Bugün 1 Mayıs…

Hafızalarımıza adeta kazınan 1 Mayıs 1977’nin üzerinden tam 40 yıl geçti.

34 kişinin hayatını kaybettiği kanlı 1 Mayıs’ın…

O gün İstanbul’un en merkezi yeri konumundaki Taksim’de iddianameye göre 34 kişi öldü. 

Yüzlerce kişi yaralandı… Mitingdekiler birbirini ezdi geçti…

Ölenlerden beşi kurşunla vuruldu…  

29’u izdiham sırasında nefes alamadığı için boğularak ya da ezilerek öldü. 

Yaralılardan 34’ü de başından ve göğsünden kurşunla vurulmuştu.

1 Mayıs 2013’te, yine bir 1 Mayıs günü şunları kaleme aldım, yine bu köşede; “1 Mayıs 1977’de İşçi Bayramı’nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul’a gelen yaklaşık 500 bin kişi DİSK`in organizasyonuyla Taksim Meydanı’nı doldurdu.

Katılımın yüksek olması sebebiyle kortejlerin alana girmesi uzun sürdü, miting de uzadı. 

Akşama doğru, saat 19.00 civarında dönemin DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde etraftan aniden silah sesleri duyulmaya başlandı.

Mermiler yağmur gibi yağıyordu…

Sular İdaresi binasının üstünden ve meydandaki otelin çeşitli katlarından açılan ateş sonucu alandakiler panik halde kaçmaya başladı.

Kısa bir süre içinde Etap Marmara Oteli’nin de (bugün The Marmara Oteli) üst katlarından ateş açıldı.

28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak hayatını kaybetti. 

Sular İdaresi’nin çatısından ve otel odalarından ateş açanlar bulunamadı. 

Olayın, Kontrgerilla tarafından askeri darbe hazırlığı olarak yapıldığı MİT tarafından Başbakan Süleyman Demirel’e rapor edilince ve 29 Mayıs 1977’de muhalefet lideri Bülent Ecevit’e İzmir Havameydanı’nda suikast düzenlenince, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı 1 Haziran 1977’de derhal re’sen emekliye sevk edildi. 

1 Mayıs olaylarının gizemi ve de esrarı, aradan geçen bunca zamana karşın hâlâ çözül(e)medi.”

***

Olaylar gelip geçiyor, devletler kurulup devletler yıkılıyor, baronlar hayata veda ediyor…

Ama 1 Mayıs gibi faili meçhuller hâlâ gizemini koruyor. 

Gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi “kötü!” bir yanı var…

Çıkar elbet gerçekler… Ama ne zaman? 

BU DA İLGİNÇ DEĞİL Mİ ALLAH AŞKINA?

Bugün 1 Mayıs 2017…

Kanlı 1 Mayıs 1977 mitingi hakkında birkaç noktayı daha yazmak istiyorum; 

* İlginçtir; sol örgütlere ve çeşitli sendikalara mensup 98 kişi hakkında 14 yıl boyunca süren yargılamada kimse ceza almadı… 

* 12 Eylül Davası’nda mahkeme, olayların öncesinde İntercontinental Oteli’ne yerleştikleri ve yabancı ülkelerden geldikleri ileri sürülen ajanlarla ilgili MİT’ten (Milli İstihbarat Teşkilatı) ellerinde bulunan belgeleri istedi. Peki, sonuç ne oldu?

* 1 Mayıs kanlı mitinginin çarpıcı sonuçlarından biri şu; ayrışmaların da etkisiyle solda çok sayıda yepyeni siyasi örgüt/ler doğdu. Örgüt sayısının artışıyla birlikte rekabet ve çelişkiler de hızla yükseldi.

