Türkiye’nin gündemden hiç düşmeyen geçim ve ekonomik sıkıntı meselesi, son 1 yıldır giderek daha da fazla acıtıyor. 2018’de kendini iyice hissettiren durgunluk, yerini bir kriz atmosferine bırakıyor. Artık sadece enflasyon belası değil, buna eşlik eden bir durgunluk, hatta ekonomik küçülme tehlikesi işin içine girmiş durumda.

Hem durgunluk hem de enflasyon bir arada ve bir “stagflasyon”dan söz edilirken, son zamanlarda başımıza bir de “slumpflasyon” tehlikesi çıkıyor. Stagflasyon; yani, hem ekonomi küçülüyor hem de enflasyon yükseliyor. Ekonomik terimleri öğrenmek için ille de yaşamak zorunda değildik halbuki.

Türk ekonomisi böylesi çetrefil ve zorlu bir sürece doğru ilerlerken, manzara-i umumiye ne peki? Basının yani halkın haber alma, bilgilenme kaynaklarının çok büyük bir bölümü, “3 maymunu” oynama işini abartıyor da abartıyor. Halka gerçek gündemi aksettirmemek, ekonomik sıkıntıları ve kriz halini göstermemek adına içi boş polemikleri, “üretilmiş” gerçekleri (yani yalanları), dillere pelesenk olmuş ve kimselere bir faydası dokunmayan ezberleri sunup duruyorlar. Hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, enflasyonla birlikte fakirleşen insanlar, çığ gibi büyüyen işsizlik gibi meseleler, zinhar halka gösterilmemeye çalışılıyor. Gerçekten de yazık!

Her seçim öncesi birden bire bulunan petrol veya doğalgaz yatakları, “göklerde” denen yerli uçaklar, “yollarda” denen yerli otomobiller, Avrupa’nın bizi kıskandığı, yedi düvelin altımızı oymaya çalıştığı türünden absürtlüklere artık rakip siyasi partilerin “teröristlerle birlikte iş tuttuğu”, “vatanı bölmeye çalıştıkları”, “Türkiye’nin büyümesini engellemeye çalıştıkları” türünden saçmalıklar ekleniyor. Maksat, hem “iki tane oy fazla alalım”, hem de “ekonomik krizi konuşturmayalım”!

Düşünün, gücü yetmeyen vatandaşlar için zararına sebze meyve satmak için çadırlar kuruluyor ve insanlar mecbur kaldıkları için kuyruklar oluşturuyor. 2019 Türkiyesinde sebze meyve için kuyruklar oluşuyor. Ve bu kuyruklar “varlık kuyruğu” olarak tanımlanabiliyor. Halkla alay edercesine… Halkın sıkıntısını, çektiği zorlukları hiçe sayarcasına…

Öyle acayip bir atmosfer var ki, açıklana büyüme verilerini “aklamak” için iş dünyası kuruluşları, meslek odaları, STK’lar vs adeta kuyruğa giriyor. Halkın sıkıntıları için, yaşadığı geçim sıkıntısı, düşen alım gücü, işsiz milyonlar için sesi soluğu çıkmamış olanlar, küçülmüş ekonomiden bile “moral bulabiliyor”! Gerçekten bravo!

Türkiye hızla ekonomik krizden ekonomik buhran koşullarına doğru giderken ve günü kurtarmak, seçime kadar göz boyamak dışında hiçbir somut tedbire başvurulmadığı halde, “her şey çok güzel olacak” nakaratını tekrarlayabiliyorlar. İktisadi faaliyette gözle görülür bir daralma ve geriye gidiş varken, finansman koşulları kısa ve orta vadede iyileşecek gibi durmuyorken, sorunlar daha da çetrefilleşirken ve küçülen ekonomiyle birlikte işsiz insanların sayısı 4,3 milyonu bulmuşken bile moralleri bozulmuyor bu kuruluşların. Bravo!

Halbuki, Türk ekonomisi 2018 yılı 4’üncü çeyreğinde yüzde 3 daralırken, 2019’da da benzer trendin süreceği, hatta şiddetlenerek süreceği bekleniyor. Küresel ekonomide iyi kötü çarkların döndüğü ve henüz ciddi bir kriz atmosferine dönülmediği bir dönemde, “küresel spekülatif saldırı”yı bahane ederek yanlış ekonomi politikalarının yol açtığı sıkıntıları görmemeye/göstermemeye çalışmak, hiçbir sorunu çözmeyecek. Dün yapılan geleceğe öteleme, halının altına süpürme, popülizm uğruna günübirlik politikalarla devam etme hali maalesef ki sürüyor.

Netice olarak, 2017 ile 2018 arasında milli gelirde 66 milyar dolarlık, kişi başına milli gelirde ise 965 dolarlık bir erime! Lafa gelince zenginleştiğimiz söylense de, rakamların her geçen yıl fakirleştiğimizi göstermesi…

Bu da mı “moral verici” acaba?