Bu yazılar hem Yük. Müh. Süleyman Karagülle, Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Prof. Dr. Arif Ersoy’u ‘anma’ hem de yaşanan ‘sosyal TUFAN’ için ‘ÇARE’ yazılarıdır…

‘Sosyal Tufan’ derken, ülkemizde ve bütün dünyada hayatımızın ilmî-iktisadî-ahlâkî-idarî/siyasî dört ana alanını da sarmış olan ‘sosyo-ekonomik tufan’ demek istiyor, çare/çözüm olarak da ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’ önerimizi sunuyoruz…

Arif Ersoy: Belki daha önce anlatmışımdır. Kuala Lumpur’a gitmiştim. Binalar yüksek… Çok etkilendim! Binaların yüksekliğini şuna dayandırıyorum: Ya bunlar bankalara ya da sigorta şirketlerine aittir. Hong Kong’a 1990’da gittiğimde sordum. Dehşete düştüm, o kadar gelişmişti ki. Öğrendim ki bu binalar ya bankaların ya da sigorta şirketlerininmiş. Kuala Lumpur’daki binalar kimin diye sordum. Dediler ki, finans kuruluşlarının. Sevindim yani… Sonra bir arkadaşla İslâm Üniversitesi İktisat Bölümü’ne haber gönderdim; “Bölümdeki arkadaşları bir toplayın. Hem ziyaret edeyim hem de teşekkür edeyim” dedim. Topladılar, gittik. Hoşbeşten sonra dedim ki: “Sizi ziyaret etmeye geldim. Çalışmalarınızı öğrenmek istiyorum. Bir de tebrik etmeye geldim. Siz demek ki bu finans kuruluşlarına güzel çözümler ürettiniz. Onlar da çok kazandı, bu gökdelenleri yaptılar.” Bana dediler ki: “O iş öyle değil. Bizim finans kuruluşlarıyla hiç alakamız yok.” “Niye yok?” dedim. Dediler ki: “Onlar tanınan, cemaati olan vaaz hocalarını fetva heyetine seçtiler. Onlar fetva veriyor. Kimse bize sormuyor ve onlar bizi toplumdan ayırdılar! Dediler ki: ‘İslâm Ekonomisi Fakültesi’ndekiler hep yenilikçi, İslâm’ı bilmeyen insanlardan oluşuyor.’ Onun için bizim dış dünya ile hiç ilişkimiz yok!” Tabi, ben buna çok üzüldüm. Böyle bir sıkıntı da olabilir.

Maraşlı: Hocam dediğiniz gibi, insanlar hem rizikoya ortak olmalı hem de emeğinin karşılığı neyse onu almalı. Değil mi?

Ersoy: Tabii ki.

Maraşlı: Neo-klasik teoride mesela, Keynes’te de öyle zannediyorum, ücret aslında emeğin marjinal ürünü oranında belirleniyor. Bu teorik olarak doğru bir şey mi? İslâm İktisadı için geçerli mi?

Ersoy: Efendim, İslâm İktisadı’nda ücret konusu üzerinde uzun uzun durmuşlar. Ücret nedir? Nasıl olur? Paylaşımda, tarafların rızası da olması gerekir? İşveren, ücret sahibi ile oturup rahatlıkla pazarlık yaparsa ve taraflar irade ve rızaları ile karar verirlerse bu ücret sistemi uygundur. Ama genelde şöyle deniyor: “İşveren egemen.” O teklif ediyor, diğeri de kabul ediyor. Kabul etmez ise alternatifi yok. O zaman nasıl olacak? Yani gelecekte nasıl olacak? Diyoruz ki: İşçi ve işveren, mukavele yapılırken, üretim endeksli bir ücret belirler. Yani üretim çok artarsa, madem ortak, onun da payı artsın. Böyle bir sistem olursa ve zarar yapılırsa ne olur? Kâr-zarara sermaye ortaktır, işçi değil. İslâm Hukuku’nda işçi zarara katılmıyor. Ücreti düştüğünde nereden ödenecek? İşte orada, bir vakfa ihtiyaç var bugün. Zekâtın 1/8’i yoksullara veriliyor. Diyelim ki siz anlaşma yaptınız. 3000 lira ücret dediniz. Firma zarar yaptı ve 1000 lirayı bile ödeyemiyor. O zaman, o fon devreye girecek. 1000 lirayı işveren veriyorsa 2000 lirayı da o fondan aktaracak. O fon bugün olmadığı için işçi, kapitalizmde olduğu gibi, ne ücret verilirse ona rıza gösteriyor.

Maraşlı: Evet, teoride bize böyle öğretiyorlar okullarda. Reel ücret, işçinin ortaya koyduğu marjinal emeği nispetindedir diyorlar. Ama böyle bir şey yok normalde.

Ersoy: Biz diyoruz ki: Üretime endeksli olması lazım. Kira da üretime endeksli olmalı. Çünkü sabit ücret faizli sistemde var. İşveren sabit ücreti belirlerken faizi garantiliyor. Sonra kalanı işçiye veriyor. Hatta Dünya Bankası’nın empoze ettiği politika şu: Faiz dışı fazlaya bakıyor. Faiz dışı fazla ne demek? Sermayenin payını garantiliyor. Bu garanti diyor, ondan sonrasını konuş diyor. İnsanın asgari geçimi toplumun kefaleti altındadır. Öyleyse ücret belirlenirken üretime endeksli belirlenmelidir. Üretim asgari geçimin altına düşerse destekleme fonu devreye giriyor. Bu fon en küçük yönetim birimi olan bucakta toplanır. Zekât bucağın geliri, öşür ilin geliri, madenler de merkezî devletin geliridir. (Devamı var.)