Sultan Reşad da nereden çıktı, tarihin karanlık sayfasında duran bu zatları anlatmak da neyin nesi, diye söylenenler çıkmakta. Doğumunun 173. yılı münasebetiyle Milli Saraylar tarafından düzenlenen sempozyum, kimilerini öfkelendirmekte.

Lakin onun dönemi ülkenin en acılı günlerine denk gelmiştir, dört bir yanda süren savaşlar, yangınlar, yitirilen canlar, sönen ocaklar ve İttihad Terakki’nin sultası insanları canından bezdirmekte idi.

Reşad Efendi padişahtır, lakin öylesine ılımlıdır ki, ağabeyi Abdülhamid gibi direnç göstermediğinden İttihad Terakki’nin uzattığı her kâğıdı imzalar.

İtaatkar Reşad yine de yaranamaz, oğlu öldüğünde dahi “Allah millete zeval vermesin” diyen millet aşığı sultan; bunak, cahil diye yaftalanır. Oysa Reşad Farsça, Fransızca ve Arapçayı konuşur ve yazardı, Farsça şiirleri vardı. Halk bu güler yüzlü sultanı çok sevdi.

Onun döneminde İtalya, Trablusgarb’ı ( Libya ), Rodos’u işgal etti. Abdülhamid’in siyasi dehası ile birbirine düşürdüğü Balkan halkları, beceriksiz İttihatçı paşaların, “Kiliseler Birliği” ile aralarındaki kavgaları bırakıp birleşip bize saldırıya geçtiler. Kavgacı, yırtıcı, agresif, kibirli İttihatçı paşalar, ya komuta ettikleri mevkileri beğenmediler, ya Selanik gibi kadim Osmanlı şehrini tek kurşun atmadan teslim ettiler, ya da İtalya aşkları baskın çıkıp Libya’yı onlara ikram ettiler. Balkanlardaki ihanet ortada idi, Rumeli hızla elimizden çıktı ki hâlâ acısını çekmekteyiz. Millet kan ağlıyordu, vatan parça parça edilmişti.

Abdülhamid’i tahttan indiren İttihadçılar ona danışmak için hapsedildiği Beylerbeyi Sarayı’na gitmekte idiler. Reşad da yüzyüze görüşmeseler de adamlarını gönderip “ağabeyim ne düşünmekte” diye sordurmakta idi. İttihatçıların hileleri bitmiyordu, Bâb-ı Âli baskınıyla, dikta yönetimini başlattılar. Faili meçhul cinayetler, suikastler, sadrazam Mahmud Şevket Paşa’nın, İngiliz aklı ile katli, ittihatçıların sıradan işleri arasına girdi. Cinayetleri işleyip masumların üzerine yıkıp, idamla cezalandırmakta da mahirdiler. Güler yüzlü Reşad’ın haberi olmadan Cihan Harbine girdiler.

“İtiraf etmeli ki Mahmud Şevket Paşa sadarette kalsa I. Cihan Savaşı’na palas pandıras girmezdik ve Araplarla da daha çatışmasız bir politika güdülebilirdi” (Öztuna). Savaşa girmiş, topraklarımızı, canlarımızı kaybediyorduk, ne gam, mis gibi modernleşiyorduk, ittihatçılar bununla gururlanmakta idiler.

İlber Ortaylı’nın tespiti ile “Sultan II. Abdülhamid bilinçli ve tahtta kaldıkça ağırlıklı bir İslâmcı politika gütmüştü. Bu politika Cava’da, Hind’de ve Rusya ’da olduğundan güçlü görünüyordu. Sultan V. Mehmed Reşad’ın böyle bir politikayı yönetecek gücü yoktu. İttihadçılar onun adına Türkçü bir politika güttüler. Padişahın babacan siması alemin dört bir yanındaki koloni Müslümanlarına huzur ve ümit verdi. Dâhilde an’aneyi yıkan İttihadçılar, haricde Türklük şuurunu arttırdı, padişahın ismi de yüceldi. İttihad Terrakki’nin Türkçülüğü, beceriksizlikleri ve öngörülen ittihad-ı anasır politikasının iflası kısmen bizim hatamızdır, kısmen de Türkiye ’yi bölmek isteyen kuvvetlerin tezgâhladıkları savaşla artmıştır… Sultan Reşad, İttihad Terraki ve sultasından utanılacak derecede çekindi. Nitekim Damat Salih Paşa’yı İttihadçılar, Mahmud Şevket Paşa davasında suikast ile itham ettiler. Kurtarmaya cesaret edemedi. Yeğeni sultanın bedduâlarını aldı. Dokuz yıllık saltanatında, babası Abdülmecid Han hiçbir idam cezasını tasdik etmediği halde, o istemediği idam cezalarını tasdik etti. Hiçbiri tahttaki padişaha hiçbir şey sormazdı oysa... Tasarrufa riâyet ederdi, tefriş ve tamirat talebini “paramız yok şimdi” diye reddederdi. Harb içinde saraylılar bulgur pilavıyla doyarlardı; şikâyet etse de buna riâyet ederdi”.

Eyüb’de, türbesini yaptırmış, vasiyeti gereği yanına bir de ilkokul yapıldı, çünkü sevgi dolu sultan, çocuk sesleri arasında uyumak istemişti.