Bu ümmetin en hayırlıları olan âlimler ümmetin önderleri ve rehberleridirler. Âlimler Müslümanlara ne ölçüde etki eder, onlara doğru ne yolu gösterebilirlerse İslam toplumları da o oranda huzur ve refaha ulaşırlar; biatlı bir toplum olarak aynı hedefe yürürler. Zira âlimler Peygamberlerin tek varisleridirler.
Âlimler, ibadetleriyle, ahlaklarıyla, takvalarıyla, tevazularıyla, gayretleriyle, ilimleriyle, edebleriyle adeta bulundukları noktalarda birer yıldız gibi parlarlar. İnsanlara din ve dünyalarının ıslahı konusunda örnek ve önder olurlar.
Âlimler aynı zamanda yöneticilere de hak ve adalet üzere olmaları, zulüm ve haksızlıktan kaçınmaları için nasihatte bulunur; halka karşı yöneticilerin, yöneticilere karşı da halkın hakkını savunurlar. Bu yönleriyle âlimler toplumda siyasî, sosyal ve ekonomik düzenin sağlıklı bir şekilde işlemesine en büyük katkıyı sağlarlar.
İster yönetici olsun ister yönetilen olsun İslam toplumlarında herkes esasen her zaman âlimlerin bu konumlarını tanımışlar ve onlara gerekli saygıyı göstermiş, ilim ve irfanlarından istifade etmişlerdir.
Bugün İslam dünyasında iş başında olan ve adeta Allah’ın diniyle kavga eden yönetimler, âlimlerin ümmete önderlik yapma ve onları yönlendirme görevlerini hakkıyla yerine getirememeleri neticesi ortaya çıkmışlardır.
Geçmişte âlimler sadece ilim öğretmiyorlar aynı zamanda savaşan mücahitlerin ve iyiliği emreden kötülükten sakındıranların başında geliyorlardı. Onlar ümmetin sevinç ve hüzün günlerini onlarla birlikte yaşıyorlar, hiçbir sıkıntı ve zorluk onları görevlerini yerine getirmekten alıkoymuyordu. Çünkü onlar peygamberlere varis olmanın manasını anlamışlardı. Nitekim Rabbimiz onların bu rehberliği konusunda şöyle buyuruyor:
“Onlar sabrettiği ve ayetlerimize kesin olarak inandıkları müddetçe, biz, emir ve irşadımızla onlardan doğru yolu gösteren önderler tayin ettik.” (Secde, 24)
İslam ümmeti kıyamet kopuncaya kadar her zaman âlimlerin bu rehberliğine ihtiyaç duyacak ve her ayağı sürçüp düştüğünde âlimler onların elinden tutup kaldıracaktır. Bu geçmişte de böyle idi günümüzde de böyledir. İmam Azamlar, İmam Gazaliler, İmam Rabbaniler, İz b. Abdüsselamlar geçmişte hangi görevi görmüş ise tek parti zulmü ile dininden kopartılmaya çalışan milletimize de Ali Haydar Efendiler, İskilipli Atıflar, Mahmud Ramazanlar, Mehmed Zahidler aynı görevi yapmışlardır. Dine çağırmanın, dindar olmanın ateşten bir gömlek olduğu devrelerde bu gömleği seve seve giymişlerdir.
Dini kullanan ve dindarlar üzerinden kendilerine bir dünyevi saltanat kurmak isteyen bir iki kötü örneğin üzerinden son zamanlarda İslam ulemasına topyekûn bir saldırı yapılmaktadır. Âlimleri yıpratmak, İslam toplumunun gözünden düşürmeye çalışmak sadece anarşi ve kargaşa doğurur. İnsanları birbirine düşürür.
Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurur: “Ümmetimden bir taife hep Allah’ın emrini yerine getireceklerdir. Onları yardımsız bırakanlar veya muhalefet edenler onlara zarar veremeyecektir Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar. Onlar insanlara galip geleceklerdir.” (Buhari, 7311)