ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya “Dikkatli ol, yoksa yakında yalnız kalacaksın” sözlerinin ardından ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’nin Netanyahu hakkındaki, “Yakın ortak olduğumuz zamanlarda bile, bazen çıkarlarımız mükemmel bir şekilde örtüşürken, bazen de uyuşmuyor. Başbakanın tutumunda gördüğüm şey, ülkesinin çıkarlarını agresif bir şekilde savunmasıdır”, “Temelde Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarlarına odaklanmalıyız. Bu nedenle birçok açıdan harika bir ortak oldular, ancak aynı zamanda Amerika’nın çıkarlarına da odaklanmalıyız ve bu konuda bir ayrışma olduğunda, ne yazık ki İsrailliler için, her zaman yaptığımız gibi Amerikan halkının tarafını seçmek zorundayız” sözlerini “ABD ve İsrail ilişkilerinde çatlak” şeklinde anlayanlar var.
ABD-İsrail ilişkilerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu zannedenlerin, Siyonizm-Evanjelizm ilişkisi ve ABD’deki Siyonist lobilerin etkisini tam olarak kavrayamadıkları âşikar.
ABD-İsrail ilişkilerindeki ana aktörlerin ABD devleti ile ABD’deki Siyonist lobiler olduğunu, İsrail’deki rejiminin yardımcı aktör olduğunu iyi analiz etmek gerekir. Millî Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca, bunu iyi analiz etmiş ve Siyonizm tanımında şöyle dile getirmişti: “Siyonizm timsaha benzer. Timsahın üst çenesi Amerika, alt çenesi Avrupa Birliği’dir. Kuyruğu İsrail, gövdesi ise ne yazık ki bir kısım Müslüman ülkelerdeki işbirlikçi liderlerdir”.
Bundan dolayıdır ki, ABD’deki Siyonist lobiler ve ABD yönetimi direkt hedef alınmadığı sürece İsrail’e ve Netanyahu yönetimine karşı verilen tepkiler Siyonizm için birinci derecede sorun değildir. Çünkü ABD ve buradaki Siyonist lobiler olmadan İsrail kocaman bir hiçtir. İsrail, ABD’deki Siyonist lobilere bağlı, kukla bir terör şebekesinden ibarettir, kuyruktur.
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance’nin sözlerinin, Siyonizm’in Avrupa’daki destekçileri ile Müslüman ülkelerdeki taşeronlarını memnun etmek, kamuoyu baskısı ve halkların tepkisinin önünü almak için söylenen sözlerden ibaret olduğunu fark etmek gerekir. ABD Başkanı Trump ve Başkan Yardımcısı Vance’nin yüreği yetiyorsa, kuyruğa değil beyne tek kelime etsin.
Siyonist beyin, iki koldan ABD’yi sarmış, devletin bütün sinir uçlarına tesir etmiştir. ABD-İsrail ikilisinin dini ve siyasi altyapısını Hıristiyan Siyonizm’i (Evanjelizm) ile Yahudi Siyonizm’i teşkil etmektedir.
ABD yönetimi, Yahudi Siyonistler ile Hıristiyan Siyonist Evanjeliklerin birlikte kuşattığı, neredeyse kıpırdayamaz hale getirdiği bir yapı haline gelmiştir. Bu yapıdan kurtulmak elbette mümkündür ancak yakın gelecekte mümkün gözükmemektedir.
Yahudi Siyonist lobiler alt edilse bile, Protestanlığın içine enjekte edilen Evanjelizm illeti, ABD’yi sarmıştır. Protestan fundamantalist Evanjeliklerin gerek etkinliğı gerekse sayılarının fazlalığı avantaj haline gelmiştir. Düşünebiliyor musunuz, Hıristiyanlığın içinde icat edilen Siyonizm yani Evanjelizm’le Yahudiliği destekleme formülü. Bu formülün alt edilmesi gerçekten zordur.
Yahudi Siyonistlerle Hıristiyan Siyonistlerin (Evanjelikler) ABD’yi iki koldan sarmasının yanında İngiltere, Fransa, Almanya gibi Avrupa ülkeleri ile İslâm âlemine musallat olmuş işbirlikçi liderlerin de varlığı dikkate alındığında Siyonizm için her şey yolunda gözükmekteydi. ABD’deki Yahudi-Hıristiyan lobiler, Avrupa ve İslâm âlemindeki Siyonist lobilerle bağlantılı işbirlikçi liderler sayesinde İsrail’in Filistin’deki katliamı dünya kamuoyunda makes bulmuyordu. Basının büyük bir kısmı da Siyonizm’in kontrolünde olduğundan İsrail’in katliamı “Hizbullah, HAMAS terör örgütleriyle mücadele” formuyla dünya kamuoyuna sunulmakta, Müslüman katliamı gizlenmekteydi.
Siyonizm tarihindeki ilk kırılma, 7 Ekim 2023’te başlayıp tam iki yıl boyunca binlerce çocuğun, yaşlının ve kadının hunharca katledildiği Gazze saldırısıdır. ABD destekli İsrail’in, Gazze’de iki yıl boyunca uyguladığı zulüm, İslâm âlemini harekete geçirmese de Batı’daki insaflı halk kitlelerini harekete geçirmiş; Batı’da sadece Siyonist karşıtlığı değil Yahudi karşıtlığı da baş göstermiştir. Batı’da ana akım medyadaki Siyonist baskı devam etse dahi özellikle sosyal medyada baş gösteren Yahudi karşıtlığı fark edilir bir seviyeye gelmiştir. Avrupa devletlerinin yönetimindeki Siyonist etki devam etse de İspanya örneğinde olduğu gibi yönetim ve halk birlikte Siyonist zulme tepki vermektedir.
