Türk toplumu, genel itibariyle inanç odaklı bir yapıda olup, son birkaç yüzyılda yaşanan bozulma ve son dönemlerdeki yozlaşmalarla iyiden iyiye gelenek görenek odaklı bir altyapıya evriliyor. İnancın yerini gelenek görenek, alışkanlık ve konjonktürel değerler almaya başlayınca da ortaya aynı muhafazakar demokrat gibi ne idüğü belirsiz bir muhafazakar ahlak(!) çıkıyor. sahip. İnsanların oturup kalkmalarından gündelik yaşantının en ufak ayrıntısına yansıyor bu durum. Gerçi son dönemlerde bu durumu formüle ederken kullanılan “muhafazakar toplum yapısı” bu durumu ne kadar karşılar bilinmez ama inancın yerinin hala önemli olduğu bir yapı bu.
Burada şöyle bir hatırlatma gerekebilir. Türkiye için kullanılan “yüzde 99’u Müslüman” ifadesinin gerçekliği tartışılabilirken (çünkü Müslüman tanımıyla taban tabana zıt olanları bu yüzdeye katmanın mantığı yok), aynı şey “muhafazakar toplum yapısı” için de geçerli gibi gözüküyor. Türk toplumunda insanlar, büyük oranda inançla araları kötü olmayan ama inancın gereklerini ve prensiplerini de gelenek görenek seviyesinde anlama noktasındadırlar maalesef. Dinle diyanetle çok ilgili görünüp de “sahte şeyhlere”, “cennetten tapu satanlara” kananlar örnek olabilir.
Mesela, meyhanelerin, mübarek olduğu için kandillerde kapalı kalması. (Şimdi buna da riayet eden de kalmamıştır) Meyhaneyi işleten kişi, mübarek olduğu için kandilde içki satmayarak saygı gösterdiğini düşünüyor ama içki satmanın sadece kandillerde değil de her zaman yasak olduğunu kaçırıyor. Veyahut başını örten bir genç kızın, tesettürünü(!) vücut hatlarını sergileyen kıyafetlerle “süslemesi” garabeti. Maalesef toplumumuz, meselenin özüne sirayet etmek yerine şekli birtakım eylemlerle yetiniyor. “Muhafazakar toplum”un karşılığı bu herhalde. Meselenin “muhafazakarlık” değil de “Müslüman gibi olabilmek” olduğu gerçeği çıkıyor yine karşımıza.
Siyasetçilerin de ağızlarından düşürmediği bu meşhur “muhafazakar toplum yapımız”, her gün televizyon kanallarındaki kadın programlarında sergileniyor aslında. O programlardaki tipler belki bir çoğumuza çok acayip veya marjinal geliyor ama bu toplumda sayılarının az olmadığı da (belki normal kabul ettiklerimizden fazlalar) ortada.
Allaha şükür, bu tür programları izleme talihsizliğinde değiliz, ancak öyle olaylar vuku buluyor ki, haber olarak her yerde rastlıyorsunuz.
Öylesine tuhaf olaylar yaşanıyor ki, kahramanlarının toplumun sade ve sıradan bireyleri olması meseleyi gerçeküstü ve absürd bir boyuta taşıyor. “Muhafazakar toplum yapısı” denen sistemde, dışarıdan evli barklı, halim selim görünen kişilerin başrolde oldukları sapkınlıkların, saçmalıkların ve hatta cinayetlerin olması, bu sistemin ne kadar büyük defolarının olduğunu gösteriyor. “Muhafazakarlık” denen olgu, Müslüman’ın içi boşaltılmış ve sulandırılmış bir halinden başka bir şey olmuyor.
Bahsi geçen kadın programlarından birinde, canlı yayın esnasında bir cinayet itiraf ediliyor. Bunu bir haber başlığı olarak görüp detayına inceler gibi olunca afallamamak mümkün olmuyor. Dallas dizisine rahmet okutan bir karmaşık rezaletler ağı ve kimin ne yaptığının belli olmadığı bir itiraflar silsilesi neticesinde cinayet itirafı… Dışarıdan baksanız, birinizin komşusu, birinizin iş arkadaşı, bir başkanızın kaynı, bacanağı, görümcesi, bilmemnesi diyeceğiniz sıradan tiplerin merkezinde olduğu bir “marjinallik” gösterisi adeta.
İşin kötüsü, bu programların her gün yayınlandığı ve her programda ayrı bir rezaletin (ille cinayet olması şart değil) sergilenmesi. Demek ki, öylesine bir malzeme bolluğu var ki, bu tür programlar ne konuk kaygısı ne de reyting kaygısı duymadan yayınlanmaya devam edebiliyor. Seyirci olarak bu programlara ilgi gösteren ortalama ev kadınlarını da hesaba katınca, toplumla ilgili olarak söylenen “muhafazakarlık” durumu sadece şekli bir niteliğe bürünüyor o zaman.
Meselenin muhafazakarlık değil de bilgili ve bilinçli bir Müslümanlık meselesi olduğu anlaşılır belki. Yoksa işimiz “muhafazakar ahlak” denen ucubeye kalırsa, sokak ortasında bir Vali’nin ettiği küfre bile müsamaha gösterme manzarası da bu ahlakın(!) bir parçası olur.