Moody’s, Fitch, Standard&Poor’s. Hepsi küresel sistemin eli sopalı derebeyleri. Dünya ekonomisinin batılı devletlerin güdümünde kalmasını temin etmek için görev yapan tetikçiler. İzlanda bunun en canlı şahidi. 2008 krizinde İzlanda’yı “Satılık Ülke” konumuna bile düşürmüşlerdi. Biz de ekonomimizi küresel sistemin belirlediği kriterlere göre yürütmeyi ana hedef olarak kabul ediyoruz. Uluslararası sisteme entegre olmayı ekonominin başarısı olarak görüyoruz! Bu sözde kredi derecelendirme kuruluşları kredi notumuzu yükselttiğinde, ekonominin direksiyonunda bulunan yetkililer, Türkiye’nin yatırım için ne denli uygun olduğunu, süslü cümlelerle anlatmak için sıraya giriyorlar. Olumsuz bir rapor açıklandığında ise, bu karar siyasidir diyerek tepki veriyorlar. Oysa şunu bilmeleri gerekir ki, bunlar bir ülkenin kredi notunu yükselttiklerinde de, durağan veya yatırım yapılamaz olarak açıkladıklarında da, bağlı bulundukları siyasi iradenin altyapı oluşturma talimatını yerine getiriyorlar. “Üst akıl” bunları bir baskı aracı olarak kullanıyor. Görünürde olmayan ama taraflarca varlığından haberdar olunan bir kart olarak hazır bekletiliyorlar.
Bunlarla yolu kesişen veya bunların akıl hocalığına evet diyenler şunu bilmeliler ki, bunların tarzı “Ne öldürür, ne ondurur”. Ölürseniz onlara faydanız yok. Uyanırsanız başınıza ördükleri çorapların farkına varacaksınız. O zaman sopayı daima sırtınıza yakın tutarlar. Dur demediğiniz müddetçe de bu böyle sürer gider.
ABD’nin PYD-YPG Oyunu
ABD, PYD ve YPG güçlerine verilmek üzere 2 uçak dolusu silahı Kobani’ye göndermiş. Biden da bundan haberim yok demiş. Şaşırdık mı? Hayır! ABD’nin ikiyüzlü olduğunu bilmeyen mi var. Olay çok çetrefilli gibi görünüyor değil mi? Oysa hiç de öyle değil. Fotoğrafı yorumlamak için uzman olmaya da gerek yok. ABD haritaları yeniden çizmenin derdinde. Yaptığı açıklamalarla da aslında bunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Gizledikleri bir şey yok ki.
PYD binalarına kendi bayrakları çekiliyor. Herkes her türlü işbirliğini göz önünde yapıyor. Denetim yapıyor, ziyaret ediyor, eğitim sorunlarını çözüyor, lojistik destekten geri durmuyor. Yani kuşatma harekâtında son noktaya son hızla gitmeyi kafasına koymuş. Bu silah desteğini de bölgeyi provoke etmek için kullanıyor. PYD’ye yaptığı destekle güç dengelerini kendi lehine kullanmayı hedefliyor. Bunların hepsi zaten bilinen gerçekler. Sorun şu; bu oyun bilindiği halde hala ABD ile birlikte sorunların çözülebileceğine inanmak da ne demek oluyor?
15 Temmuz Ruhu Tehlikede
Benim bir iddiam var. 15 Temmuz hain kalkışmasının yanında çok değil yüzde 10 halk desteği olsaydı, bugün çok daha farklı bir Türkiye’de yaşamak zorunda kalabilirdik. Böyle bir tehlike karşısında, toplumun her kesimi kendi iradesine sahip çıktı. Millet en kötü iktidar, en iyi cunta yönetiminden ve paralel oluşumlardan iyidir ana kuralını tercih etti ve gereğini yaptı.
Son zamanlarda eski hastalıkların nüksettiğine dair izlenimler ediniyoruz. Şu şunu dedi, bu böyle hareket etti diyerek bu yanlışların taşıyıcısı olmak istemem. Ancak şunu biliyorum ki, Allah korusun, bu girişim başarıya ulaşsaydı, başkan seçildiğim, milletvekili olduğum güne lanet olsun diyecek onlarca, yüzlerce insan olacaktı. Acı tecrübelerle dolu böylesine bir süreç yaşandığı ve bölgemiz ateş hattına döndüğü bir durumda dilimiz, üslubumuz, sorunlara yaklaşım metodumuz ve problemleri çözme şeklimizle, 15 Temmuz’dan ders aldığımızı göstermeliyiz. İktidarı ve muhalefetiyle daha titiz ve duyarlı davranmak gibi bir sorumluluğumuz var. Dikkatli ve rikkatli olmak bizi oyunlara, tezgâhlara, tehdit ve tehlikelere karşı muhafaza eder. 1960’tan bugüne yaşadıklarımız, darbecilerin gözünde kimin ne oranda oy yüzdesine sahip olduğunun bir anlamı olmadığını gösteriyor.