Uzun bir aradan sonra İstanbul dışına, benim için uzak
sayılabilecek olan Konya ya kadar uzandım. Üstad Necip Fazıl ın büyük
mücadelesini, emeği ve çabasını, gelinen süreçte genç kuşaklara anlatmanın
sevinç ve mutluluğunu sorumluluk bilinciyle yeniden yaşadım. Necmettin Erbakan
Üniversitesi ile Meram Belediyesi nin birlikte düzenledikleri Otuz Kitap Otuz
Yazar başlıklı faaliyette 30 Nisan da programım vardı. Her şeyi göze aldım,
iyi ki de katılmışım. Necip Fazıl: Büyük Doğu Irmağı başlığı ile üstadın
Büyük Doğu mecmuaları, günlük gazeteleri, fikir kulübünü ayrıntılarıyla
konuştuk. Üniversite ve liselerden seçilen öğrenciler, bizim geleceğimizi haber
alan sevenlerimiz ile yoğun bir program yaşadık.
Ruh dünyamızın önemli mimarlarından ve öncülerinden
Hazreti Mevlâna diyarında üstad Necip Fazıl ı Konya da anlatmak bir başka anlam
içeriyor. Bu önemli isimler yüzyıllar sonra birbirlerine eklemlenen halkalar.
Biri Moğol istilâsını yaşamış, milletin bilinç ve ruh dünyasını zengin kılmış,
biri 20. yüzyılda büyük bir yıkım yaşamış, engellerle karşılaşmış, Batı
istilâsına uğradığı dönemlerde yaşamış öncüler. Elbette bu isimlerin birbiriyle
eşdeğer tutulması anlamına gelmiyor. Verilen mücadelenin ve emeğin vardığı
sonuçlar önemli.
Üstad Necip Fazıl ın otuzuncu ölüm yıldönümünde yeniden
anlatmanın elbette başka anlamları da var. Batıcıların sağı ve soluyla
hazzetmedikleri bir isim Üstad. Bunun başlıca nedeni geçen yüzyılda kendilerine
göre yoluna koydukları bir yapıyı engelleme, taş koymanın bir öncüsü olması.
Kimsenin cesaret edemeyeceği bir eylemi gerçekleştiriyor. Bu, kimi zaman
yılgınlık getirse de direnen biridir Üstad. Bugün de kendisine karşı girişilen
savaşta direncini gösteriyor eserleriyle. Sağlığında konuşamayanlar, onun
keskin zekâsından beliren, keskin diliyle onları susturmayı biliyordu. Varlığı
bile bir başına yeterliydi. Kuvvetli bir hitap, güçlü bir anlatım ve üslup
zaten yeterli nedenlerdi.
Mücadelede bulunduklarına karşı büyük bir egoizm, yani
ben merkezli duruşu da bir özelliği. Ancak, büyük İslâm düşüncesi, Sevgili
Efendimiz ve velilerin karşısında kendisini çok küçük gören bir mütevazı. Bu
ikilik onun farklı bir yanını gösteriyor. Devletin, yani ideolojinin ve onun
besledikleri karşısında ayakta durmayı büyük bir bilinçle ve çabayla
sürdürüyor.
Benim konuşmamın özü Büyük Doğu ekseninde böyle idi.
Üstad ile ilgili bu yoğun ilgi bazı tehlikeler de
içermiyor değil. Aşırılıklar her zaman için bir bıkkınlık getirir. İfrata kaçış
da böyle. Her şeyi doğasında yürütmek en sağlıklı olanı. Eser üzerinden,
eserlerin yorumu yapılarak yeni kuşaklara yol açılabilir. Kimi zaman üstadın bu
denli yüceltilmesinden genç şair adayları için bir tuzak olabilir. Üstattan
beslenme yerine öykünmeler kitleleri sıradanlaştırır. Üstadın açmış olduğu bu
yolda yenilenerek ve kendine ait bir dil yakalayarak bir yere varılabilir. Sezai
Karakoç daha 16 yaşındayken üstadı tanır, ondan beslenir. Ama kendine özgü bir
yol seçer, bunu onu günümüze taşır. Büyük bir düşünür, sanatçı, şair ve anıt
insan olmayı sağlar.
Hz. Mevlâna dan ve ondan sonra gelen bütün velilerden,
şair ve düşünürlerden, Necip Fazıl dan, Sezai Karakoç ve onların
izleğindekilerden beslenilerek özümsenmesi, kendisi olabilen bir gençliğin
oluşumunun sağlanması asıl olanı, olması gerekeni. Taklit sınırlayıcıdır.
Özgünlük bu ruhtan beslenilerek yeni ve güçlü bir sesin oluşumunun
sağlanmasıdır. Çok şükür ki bugün için böylesine büyük bir soluk yaşamakta.
Düşünce hayatımızda sağlıklı bir oluş da var. Daha
soğukkanlı daha nesnel bakanların olması sevindirici. Bunun daha güçlenmesi
gerekiyor.
Konya dan ayrılmadan önce aziz dostum Yakup Şafak ın Hz.
Mevlâna nın hayatını anlatan özlü bir risalesini okurken derin bir âleme dalmış
oldum. Hz. Mevlana eşliğinde derin bir soluma, bir nefeslenme, bir haz duygusu
yaşadım açıkça. Yakup Şafak hoca Hz. Mevlâna ve öğretisi üzerinde çok çok düşünen
biri. Kültürümüzün önemli dönemleri ve isimleri bulunuyor. Bu, Mevlâna dan
Necip Fazıl a ondan Sezai Karakoç a kadar süren bir bilinç, bir aşk, bir sevgi
ruhu. Sonsuzluğa uzanan bir uzam, bir izlek.