Biz toplum olarak, uzun zamandan beri din savaşları, iç savaşlar, sanayi devrimi gibi çeşitli aşamalardan geçmiş olan Batı nın sancılarını taklit ediyoruz. Oysa bugün Batı toplumu, aile kurumunun tekrar ayağa kaldırmak için büyük gayret gösteriyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi gibi kuruluşlar yeni projeler geliştiriyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) çocukların durumunun düzeltilmesi için çalışıyor. Ailenin en önemli bireyi olan "anne"nin herhangi bir iş yerinde çalışması halinde, çalışma şartlarını annenin lehine olacak şekilde düzeltmeye gayret ediyor.

Günümüzde üst perdeden bakınca, Türk ailesinin mânevî dinamikleri sayesinde Batı ülkelerindeki kadar zarar gördüğünü söyleyemeyiz. Fakat Türk ailesi, şimdilerde pek görülmeyen fakat sesi daha sonra ortaya çıkacak olan bir dejenerasyonu yaşamaktadır. Bunun en önemli etkenleri olarak:

a) Köyden şehre düzensiz ve kontrolsüz göçü,

b) Medyanın çoluk çocuk herkesi fiilen kıskacına almasını,

c) Özellikle televizyon, internet ve gazete yayınlarının kontrolsüzlüğünü,

d) Şehrin yetersiz sosyal ve ekonomik şartlarını söyleyebiliriz.

Aile kurumu, siyasî partilerin "politika"sının ve "ideolojik devlet siyaseti"nin dışında tutulması gerekirken, ülkemizde bu anlayışın tam tersine aileyi modernleştirmek(!) adına sürekli müdahale edilmekte ve güya kontrol altında tutulmaya çalışılmakta, bu da toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesini engellemektedir.

Kılık kıyafet de dahil olmak üzere söz konusu müdahale ve yönlendirmeler, "şehirli aile" (medenî aile) olgusunun gelişmesine ve yeşermesine fırsat vermemektedir. Bu yüzden de gazetelerde aile facialarını okumaya, televizyonlarda da film gibi seyretmeye mahkûm oluyoruz.

Çocuklarını döven anne ve babalar, çocukları tarafından dövülen ve hatta öldürülen anne ve babalar ile ilgili haberleri sıkça okuyoruz ve seyrediyoruz. Merhametsizliğin tavan yaptığı, dolayısıyla üç kuruşluk harçlık yüzünden yaşlı insanlara kıyan gençlerin haberlerini okumak, dinlemek yüzümüzü kızartıyor.

Toplumsal dejenerasyonun ve ardından da patlamanın temelinde yatan sebepler sürekli artış göstermektedir. Köyden şehre göç olayı çok hızlı ve düzensiz olduğu için, şehirler bu göçü hazmetmekte güçlük çekmektedir. İnsanlar birbirine yabancı, hatta düşman gibi bakıyor. Merhametin, özellikle yetişmekte olan gençler arasından çekip gitmesi de bunu göstermektedir. Kontrolsüz göçün sonucu olarak büyük şehirlerde alt yapıdan başlayıp, mesken ve eğitime kadar toplumu bizzat ilgilendiren birçok sorun çıkmıştır ortaya...

Köyden şehre göç edenlerin yaşadığı ortamlar hiç de insanî değildir. Büyük bir hayat mücadelesi veren bu insanların halleri ve iş imkânlarının yetersizliği gibi sebepler göz önüne getirildiğinde, buralarda "aile saadeti"ni aramak elbette abesle iştigal olur. Böyle ortamlarda yetişen çocukların, gençlerin hali ve geleceği düşünüldüğünde de durumun vahimliği kendiliğinden ortaya çıkar. Gelecek açısından bakıp bu çocukların eğitimi göz önüne getirildiğinde ise nasıl bir durumla karşılaşacağımızın hesabı güç değildir.

Bu çocuklar büyüdükleri zaman hiç kuşkusuz: "Batsın bu dünya" diyeceklerdir. Birileri, içinde bulundukları imkânların devamlılığını sağlamak ve bu imkânları daha da çoğaltmak için hiçbir ahlâk kuralı tanımazken, bu çocukların kaybedecekleri hiçbir şeyleri olmadığını düşününüz. Bunların her biri, zaman içerisinde karşısına çıkacak fırsatları(!) nimet bilecek ve onların peşine takılacaktır. Bu sebeple de;

a) İçinde bulunduğu imkân ve imkânsızlıklar yüzünden okula gidemeyecek.

b) Yaşının durumuna göre iş yapacak: Boyacılık yapacak, simit satacak vb.

c) Uyuşturucu kullanmaya alışması, ardından bunların satışına alet olması ise en yakın ihtimallerden biridir, çünkü ucunda para kazanmak bile vardır.

d) Çeşitli illegal örgütlerin figüranı olacak...

Açlık, yoksulluk, fakirlik gibi adlarla anılan ekonomik şartlar, aileleri en hassas noktalarından yakalamaktadır. Çünkü aç insanın ahlâk, namus, erdem, helâl-haram gibi ilkeleri olmaz. Ahlâkın olmadığı yerde de "aile"den söz edilmez. Elbette her açlık ahlâksızlık getirir denemeyeceği gibi, her tokun da ahlâklı olduğu söylenemez. Fakat şehre yeni göç etmiş bir insan için açlık çok önemli bir sorundur. Mesken başta olmak üzere beslenme, eğitim, sağlık gibi ekonomik şartların zorluğu altında yaşayan aileler için her biri ciddi bir problemdir. İşsizlikle yüz yüze olan bir ailede huzur ve mutluluk aramak mümkün değildir.

Bütün seçmenlerin işinden, hatta rahatından fedakârlık ederek sandık başına gittiği bugünde, demokratik haklarını kullanmalarının insanî ve ahlâkî bir görev olduğunu ifade etmek istedim, aslî sorunları dile getirerek

Haydi hayırlısı