Kur’an-ı Kerim’de geçen “Ehlü’l-Kitap” kavramı üzerinden Yahudi ve Hristiyanlara ayrıcalıklı davranılması gerektiği fikri, alttan alta işlenmekte ve bu taifeyle Müslümanlar arasında ünsiyet peyda edilmek istenmektedir.
“Ehl-i Kitap” kavramının sözlük anlamı, “Kitap ehli” ve “Kitaplılar” demektir. Kur’an’da 31 ayette geçen “Ehlü’l-kitap” tamlaması “İlâhî bir kitaba inananlar” anlamında olup, “Yahudi ve Hristiyanları” tarif eder. Kur’an-ı Kerim’de Yahudi ve Hristiyanlar, -kendi aralarındaki benzer özelliklerinden dolayı- birlikte anlatmak istediği zaman “Ehlü’l-kitap” denmekte, ayrı ayrı anlatıldığı zaman da Yahudiler için “yehûd”, Hristiyanlar için “nasârâ” tabiri kullanılmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen “Ehlü’l-kitap” kavramı sadece bir tanımlamadır. Bu kavramdan hareketle bugünkü Yahudiliğe ve Hristiyanlığa “hak din” muamelesi yapmak, bugünkü Yahudi ve Hristiyanları diğer kâfirlerden farklı görmek, İslam’ın ruhuna terstir.
Kur’an-ı Kerim’de Hristiyanların kâfir oldukları, “Allah üçten birisidir diyenler şüphesiz kâfir olmuşlardır” (Maide Sûresi, 73), “Meryem oğlu Mesih (İsa), Allah’tır diyenler kesinlikle kâfir oldular” (Maide Sûresi, 72) ayetlerinde açıklanmaktadır.
Yahudilerle ilgili olarak da, “Yahudiler Uzeyr Allah’ın oğludur dediler, Hristiyanlar da Mesih Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl sapıyorlar!” (Tevbe Sûresi, 30) buyrulmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’deki “Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hristiyanlar ve Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir” (Bakara Sûresi, 62) ayetini istismar ederek “Ehl-i Kitap’ın kurtuluşa ereceği” fikrini ilk defa ortaya atan Muhammed Abduh’tur. Kaldı ki, Abduh’un sadık talebesi Reşid Rıza, Cemaleddin Efgani ve Muhammed Abduh’un masonluğa girişiyle ilgili soruya, “Evet, onlar masonluğa girdiler ama ben girmedim” demektedir.
Bakara Sûresi 62’inci ayette belirtilen ve “Rableri katında ecir alacak Yahudi ve Hristiyanlar”, Peygamber Efendimizin risaletinden önce gelmiş, şirke düşmemiş ehl-i fetret kimselerdir. Peygamberimizin davetine icabet etmeyenler ve günümüzdeki Yahudi ve Hıristiyanların şirk ehli oldukları Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “Yahudiler Uzeyr Allah’ın oğludur dediler, Hristiyanlar da Mesih Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl sapıyorlar!” (Tevbe Sûresi, 30)
Bakara Sûresi, 62’nci ayet İslâm’ın ilk yıllarında bazı Müslümanların aklına takılan bir sorunun cevabıdır. Şöyle ki: Onlar “İslâm’dan başka bir din Allah katında kabul edilmeyecek” (Al-i İmran, 85) ayeti nazil olunca İslâm’dan önce Hristiyan veya Yahudi olan dede ve babalarının bütün amellerinin boşuna gideceği zannına kapıldılar. Allah (C.C.) da İslâm gelmeden önce bu özelliklere sahip olanların kurtuluşa ereceğini belirtti.
Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman, Ufuk Yayınları’ndan çıkan “Polemik Değil Diyalog” adlı kitabında Kur’an’ın Yahudi ve Hristiyanları Müslüman olmaya çağırmadığını iddia etmektedir. Karaman, “Müslümanların çoğu Peygamber’in, bütün din saliklerini İslam’a çağırdığına” inanırlar. Ben diyorum ki, İslam uleması içinde, Kur’an-ı Kerim’e bakarak Peygamberimizin beklentisinin bundan ibaret olmadığına inanlar da var” (a.g.e, s. 35) demek suretiyle görüşünü Muhammed Abduh (s. 26) ve R. Rıza (s. 25) gibilerin üzerinden kanıtlamaya çalıştıktan sonra kendi görüşlerini ortaya koymakta ve şöyle demektedir: “Peygamberimiz ‘Yahudiler mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor, Hristiyanlar mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor” (s. 35); “İslam tek seçenek olarak -son dinin mensubu olmak manasında- Müslüman olmaya çağırmıyor” (s. 37); “Bütün insanların Müslüman olmaları dinin, Kur’an’ın hedefi değildir.” (s. 41)
Karaman, bütün bunları söyledikten sonra Dinlerarası Diyalog’un asıl hedefini, “Diyaloğun hedefi tek bir dine varmak, dinleri teke indirgemek olmamalı. Böyle bir hedef olamaz zaten. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır” (s. 36) demektedir. Ancak, Karaman ve üstadları Muhammed Abduh ve Reşid Rıza yanılmaktadır.