* 1 Mayıs mitinginin psikolojik yanını şu satırlarda aramak lazım kanaatimce. Miting günü henüz 19 yaşında bir işçi olan Doğan Ülgen, o gün içinde bulunduğu ruh halini şöyle anlattı: “Hepimizde geleceği kurmaya doğru bir beklenti var 1 Mayıs’ta. (…) O dönemin kendine özgü yüksek bir ruhu vardı. Bütünüyle arkadaşları, beni etkileyen şey -öyle düşünüyorum- devrim durumudur. Devrim olacak... Yani biz kesintisiz bir şekilde iyilikler dünyasına geçeceğiz. 1

Mayıs onun bir adımı.” (Korhan Atay, 1 Mayıs 1977, İşçi Bayramı Neden ve Nasıl Kana Bulandı?)

* ABD’nin sendikal yükselişin ve sol siyasetlerin yükselişlerini durdurabilmek için böyle bir provokasyonu tasarlayıp uyguladığı hep savunuldu…

* O tarihten sonra halk, gençler hatta işçiler sola karşı daha mesafeli davranmaya başladı; Malatya, Çorum, Kahramanmaraş katliamları, suikastlar ve milliyetçi sağın alabildiğine tırmandırdığı terör olaylarının ardından Türkiye 12 Eylül 1980 askeri darbesinin tuzağına düşürüldü…

VAKTİYLE 1 MAYIS VARMIŞ!..

Mustafa Kurdaş’ın odasında karşılaştım…

Adı, Mustafa Akpınar… Bahçelievler İmam Hatip Lisesi 11. sınıf öğrencisi…

Okumaya, yazmaya meraklı sempatik bir genç… Yakışıklı da…

1 Mayıs’la ilgili düşüncelerini kaleme almış. Okuyalım mı; 

“Bugün günlerden 1 Mayıs… İşçi Bayramı…

Amma velâkin bildiğiniz üzere TÜİK’in verilerine göre işsizlik oranı ortada.

1 Mayıs denilince ülkemizde akla ilk gelen sendikalar ve sol örgütlerdir. Aslında 1 Mayıs radikal bir gündür. Muhafazakârından en baba solcusuna kadar herkesin bu zamana kadar helal rızk için vermiş olduğu emeğin kutlandığı bir gün olması gerekirken biz bu anlayışı yıkmak, yakmak diye yorumluyoruz.  

Tabii bu durum içler acısıdır. 

Ama unutmamak gerekir ki her zehrin bir de panzehiri vardır. Çözüm nedir diye sorarsak; 

Eğer materyalist iş dünyasından kurtulmak istiyorsak, doğduğumuz yerde doymak, ürettiğimizi tüketim toplumunun bir parçası olarak harcamak istemiyorsak, emeğimizin karşılığı olan kazancımızın helal dairede olmasını arzu ediyorsak, nereden gelip nereye gittiğimizin bilincinde olmamız şarttır.

Elimizi vicdanımıza koyduğumuzda gönül rahatlığı içinde “ülkemizde iş güvenliği vardır” diyebiliyor muyuz?

İşçi kardeşlerimiz alın terinin karşılığını fazlasıyla alıyor diyebilir miyiz?

Ya da diplomalı işsiz kafilesine dur diyebiliyor muyuz?

Düşündüğümüz zaman bu problemlerin kaçına pozitif bir cevap verebiliyoruz? Soma’yı hatırlayınız, lütfen; yitirdiğimiz canları, “özel şirket” deyip geçiştirilen o anları…

Soma’da yahut diğer maden ocaklarında umut olacak “yaşam odaları”na neden destek olunmadı? 

Unutmayalım, 1 Mayıs dışarıda kinimizi göstermek için var değil! 1 Mayıs, hak talep etmek için, refah seviyesini yükselmek için, emeğimizin karşılığını almak için var!

Devlet ve hükümet 1 Mayıs’ta işçinin karşısına TOMA ile çıkacağına elinde bir deste gül ile çıksa, işçilerin problemlerini dinlese, gereğini yapmaya çalışsa daha güzel olur.