Genel bir gerileme, toplumsal bir yozlaşma, medeni

olmaktan uzaklaşma hali. Maddi imkanlarımız arttı, okuma-yazma oranı, üniversite

sayısı, üniversiteden mezun olan kişi sayısı, kişi başına düşen gelir vs kağıt

üstünde yükseldi. Ancak bütün bunlar bir istatistiki veridir ve sadece nicelik

bakımından bir artışı gösteri. Halbuki, Türk toplumunun yaşadığı sıkıntı

nicelik değil niteliğin artmaması, hatta giderek azalması.

Modern hayat tarzı bizi esir alırken, içimizi de

boşalttı. Bir yerlerden ithal ederek modern olmak istedik, sanayileşmeden

kentler kurmamız gibi aynen. Medeni olmak yerine modern olmayı seçtiğimiz

içindir ki, ambalajlarımız pırıl pırılken içimiz bomboş kaldı. Dikkat edin,

şehirlerimiz adeta bir Moğol istilasına uğramışçasına tarumar ediliyor,

kimliklerinden, kişiliklerinden uzaklaşıp birer modern zaman ucubesine

dönüşüyor. İşin ilginci, bu kimliksiz, kişiliksiz ve rant delisi şehirlerimiz

bizi medeni olmaktan giderek uzaklaştırırken, bunu da neredeyse birçoğu ödüllü

binalarla yapıyor bunu.

Medeni olmadan modern olmaya kalkınca ortaya çıkan sonuç

büyük bir yozlaşma oluyor haliyle. Medeni olmak; şehre ayak uydurabilmiş, bir

arada yaşamanın hukukuna ve kurallara riayet edebilen, kendi şehrine sahip

çıkan, çevreye karşı duyarlı, insanlara karşı saygılı ve hoşgörülü, yaşadığı

topluma karşı sorumluluk içerisinde olabilme hali yani. Bu hasletlerden eser

bulabilmek mümkün mü artık toplumuzda

Sadece kendini önemseyen, kendini dünyanın merkezi sayan,

çıkarcı, köşedönmeci zihniyetli, kul hakkını takmayan , başkalarına zerre

saygı duymayan bir tip esir aldı bu toplumu. Bu tip görünüş itibariyle modern

olsa, en ala maddi imkanlara sahip olsa ne olur, olmasa ne olur!

Çok basit bir örnek Zaman zaman İstanbul trafiğinde

minibüse binme mecburiyeti söz konusu oluyor. Mümkün mertebe tercih etmesek de

adı üstünde mecbur kalınabiliyor. Bunlardan birinde yaşanan bir hadise toplumumuzun

içinde bulunduğu durumun tipik bir örneğini sunuyordu. Durakta hareket etmek

isteyen minibüs, birden bire, adeta ok gibi fırlayarak gitmesi gereken yan yol

yerine E-5 e sapıveriyor ve hasta taşıyan ambulans gibi sağlı sollu hamlelerin

ardından bir tırın önünü kesiyor. Tırın önüne doğru yanaşıyor ve arkasından bir

diğer minibüs de tırın önüne çekiyor ve film kopuyor!

Arkada minibüsün şoförü, arabadan atlar atlamaz tırın

kapısına hamle ediyor, küfürler ve bilinçsizce savrulan yumruklar havada

uçuşuyor, tırın kapısını penceresini dövüyor. Bir ara kapıyı açmayı başarıyor

saldırgan minibüsçü ve tır şoförüne bir iki tane sallamayı da başarıyor. Bunu

yaparken de kendi minibüsünün arka tarafını gösterip bağır çağıra devam ediyor.

Şansa bakın ki, tam arkada bir polis aracı görünüyor.

Polis, arabasını sağa çekip olaya müdahil olurken, tırın önünü keserek arkadan

gelene yardımcı olan bizim minibüsün şoförü insafa gelip hareket ediyor. Olay

yerinen uzaklaşıyoruz. Olay anında herkes şaşkın, saldırgan minibüsçünün arabasından

korkup inen kadınlar, çocuklar rezaleti daha da büyütüyor. Olayın şaşkınlığı

bir tarafa, insanlarda hakim olan duygu korkudur. İnsanlar, müdahale etmeye

korkuyor, bir şey söylemeye çekiniyor, belki de havada kurşunların uçuşmamasına

şükrediyorlar. 21. Yüzyıldayız güya ama manzara Vahşi Batı dan hallice.

Bu başıbozukluk, bu kuralsızlık, bu kaotik hal toplumu

esir almış vaziyette. Bir yozlaşma ki, cehaletle birleşince daha da rezil bir

hal alıyor. Trafikte yol vermedi diye adam öldürenden, komşusunun ırzına

namusuna göz dikenden, haram yemeyi marifet sayandan, zina edenden, malzemeden

çalandan, kul hakkını iplemeyenden vs normal insanlara hayat hakkı kalmayacak

neredeyse.

Dillerden medeniyet lafı düşmezken, medeniyetsizlikle

sınanıyoruz, ne gam!