Allah (C.C.) indinde geçerli tek dinin İslâm olduğu Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “Doğrusu Allah katında makbul olan din, İslâm’dır. Kendilerine kitap verilenler (Yahudi ve Hristiyanlar) hakikati bildikten sonra, aralarındaki ihtirastan dolayı, İslâm dini hakkında ihtilâfa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, şüphe yok ki Allah, onun cezasını vermekte çok çabuk hesap görücüdür” (Al-i İmran Sûresi, 19). Başka bir ayette ise kim İslâm’dan başka bir din ararsa kabul edilmeyeceği, “Kim İslam’dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez. O ahirette de kayba uğrayanlardandır” (Al-i İmran, 85) ayetiyle açıkça belirtilmektedir. Son dinin kitabına da iman emredilerek şöyle buyrulmaktadır: “O halde Allah’a, O’nun Peygamberine ve indirdiğimiz o nura (Kur’an’a) iman edin” (Tegabûn Sûresi, 8).
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), kıyamete kadar baki kalacak son dinin Peygamberidir ve O’na itaat etmeden kurtuluş mümkün değildir. “Biz seni bütün insanlara bir rahmet müjdecisi ve azap habercisi olarak gönderdik” (Sebe Sûresi, 28) ayeti Peygamberimizin (S.A.V.) tüm insanlık için gönderildiğine işaret eder.
Bunun içindir ki tebliğini tüm insanlara yapmıştır. Tebliğde Yahudi ve Hristiyanlar istisna tutulmamış, “bunlar nasılsa ehl-i kitap, ehl-i necattır” dememiştir. Tam aksine, Tevbe Suresi’nde ehl-i kitap oldukları halde Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak din İslam’ın benimsemeyenlerle cizye verinceye kadar savaş emredilerek şöyle buyrulmaktadır: “Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde, Allah’a da, âhiret gününe de iman etmeyen, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan, hak dinini (İslâm’ı) din olarak benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itaatle, cizye verinceye kadar savaşın” (Tevbe Sûresi, 29).
Kur’an-ı Kerim’deki Yahudi ve Hristiyanlarla alakalı ayetlere bakıldığı zaman onların İslâm’a davet edildiği, İslâm’ın hâkimiyetini tanımamaları halinde itaat edip cizye verinceye kadar savaş öngördüğü, onlarla dostluğun yasaklandığı ve en önemlisi de onların gayr-i müslim oldukları yer yer beyan edilmektedir.
İslâm geldikten sonra Yahudi ve Hristiyanların da Hz. Muhammed Aleyhisselam’a iman etmesi gerektiği, “Ey Resulüm de ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize gelen, Allah’ın Peygamberiyim. O Allah ki, yer ve göklerin tasarrufu O’nundur. Ondan başka hiç bir ilâh yoktur, öldürür ve diriltir. Onun için hem Allah’a hem de bütün kelimelerine iman getiren o ümmi Peygambere, Resulüne iman edin ve o peygambere uyun ki, doğru yolu bulasınız” (A’raf Sûresi, 157-158) ayetinde açıkça belirtilmektedir.
Nisa Sûresi, 150-151’inci ayet-i kerimede ise, “O kimseler ki, Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr ederek Allah’la Peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve ‘Biz (peygamberlerin) bir kısmına inanır, bir kısmını inkâr ederiz’ derler. Böylece (imanla küfür) arasında bir yol tutmak isterler. İşte bunlar, hakkıyla kâfirlerdir. Biz de kâfirler için aşağılayıcı bir azap hazırlamışızdır” buyrulmaktadır.
ABD’de Protestan mezhebinin içinde ortaya çıkan Evanjelizm yani Hristiyan Siyonizm’i ile gerek ABD merkezli lobileri kontrol eden, gerekse İsrail’deki terör şebekesi yönetimi yani Yahudi Siyonizm’inin İslâm ve Müslüman düşmanlığı; kehanetler etrafında şekillenen sapkın inançları ve İsrail’in yaptığı katliamlar göz önüne alındığında Hristiyan Siyonizm’i ile Yahudi Siyonizm’inin sadece Müslüman coğrafyayı değil dünyayı fesada uğrattığı gün gibi ortadadır.
Geldiğimiz noktada Protestan fundamentalist Evanjelikler yani Hristiyan Siyonistlerle Yahudi Siyonistler, Müslümanlar için dost ve müttefik olmak şöyle dursun, en büyük tehdittir. Ve bu iki taife, birbirleriyle müttefiklik tesis etmiş ve Allah-u Teâlâ’nın arzını Müslümanlara zindan etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Büyük İslâm Devleti’ni kurduğu dönemde Yahudi ve Hristiyanlar arasında, bu şekilde güçlü bir müttefiklik yoktu. O günlerde Yahudiler ve Hristiyaların birbirinin dostu, müttefiki, iş birlikçisi ve koruyucusu olduğu Kur’an-ı Kerim’deki, “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah, zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez” (Maide Sûresi, 51) ayetiyle beyan edilmiştir.
Bu aslında Kur’an-ı Kerim’in tarihsel olmadığının kanıtı olduğu gibi geleceğe ışık tuttuğunu, o günden bugünü gördüğü, Müslümanları bu konuda uyardığını ve bu yönüyle her dönemde güncel ve yol gösterici bir din olduğunu göstermektedir.