Günlerden beri tüm gazete ve televizyonlarda ABD de başlayan ve tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizden söz ediliyor. Hatta saat başı haberler veriliyor, dünya borsalarındaki düşüş ve dolayısiyle çalkantıya dikkat çekiliyor. Diyebiliriz ki sanki tüm dünya ümitsiz bir hastalığın pençesine düşmüş de ölümü bekliyor. Estirilen hava bunu gösteriyor. Söz gelimi son bir haftalık İMKB deki düşüşün yüzde 19 olduğu, buna bağlı olarak şirket değerlerindeki erimenin 46 milyar doları bulduğu hatırlatılarak, doların 1.29 a çıktığına dikkat çekiliyor. Kısacası özellikle ekonomistleri dinlediğinizde felaket çoktan kapıdan içeri girmiş durumda. Buna karşılık konu ile ilgili olarak halkın tepkisi hemen hiç yok.. Sanki bu gelişmeler halkı ilgilendirmiyor.. Elbette ilgilendirmiyor olabilir.
Söz gelimi bu memlekette İMKB den hisse almış kaç kişi vardır Yani 70 milyonda kaç kişiyi İMKB deki düşüş ilgilendiriyor Olaya böyle bakınca yani "İMKB deki düşüş sadece hisse sahipleri ve borsada hisseleri işlem gören şirket sahiplerini ilgilendirir " diye düşünülürse toplumun çok büyük kesiminin ekonomideki dalgalanmaya karşı ilgisiz kalışını anlamak mümkün olabilir. Ancak, gerçekten borsa dibe vurursa bu sadece hisse sahiplerini ilgilendirir mantığı bana pek gerçekçi gelmiyor. Ancak, görünen de o ki gerçekten borsadaki düşüş çok sınırlı sayıdaki hissedarı yakından ilgilendiriyor.
Bunun sebebi felaketin kendi kapısını çalmamış olması olabilir mi Olabilir elbette. Ancak, borsadaki krizin sıradan vatandaşın kapısını çalması demek ekonominin tamamen çökmesi anlamına gelir ki o noktadan sonra ilgilenmek de fazla bir şey ifade etmez.
Aslında Amerika daki büyük bankaların çöküşünden çok önce ülkmizde özellikle inşaat sektöründe ciddi bir tıkanma yaşanıyordu. Pek çok müteahhit iflas etmiş, diğerleri de ellerindekini yemekle ayakta durmaya çalışıyorlardı. Bunun sebeplerinin başında inşaat sektöründeki temel girdilerin fiyatında kısa sürede ciddi sıçramalar olmasıydı. Girdilerdeki fiyat artışı ister istemez inşaat maliyetlerini büyük oranda artırmış bu ise müteahhitleri güç duruma düşürmüştü. Özellikle belli şartlarla ihaleden iş alan müteahhitler işi aldıkları tarihte 600 YTL olan demiri bir anda 1450 YTL ye almak zorunda kaldılar. Hatta bir ara 2 bin liraya kadar çıktığı oldu.
İnşaat sektöründeki bu krize de toplumun büyük bir bölümü ilgisiz kalmıştı. Çünkü, artan fiyatlar karşısında ev alma düşüncesini ileri bir tarihe erteleyen insanın belki fazlaca canı yanmıyordu ama, piyasa bir anda satılık ve kiralık emlak ilanları ile doluverdi. Bu inşaat sektörü ile yakından ilgili sektörleri de vurdu. Kısacası ciddi bir tıkanma yaşanıyordu. Bu arada inşaat sektörünün tıkanması işsizliğin de giderek artması anlamına geliyordu.
İşte bu noktada Amerika daki iflaslar ortaya çıktı. Sanıyorum bu iflasların da ülkemize yansımasının sonuçlarını tahmine çalışan uzmanlar tam bir panik hali yaşıyorlar. Uzmanlar panik yaşıyordu ama halk tamamen ilgisizdi ve ilgisizliği hala sürdürüyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse halkın ekonomideki bu çalkantıya ilgisizliği sağlıklı görmüyorum. Çünkü, bunun açık anlamı ülke ekonomisi sayıları çok sınırlı bir çevrenin kontrolü altında, ekonomideki dalgalanma bu bakımdan onları yakından ilgilendirirken açlık sınırı altında bir gelirle hayatını sürdürmeye çalışan milyonlar bir bakıma zenginlerin derdini kendisine dert edinmiyor. Çünkü, zenginler de onların derdine derman olmaya çalışmıyorlar. Kısacası toplumsal bir kopukluk sergileniyor. "Ben zaten ölmüşüm, beni sefalete mahkum edenlerin sıkıntısı beni ilgilendirmiyor" mantığı duyarsızlığı beraberinde getirirken, yıllardan beri uygulanan ekonomik politikaların iflasını gösteriyor.
Sadece zenginleri düşünen, onların sorunlarını öncelikli olarak çözüme kavuşturmayı marifet sayan uygulamalar geniş kitleleri giderek ümitsizliğe sevk ediyor. Sanıyorum tüm gazete ve televizyonlarda yaşanan ekonomik krizi anlatmak için söylenenlerin halkı ilgilendirmeyişi buradan kaynaklanıyor. Elbette çatı çöktüğünde bundan toplumun her ferdi doğrudan etkilenecektir. Halkın içinde bulunduğu sıkıntı sebebiyle muhtemel bir tehlike ile meşgul olmaya ya gerek duymuyor ya da yaşadığı şartlar sadece bugünü düşünmeye itiyor.