Müslümanlar tarihlerinde en karmaşık ve zor dönemlerini
yaşıyorlar. İslâm dünyasının merkezi olarak kabul edilen, var sayılan bölgesi
ateşler içinde.
Haçlı ruhunun ötesinde Müslümanların alabildiğine
parçalandığı, lime lime olduğu, birbiriyle çatışmaları, savaşları, birbirilerini
yok edişleri başka bir düşmanı gerektirmiyor. Yıllarca, büyük çabalar sonucu
ciddi yaklaşımların olduğu, büyük umutların olduğu bir zamandan sonra
emperyalizm oyunun büyük oynadı. Müslümanları birbirine düşürdü. Ne yazık ki bu
oyunun oyuncağı olmaya aday ne çok yığınlar varmış şu dünyada. Müslüman kimi
siyasa adamlarının, kimi aydınların, gazetecilerin kışkırtmalarıyla bölünmelere
katkı sağladığı gerçeği artık ortada.
Bu daralan zamanda Müslümanların iki yakasını bir araya
getiremeyecek, asla birbirlerinin gözlerinin içine bakamayacak konum ve duruma
gelmelerine neden olanların taşıdığı büyük sorumluğun, vebalin altından nasıl
kalkacakları üzerinde düşünmelidirler. Yaşanan bu vahametin sonuçları ortada.
Başta çok masum gibi görünen kimi durumların artık masumiyetten çok uzak, çok
karmaşık. Emperyalizmin yapmadığını Müslümanlar birbirlerine yapıyorlar,
birbirlerini tüketiyorlar. Nasıl da birbirlerini yok etmek için büyük bir çaba
harcıyorlar, nasıl da kültür tarihlerini imha ediyorlar, nasıl da Müslümanları
belleksiz, birikimsiz bırakıyorlar.
Bu imha hareketine yakıcı malzeme taşıyıcıları hiç
düşünüp geriye bakıyorlar mı, neleri niçin yaptıklarını, nasıl da basit
sloganların peşine takıldıklarını Yüzyıllardır sorun olmayan basit
ayrılıkların ateşlenerek nasıl da büyütüldüğünü, uçurumların
derinleştirildiğini.
Öndersiz, lidersiz, düşünürsüz bir düzlemde yaşanıyor.
Söz sahipleri siyasa adamları, ya da çıkarlarına zarar gelmesin diye
bulundukları yerlerden beslenen gazeteciler ya da absürtlüğü kendilerine üslup
edinen kimi kamera karşısındaki şovmenler, ulema taslakları, dahası çıkarı her
şeyin önünde tutanlar bu büyük vebalden asla kurtulamazlar.
Müslümanların birliğe, kardeşliğe, sevgiye ihtiyacı var.
Özünde de bu özellikler bulunuyor. Kimi ayrılıklar ayrışma nedeni olamaz,
olmamalı. Büyük bütünlük dururken küçük parçaları bahane göstermek kime ne
kazandırır.
Tanzimat tan beri süregelen büyük yıkımın önüne geçme,
yeniden bütünleşme, güven duygusu içinde atılım sahibi olma çabaları epey
mesafe kat ettirmişti Müslümanlara. Olmaz gibi görünenler olmaya başlamıştı.
Zaman daralıyor, kapan üzerimize doğru geliyor, giderek
sıkışıyoruz. Giderek uçurumlarımızı büyütüyoruz. Giderek dışımızdakilerin daha
küçük oyuncakları haline geliyoruz.
Müslümanlar birbirlerini tekfir ederlerken, hatta
birbirilerini adeta küfür içinde gösterirlerken ve hatta bu ayrılıklar içinde
yer alanlar birbirlerine cehennem yerleri belirlerlerken, kendi cehennemlerini
büyüttüklerini, cehenneme götürecek ateşi biriktirdiklerini, emperyallerle
birlikte haşr olacaklarının hesabını yapmıyor ve hatta hiç düşünmüyorlar.
Kendileri için cehennem içinde cehennem, ateş içinde ateş seçiyorlar. Kim kimin
oyuncağı, kim kimin tetikçisi bilinmiyor. Bilinen bir şey vardır ki o da Müslümanların
kendilerini tükettikleri.
Bizi, Suriye, Irak, Afganistan, Libya bataklığına
sürükleyenler rahat bir soluk almış durumdadırlar. İsrail şimdi daha azgın,
şimdi daha saldırgan, şimdi daha rahat ve kendinden emin bir durumda.
Gerek Sünni, gerek Şia, alevi mezhepler, tarikatlar,
gruplar ayrışmalara neden olanlar kim adına ve ne için ateş taşıdıklarının
farkında mıdırlar Kimin tetiğini kim için çektiklerini biliyorlar mı Kim
adına, ne için savaştıklarının farkında mıdırlar Biz kendi kendimize cehennem
olduk, ateşimizi kendimiz yaktık ve bunu giderek de büyütüyoruz ne yazık ki.