ bulmasın! Çünkü "gönülsüz" hayatın hiçbir anlamı yoktur. Bunun için sevenlerin düşmanı çoktur. Sevgi insanî bir olgudur. Sevmek gönül işidir ve insanı insanlaştıran "insanî" bir özelliktir.

Bu yüzden de gönül Allah ın evidir. Mekândan münezzeh olan Allah ın evinin, insanı varlığında barındırması ne büyük bir şereftir. Yeryüzünde Allah ın iki evi vardır: Biri Beytullah tır, diğeri de insanın gönlüdür.

Demek ki, Allah ın bir görünen bir de görünmeyen iki tane mânevî evi vardır. Allah bu evleri insanlar için kutsal mekânlar olarak tayin etmiştir. Gönül, insanın, yani gönlün sevgilisi olan Allah ı aramaya çıktığında, O sevgilinin yerinin bizzat gönül olduğunu anlamıştır. Mevlânâ: "Gönül, sevgilinin bulunduğu yere gitmek için evini barkını bıraktı; fakat bir de gördü ki sevgilinin evi barkı meğer gönülmüş!" (Dîvân-ı Kebîr, IV, 433, beyit 4175).

Bu anlamda alçak gönüllülük varlık ve yokluğu aşmaktır, çünkü ezelî ve ebedî varlığa komşu olmak gönül alçaklığı ister.

Gönlü varlığa ve yokluğa takılı olan, onları aşamaz. Kâmil insan bunların ötesine geçen insandır. Gönül alçaklığı, insanı varlığın ötesine götüren en büyük güçtür.

Gönül alçaklığı açısından söğüt ağacı ile su arasında güzel bir ilişki vardır. Söğüt, suya en çok ihtiyaç duyan ağaçlardan olduğu için su kenarında yetişir. Gıdasını alır, büyür gelişir, dallarını da yere doğru eğer. Bu durum, onun alçak gönüllülüğünü ifade eder.

Gönül alçaklığının en güzel örnek ve öğreticisi sudur. Yerde sürünür ama bütün canlılara hayat verir, gıda olur. İnsan alçak gönüllülüğü ile ilişkilerini, şahsiyetini geliştirir ve onlara hayat verir. Bu yüzden alçak gönüllülük bir alçalma değil tam tersine, bir büyüme ve gelişmedir.

Söğüt alçak gönüllülüğü sudan öğreniyor. İnsan bilgilendikçe, makamı arttıkça, mânen yükseldiğini hissettikçe, söğüt ağacı; gibi dallarını yere doğru eğmeli; gönül yerlere serildikçe söğüt ağacı gibi büyüyüp gelişmeli yani davranışlarından alçak gönüllülük akmalıdır.

***

İdealleri, inancı, ülküsü olan ve bu değerleri esas alarak yaşayanların düşmanı vardır, çünkü böyle kimseler meziyetleri olan insanlardır.