BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;
BUGÜNKÜ ABD topraklarında 1492’ye kadar sadece Kızılderililer yaşıyordu. Tabiatın sinesinde mütevazı hayat sürüyorlardı. Uçsuz bucaksız toprakları ekip biçiyor; el emeği, alın teriyle ekmeklerini kazanıyorlardı. Acımasız tabiat şartları içinde sakin, geleneksel ve tabii bir hayatları vardı.
Müslüman denizcilerin bilgileriyle saklı kıta keşfedildi. Bu değişiklik yerli halkı oluşturan Kızılderililerin huzurunu kaçırdı. Çünkü Amerika’nın keşfiyle birlikte çoğu Hollanda, Portekiz, İsveç, Fransa, Britanyalılardan oluşan sömürgeci Batılılar yeni kıtaya akın etti. Bakir toprakları, yer altı zenginliklerini sahiplenmek istediler. Soykırım noktasına ulaşan Kızılderili katliamlarına giriştiler.
Kanadalı Yazar Ronald Wright, “Çalınan Topraklar” kitabında ABD soykırımını anlatır: “Amerika kıtasının asıl sahiplerine karşı yürüttüğü soykırım hareketleri insanlık var oldukça unutulmayacaktır. Amerika kıtasında akan Kızılderili kanının bir gün sorulacağına inanıyorum.”
Kaliforniya’daki Berkeley Üniversitesi Profesörlerinden Russel Thomton, “Kızılderililerin Soykırımı ve Hayatta Kalma Mücadeleleri” başlıklı araştırmasında, “ABD’nin sınırları içinde 20 nesle soykırım uygulandı. En az 50 milyon Kızılderili ABD tarafından katledildi” ifadelerini kullanır. 7 Oscar ödüllü “Kurtlarla Dans” filminde ABD’nin soykırım vahşeti anlatılır.
Amerikalı Frederick Mayer’in “Wahsinn in US” ismindeki eserine göre, yazar bir Kızılderili’ye, “ABD’de Kızılderili olmak nasıl bir duygu?” sorusunu yöneltir. Cevabı şöyle: “ABD’de Kızılderili olmak, kendini yabancı hissetmektir. Sürekli itilip kakılmak, çok sık hakarete uğramak demektir. Biz, şahsiyetin maddiyattan daha önemli olduğunu biliriz. ABD’liler kendi ihtiyaçlarından başka bir şey düşünmezler.”
HâLâ MI IRK AYRIMI?
1851’DEKİ Kaliforniya Valisi Peter Burnett yıllık olağan konuşmasında haklılıklarını (!) anlattı: “Kızılderililerin tamamı yok edilene kadar soykırım sürdürülecektir. Üzülmemiz, sonucu etkilemeyecektir. Bu durum, bu ırkın kaderidir. Değiştirmek bizim gücümüz dışındadır.”
ABD’nin Kızılderililere uyguladığı vahşetin değişik versiyonları günümüzde hâlâ devam etmektedir. Onların menfaati her şeyin üstündedir. Nitekim eski başkanlardan Bill Clinton yemin töreni sırasında şöyle demişti: “Çıkarımız olan her şeye, her yere karışırız.”
ABD, 1990’lı yılların ortalarında Burma, Çin, Nijerya, Küba gibi ülkeleri kara listeye aldı. Gerekçesini şöyle açıkladı: “Çıkarımız varsa teröristin ne yaptığı bizi ilgilendirmez. Biz, kazandığımız paraya bakarız.” (Türkiye, 29. 6. 1997)
Dikkat ederseniz, ABD’nin tutumu bugün de örneklerde anlatılanlar gibidir.
Dilbilimci Noam Chomsky, “Anarşizm, Marksizm ve Gelecek” başlıklı söyleşisinde ABD’nin dünya barışındaki rolünü anlatır: “ABD kendisiyle işbirliği ettikleri sürece en kanlı zorbayı destekler. Hizmet işlevleri kalmayan 3. Dünya demokratlarını saf dışı bırakır. Çok zayıf da olsa düşman yenilgiye uğramakla kalmamalı; un ufak edilmeli ki, dünya düzeninin esas dersi iyice öğrenilsin: ‘Patron biziz, sizin göreviniz ise bizim pabuçlarımızı parlatmaktır.”
ABD’nin sicili o kadar kabarık ki! Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atması, Vietnam’da ürpertici vahşet sergilemesi, Körfez Savaşı’nda sahte barış sözleriyle dünya kamuoyunu yanıltması bunlardan sadece birkaçı.
DÜNYA ABD’YE MAHKÛM DEĞİL
SOĞUK savaş dönemi bitip 1990’lardan itibaren tek kutuplu bir dünya oluşunca ABD şımarıklığını artırdı. Adeta, “Dünyanın jandarması benim” rolünü oynamaya başladı. Binlerce km. uzaklıktaki yerlere bile burnunu sokmaya başladı.
ABD neyine güveniyordu? Özellikle kimlik problemi yaşayan dünyanın işbirlikçi yöneticilerine! Bu diktatörce zorbalığa boyun eğildikçe huzur ve barışa hasret gideriz. Dünya barışı bir zorbaya emanet edilmemeli.
ABD büyük oyununu Türkiye üzerinde oynuyor. “İncirlik Üssü’ndeki nükleer silahlar teröristlerin eline geçecek” diyerek Türkiye’ye nükleer ayar vermeye çalışıyor. Bütün terör örgütlerine silah verip yöneten kendisi olduğu halde DAEŞ’i bahane ederek PYD’yi parlatmaya çalışıyor. Suriye’yi parçalayarak bu terör örgütünü devletleştirmek istiyor.
ABD daha önce Irak ve Suriye’nin birkaç parçaya bölüneceğini açıklamışlardı. Şimdi de, CİA Başkanı John Brennan, “Bu iki ülkenin sistemleri değişecek” diyor.
ABD’nin müdahale etmediği yer yok. Okyanus ötesinden ülkemize geliyor, İncirlik üzerinden Türkiye’mize karşı darbe plan ve tatbikatları yapıyor; ülkemizi yok etmeye çalışıyor.
ABD’nin Türkiye ve bölge ülkelerindeki plan ve tuzaklarına daha ne kadar seyirci kalınacak? İslam dünyası kan ağlarken; Türkiye’de terör hız kesmeden devam ediyor. Türkiye öncülüğünde “bölgesel güç” oluşturulup arkasından İslam Birliği mutlaka kurulmalıdır.
ABD’nin mazisi ve bugün yaptıklarıyla insanlığı tehdit ediyor. ABD ve türevlerini hâlâ dost olarak görenlere fırsat verilmemelidir. Milli Görüş’ün mesajlarına kulak verenler pişman olmazlar.