Avrupa’da, ABD’de ve dünyanın değişik bölgelerindeki halklarda uyanış başlamış; Avrupa’da İspanya, Amerika kıtasında Kolombiya, Brezilya, Şili, Venezuela, Afrika kıtasında Güney Afrika gibi Hıristiyan ülkeler tepki vermiştir.
Polonyalı Milletvekili Grzegorz Braun, “Burada tekrar tekrar anlatılan Holokost anlatısıyla şantaja uğruyoruz. Bu yanlış. İsrail, terörist bir devlettir” sözleri, Siyonizm’in yıllarca ustalıkla oynadığı mağdur rolünün artık fark edilmeye başladığını göstermektedir.
Siyonizm tarihindeki ikinci kırılma, ABD-İsrail ikilisinin Cenevre’de görüşmeler devam ederken, hain bir saldırıyla İran’a saldırarak 165 küçük kız çocuğu öldürülmesi ve İran’ın hiç beklemedikleri şekilde, gelişmiş füzelerle karşılık vermesidir.
Gerek Gazze’deki katliam gerekse İran’a yapılan saldırı dünya kamuoyunu etkilemiş, özelde Ortadoğu’daki Müslüman coğrafyada, genelde dünyanın tamamındaki kaosun ve zulmün müsebbiblerinin ABD ve İsrail olduğu ortaya çıkmıştır.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in “İster Sünni, ister Şii, ister Müslüman olsun. Düşmanlarımızla savaş halindeyiz ve onlarla her yerde savaşacağız” sözleri, Siyonistlerin içinde büyüttüğü kin ve düşmanlığın tescili olmuştur.
ABD Terörle Mücadele Direktörü Joe Kent, Başkan Donald Trump’ın İran konusunda İsrail tarafından kandırıldığını belirterek, “İran, ülkemiz için acil bir tehdit oluşturmuyordu ve bu savaşı İsrail ile onun Amerika’daki güçlü lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açık. İran’daki savaşı desteklemeye vicdanım el vermiyor” demek suretiyle istifa etmiştir.
Amerikalı ekonomi profesörü Jeffrey Sachs, “John F. Kennedy’yi CIA öldürdü. Demokrasimiz 300 milyarderin elinde. Epstein bir MOSSAD ajanıydı. Trump, klinik olarak bir psikopattır. Netanyahu, bizi 3. Dünya Savaşı’na doğru sürüklüyor” sözleriyle hem Siyonistlerin 300’ler meclisine atıfta bulunmuş hem de Epstein adasındaki sapkınlıktaki Yahudi parmağına işaret etmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri senatörü Bernie Sanders ise ABD vatandaşlarının vergileriyle İsrail’e yapılan yardımları eleştirerek şöyle demektedir: “İsrail, Gazze’de 18.500 çocuğu öldürdü. Bu savaş suçlarına rağmen ABD, İsrail’e 22 milyar dolardan fazla yardımda bulundu ve şimdi de İsrail adına İran’a saldırdı. Vergi mükelleflerinin parası, çocukları aç bırakmak, okulları bombalamak ve yardım bekleyen aç insanları silahla öldürmek için kullanılıyor.”
Gazeteci ve televizyoncu Ana Kasparian da ABD’nin Siyonist İsrail’i desteklemesinden duyduğu rahatsızlığı şöyle dile getirmektedir: “Neden İsrail’e özel muamele yapılıyor. Neden her istediğini yapabiliyor, neden her koşulda onları finanse etmek zorundayız. Neden hiçbir fikir belirtmeden susup sadece para ve silah veriyoruz. Bunun arkasındaki sebebi bilmek istiyorum”.
ABD’li bir vatandaşın Nevada eyaleti senatörüne söylediği, “Sağlık altyapısı, evsizler ve kendi çocuklarımızı kurtarmak için para yok. Ama İsrail’i silahlandırmak için 14 milyar dolar veriyorsunuz. Sizin bağlılığınız ABD halkına mı, yoksa İsrail’e mi?” sözleri, ABD yönetimlerinin halkın değil, Siyonist lobilerin hizmetinde olduğunun artık saklanamadığını göstermektedir.
ABD’nin Siyonist zulmü desteklemesi, sadece ABD halkının tepkisiyle sınırlı kalmamakta, artık dünya kamuoyunda da tepkiyle karşılanmaktadır. Hatta halkların ABD düşmanlığıyla İsrail düşmanlığı başat gitmektedir. ABD’nin bir önceki başkanı Joe Biden, bunu hissetmiş olacak ki, “İsrail’e verdiğimiz destek nedeniyle Amerika’nın ahlaki itibarını kaybedeceğine dair dünya çapında gerçek korkular var!” demiştir.
Siyonist rejimin Batı Şeria ve Kudüs’te uyguladığı zulüm, Gazze’deki katliamı ve Lübnan’daki saldırıları devam etmektedir. ABD yönetimi, İsrail’i durduracak gücü olduğu halde buna ses çıkartmamaktadır. Bundan da öte, Siyonist İsrail ile Müslüman ülkeler arasında Abraham Anlaşması imzalatarak İsrail’e meşruiyet kazandırmaya çalışan bizzat ABD Başkanı Donald Trump’tır.
Sözün özü, ABD Başkanı Trump ve Başkan Yardımcısı Vance’nin İsrail ve Netanyahu hakkındaki sözleri, ABD-İsrail ilişkilerindeki çatlağın değil, İsrail’in saldırgan tutumunu firenleyerek dünyada oluşan Yahudi karşıtlığını dizginleme çabasıdır.