Osmanlı Devleti’nin yıkılış hengâmındaki Fransa, İngiltere ve Almanya etkisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte yerini ABD etkisine bırakmıştır. Osmanlı’nın yıkılış sürecinde Fransa, İngiltere ve Almanya etkisi farklı zamanlarda gerek devlet politikasında gerekse kültürel alanda etkili olmuşken, Cumhuriyet’in kuruluş hengamında Amerikan mandacılığı fikri de dâhil olmak üzere kendini göstermiş, aradan geçen bir asır bu etkiyi zayıflatmak yerine güçlendirmiştir.

Cumhuriyet devri boyunca ABD merkezli politikalar sağ ve sol iktidarların tümünde kendini göstermiş, sadece kendisini sağ ve sol ideolojiyle tanımlamayıp yeni bir fikri akımla ortaya çıkan Millî Görüş’ün kurduğu partilerde görülmemiştir. Tam aksine Anti-Amerikancılık vücud bulmuş, hareketin lideri Necmettin Erbakan Hoca’nın kısa süren iktidarında yönünü ABD’ye ve ırkçı emperyalizme değil de İslâm dünyasına çevirmesi ve D-8’leri kurmasıyla temayüz etmiştir. ABD’nin ve Siyonistlerin ülkedeki işbirlikçileri vasıtasıyla da Erbakan Hoca’nın iktidardan uzaklaştırılması gerçekleştirilmiştir.

Refah Partisi’nin koalisyon hükümetiyle iktidara gelmesinin akabinde yaşanan 28 Şubat post-modern darbesi sonrası iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı da Amerikancılık fikrini içselleştirmiştir. İnançlı kesimi ürkütmemek için Neo Osmanlıcılık sosuyla sunulmuş bir Amerikancılıktır bu.

Yeni Osmanlıcılık veya Neo Osmanlıcılık, Türkiye’nin Osmanlı Devleti’nin dini ve kültürel mirasını sahiplenmesini muhtevi bir ideoloji olarak tanımlanması ve Batı’da Türkiye’deki mevcut iktidarın Osmanlı’nın dini ve kültürel mirasını devam ettirdiği yöndeki bazı söylemler, iç kamuoyundaki inançlı seçmene de empoze edilmiş; bu yolla altında ABD politikaları sorunsuz şekilde uygulanmıştır.

İlk olarak 1985 yılında meşhur Chatham House’daki bir makalede David Barchard tarafından kullanılan bu terimin önce Turgut Özal’la ardından mevcut iktidarla ilişkilendirilmesi ilginçtir. Her iki iktidar döneminde de Amerikancılığın zirveye ulaşması, böyle bir tanımlamanın yersizliğini ve böyle bir kavramın zihinlerde yer bulmadığını, tamamen uydurulmuş bir kavram olduğunu göstermektedir. Eğer Neo Osmanlıcılıktan bahsedeceksek bunun tek hâkim olduğu dönem Refah-Yol hükümeti dönemi olması gerekmez mi? Öyle ya Anti-Amerikancı tavrın hissedildiği tek dönem bu aralıktır.

Bu propagandaya Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad dahi inanmış ve şöyle demiştir: “Türkiye’de bazıları hâlâ Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurma rüyasında… Türk liderler bu rüyanın imkânsız olduğunu biliyorlar ve bu yüzden dini ajandası olan partileri sömürerek Arap dünyasındaki etkilerini artırmak istiyorlar” (27 Kasım 2011). Esad’ın bu sözleri, Suriye’deki iç karışıklıkların başlamasından sekiz ay sonrasına tekabül ediyor. ABD’nin Ortadoğu’yu dizayn etmesini ve buradaki Amerikancı politikaya destek veren iktidarın tavrını anlamayan Esad’ın elbette ülkesinin toprak bütünlüğünü koruması mümkün değildi; öyle de oldu.

Neo Osmanlıcılık sosuyla servis edilen Amerikancılık, Irak, Suriye ve Libya politikalarında iyice gün yüzüne çıkmıştır. Bir taraftan Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (BOP) eş başkanlığını yürüten, diğer yandan NATO’daki konumunu önemseyen, önceleyen; Irak, Suriye ve Libya’da ABD ile birlikte hareket eden bir Türkiye’nin Neo Osmanlıcılık ideolojisiyle hareket ettiği iddiası çelişki değil midir?

ABD’nin kurguladığı Arap Baharı ile Ortadoğu’ya yaptığı operasyon karşısında etkili politika üretmek şöyle dursun Suriye’deki iç karışıklıkların ortaya çıkmasından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’un Suriye’ye askeri müdahalesi için, “Teşekkür ederim ama lafta kalmasın. Eğer bu hakikaten icraat ortaya konulursa, biz de Türkiye olarak, bize ne düşüyorsa yapmaya hazırız” (6 Nisan 2017) demeci Ortadoğu’da oyun kurucu ve Osmanlı Devleti’ni dirilten bir Türkiye değil, Osmanlı topraklarında ameliyat yapan ABD’nin politikalarını destekleyen bir politika izlediğini göstermektedir.

Soruyu daha da açarak soralım: Türkiye, Irak, Suriye ve Libya’da ABD’ye verdiği desteğin karşısında hangi kazanımı elde etmiştir?

Günün sonunda hukuken ikiye bölünmüş, Türkmenlerin söz sahibi olmadığı, İran’ın ve Barzani’nin kazandığı bir Irak; istikrarsız bir Libya ve fiilen dörde bölünmüş bir Suriye. Suriye, Rejim (Esad), PKK/YPG, DAEŞ ve muhalifler olmak üzere dört kantona bölünmüş durumda. İran ve Rusya, Esad’ı desteklerken ABD, PKK/YPG, DAEŞ ve muhaliflere aynı anda destek vererek Suriye’deki iç karışıklığı devam ettirirken, Suriye’den kaçan göçmenlere ev sahipliği yapmak da Türkiye’nin payına düşmüştür.

Neo Osmanlıcılık, Osmanlı coğrafyasındaki emperyalist müdahalelerde ABD ile birlikte hareket etmek, ABD’nin karıştırdığı coğrafyalardaki insanların göç deposu olmaksa bu Neo Osmanlıcılık değil, tam olarak Amerikancılıktır.

Osmanlı Devleti, bir taraftan fetihlerle sınırlarını genişletirken, bir taraftan da Müslümanlara huzurlu bir ortam hazırlıyordu. Sadece Müslüman halkın değil diğer unsurların da huzur ve güven içinde yaşamasını temin ediyordu. Henüz fethetmediği ve elinin ulaşmadığı coğrafyadaki mazlum Müslümanların ise bulundukları yerde huzur içinde yaşaması için de her türlü gayreti gösteriyordu. Yani İslam Birliği’ni tesis etmişti. Osmanlıcılık tam olarak buydu.

ABD’nin İslâm ülkelerine demokrasi götürme bahanesiyle müdahalesine destek vermek, ABD müdahalesi sonucu göç etmek zorunda kalan halkların ülkeye yerleşmesini sağlamak genişlemek midir yoksa içe kapanmak mıdır? Müslüman halkı, bulunduğu coğrafyada huzurunu sağlamak (yenisiyle eskisiyle) Osmanlıcılıktır. Bunun aksi sadece söylemden ibarettir.

Neo Osmanlıcılık ancak milli, güçlü ve bağımsız dış politikayla olur. ABD politikalarına paralel yahud bu politikaları destekleyen süreç yönetimleri Neo Osmanlıcılık değil, Amerikancılıktır.