Kamu çalışanları için ekim, tuhaf bir aydır. Bütçesinden okul masrafları çıkmış, kış daha gelmemiştir. Market fişi geçen aydan uzun, maaşı vergi diliminden ötürü daha kısadır. Haberlerde bir manşet geçer, ‘’Bütçe Meclis'e sunuldu" peki bir umut? bu yıl memurlar için de bir satır var mıdır?

Bütçe bir rakam yığını değildir; devletin neyi ne kadar önceliklediğinin yazılı beyanıdır. Personel gideri kalemine ayrılan her bir lira, o beyanın memura bakan yüzüdür.

Bütçe teklifi açıklanmadan önce bir okuma rehberi oluşturalım. Bütçe Meclis'e geldiğinde her memurun sorması gereken bazı sorular var... Bu soruların cevabı, teklifle birlikte Plan ve Bütçe Komisyonunun önüne gelecek yazı ve cetvellerde saklı.

Hangi Enflasyonla Hesaplar Yapıldı?

Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, 8. Dönem Toplu Sözleşmede 2027 yılı için memur maaş artışını %5 + %4 olarak bağladı. TÜİK'in 3 Ekim'de açıkladığı verilere göre Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında enflasyon toplam yüzde 5,46 oldu; yani zammın "yeni" sayılan 7 puanının 5,5 puanı üç ayda tükendi, ekim verisiyle birlikte tamamı tükenmiş olacak. Memur, yıl sonuna kadar kalan iki ayı kendi cebinden finanse edecek. Çünkü enflasyon farkı sistemi, kaybı telafi eder ama gecikmeyle eder. Market fiyatı ocakta artar; memur farkı temmuzda alır. Altı ay boyunca aynı maaşla daha az ekmek alır, aradaki fark kimseye iade edilmez.

Şimdi bütçeye bakacağız. Bütçe gerekçesinin ilk sayfalarında, Orta Vadeli Program'dan devralınan 2027 yılsonu enflasyon varsayımı yer alacak.

Devlet, kendi personelinin maaşını kendi enflasyon tahmininin üzerinden mi, yoksa Hakem Kurulu'nun artık eskimiş tahmininin üzerinden mi bütçelemiş?

İki rakam farklıysa, devlet zaten farkı ödeyeceğini biliyor demektir. Biliyorsa neden ocakta değil temmuzda ödüyor?

Bu sorunun teknik bir cevabı vardır: Toplu sözleşme hükmü böyle. Ama bütçe, toplu sözleşmeyi aşan bir belgedir. Bütçeye konulacak tek bir cümle, "enflasyon farkı aylık olarak yansıtılır" cümlesi, Hakem Kurulu'nun altı aylık gecikmesini ortadan kaldırır. Bu cümlenin maliyeti, zaten ödenecek paranın birkaç ay erken ödenmesinden ibarettir.

İşçi Azalmasın, Memur Hakkını Alsın

2018 seçimleri öncesinde polis, öğretmen, hemşire ve din görevlileri için 3600 ek gösterge sözü verildi. 2022'de yapılan düzenlemede pek çok unvanı dışarıda bırakıldı. 2023 seçimleri öncesinde birinci dereceye yükselen tüm memurların kapsama alınacağı söylendi. Bugün bu ikinci söz hâlâ bekliyor ve yüz binlerce memuru ilgilendiriyor.

Bütçe, sözlerin sınandığı yerdir. Bir vaat bütçede geçmiyorsa, o yıl gerçekleşmeyecek demektir; bunun başka bir okuması yoktur. Bütçe gerekçesinin personel giderleri bölümünde ek gösterge düzenlemesi için ayrılmış bir tutar, emekli ikramiyesi matrahının genişletilmesi için bir projeksiyon ya da memura ikramiye ödenmesine dair bir satır arayacağız.

Burada rakamların dili yeterince açık. 2026 hesaplama tablolarına göre otuz yıl hizmetle emekli olan bir öğretmenin ya da hemşirenin ikramiyesi 1 milyon 488 bin lira; üniversite mezunu bir memurunki 1 milyon 218 bin lira. Aynı yıl kamuda kadrolu bir temizlik işçisinin kıdem tazminatı 1 milyon 986 bin lirayı buluyor. İşçinin hakkı eksilsin demiyorum; memurun otuz yılının bir temizlik işçisinin otuz yılından az etmesinin hiçbir izahı olamaz.

Bu, bütçeyle düzeltilebilir bir muhasebe tercihidir.

İki Eşiğin Neresinde?

Devlet bütçesini hazırlarken açlık ve yoksulluk sınırlarına bakar; bu iki eşik, bir insanın hayatta kalmasını ölçer; yaşamasını değil.

Kamu Çalışanları Stratejik Araştırmalar Merkezi olarak İnsani Yaşam Endeksi çalışmasını tam da bu boşluğu doldurmak üzere başlattık. Soru basit: Dört kişilik bir memur ailesinin, çocuğunu okutarak, kira ödeyerek, yılda bir hafta tatil yaparak ve ay sonuna borçsuz ulaşarak yaşaması için gereken gelir nedir?

Bütçe geldiğinde, teklifteki ortalama memur maaşı öngörüsünü bu eşiğin yanına koyacağız. Aradaki fark, memurun "insani yaşam" ile "hayatta kalma" arasında hangi noktada kaldığına dair rakamsal ifadesi olacak.

Bunu neden önemsiyoruz? OECD'nin Sağlığa Bir Bakış 2025 raporuna göre Türkiye'de bir hekime yılda yaklaşık 4.760 muayene düşüyor; OECD ortalaması 1.900 civarında, yani hekimlerimiz ortalamanın iki buçuk katı yük taşıyor. 1000 kişiye düşen hemşire sayımız 2,8; OECD ortalaması 9,2. Üçte birinin bile altındayız ve 38 ülke içinde sondan ikinciyiz. Bu emeğin bir karşılığı olmalı.

Komisyona Beş Öneri

Bütçe teklifi Komisyon'a geldiğinde kabul edilebilecek, hiçbiri yeni bir kanun gerektirmeyen beş düzenleme:

1. Enflasyon farkının aylık yansıtılması. Bütçe kanununa konulacak tek bir hükümle, toplu sözleşmedeki altı aylık gecikme kaldırılabilir. Maliyeti sıfıra yakındır; zaten ödenecek para erken ödenir.

2. Ek gösterge sözünün kalem olarak bütçeye girmesi. 2023'te verilen söz 2027 bütçesinde tutarlarla yer almalı. Tutarın büyüklüğü tartışılabilir; gelin, yokluğunu kaldıralım.

3. Ek ödemelerin emekli keseneğine dahil edilmesi için kademeli takvim. Tek seferde değil, dört yıla yayılmış bir geçişle bu sözün ciddiyetini gösterelim.

4. Memura yılda en az bir ikramiye. Aynı binada çalışan işçi yılda on dört maaşa yaklaşırken memurun on ikide kalması bir hesap hatası değil, bir ikramiye tercihidir. Bütçe bu tercihi değiştirebilir.

5. Personel giderlerinin şeffaf raporlanması. Bütçe gerekçesine, memur maaşının insani yaşam eşiğine ve açlık-yoksulluk sınırını kıyasla yansıtan bir tablo eklenmeli. Ölçülmeyen bir kayıp yönetilemez.

Memur, bütçeden mucize beklemiyor. Hangi enflasyonla hesap yaptınız, verilen sözler tutuldu mu, maaşım hangi hayat standartlarına yetiyor, diye soruyor.

Memur, bütçe görüşmelerinde bir dipnot değil, bir başlık olmayı hak ediyor.