Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Maruf; bilmek, tanımak, düşünerek ve inceleyerek kavramaktır. Adaletli ve ölçülü olmak, hakkı gözetmek, iyilik etmek, cömertlik, tatlı dil, iyi davranış ve benzeri iyi görülen şeylere ve güzel adetlere “maruf” denilir. Maruf; salim aklın kabul ettiği, temiz kalplerin yapmaktan hoşlandığı, fıtrata ve maslahata uygun olan şeydir. Münker; tasvip edilmeyen, yadırganan, sıkıntı duyulan, çirkin, kötü, aklın ve İslam’ın kötü kabul ettiği şeylerdir. İnkâr, münkir sözcükleri de bu köktendir. Maruf ile münker birbirinin zıddıdır. Maruf; güzelliği akıl ve İslam yoluyla bilinen eylemdir. Münker ise, bu iki kaynağın kabul etmediği eylemlerdir.
İslam’ın uygun gördüğü her söz ve iş maruftur. İslam’ın reddettiği her söz ve iş ise münkerdir. İnsan, sorumlu bir varlıktır. İslam toplumunun, iyiliği emredip kötülükten sakındırması bir Müslümanlık görevidir. Al-i İmran 104: “Sizden; hayra; İslam’a çağıran, marufu emreden ve münkerden sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” Yüce Allah; Müslümanların içinde onlara önderlik edecek, birlik ve beraberliği sağlayacak, onlara iyiliği emredecek, onları kötülükten sakındıracak, insanları din ve düzen olarak İslam'a çağıracak teşkilatlı bir kadronun bulunmasını istiyor. Marufu emretmek, münkeri engellemek; siyasi güç, toplum dayanışması ve fert duyarlılığı ile yerine getirilmesi gereken İslam’ın temel esaslarındandır. Yüce Allah; müminlere kötülük karşısında susmamayı, bilakis müdahale etmeyi emrediyor. Bu açıdan bakıldığında kişinin sadece iyilik yapması ve kötülüğü terk etmesi yetmez. Kötülük gördüğü zaman, bunu düzeltmesi, insanları yaptığı kötülükten men etmesi gerekir. Siyaset kurumunun, fert ve toplumun marufu emretmesi ve münkeri nehyetmesi, kitap ve sünnetle emredilmiş farz bir görevdir. Bu görevin yapılmasıyla fert ve toplum, huzura ve barışa kavuşur.
HAYIRLI ÜMMET
Al-i İmran 110: “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ve Allah'a iman edersiniz. Eğer kitap ehli de iman etmiş olsaydı şüphesiz kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır ancak çoğunluğu fasıktırlar.” İslam toplumu olarak başımıza gelenler, bu vasıfları kaybetmiş olmamızdandır. İslam toplumunun belirgin özelliği, tevhide iman ile marufu emretmek ve mükerden alıkoymaktır. Hayırlı ümmet olabilmenin şartı; marufu emretmek, münkeri nehyetmek ve Allah’a ve Resulüne iman edip itaat etmektir. Ümmet, bir lider etrafında kenetlenerek emredilen görevleri bir disiplin ve ciddiyet içinde yapan şuurlu bir topluluk olmaktır. İslam ümmetinin varlığı gaye değil, sadece bir gayeye vasıtadır. O gaye ise, kendisini iyiliğe ve doğruluğa adamış, hakkı ortaya koyan, batılla da mücadele eden bir topluluğu ortaya çıkarmaktır. Amaç, fert ve toplumun madden ve manen İslam’ca düşünüp yaşamasını sağlamaktır. Bir kadroyu kenetlenmiş bir ümmet yapan harç ise, iman kardeşliğidir. Bu kardeşlik güçlü bir kardeşliktir. Bu kardeşliğin olduğu yerde kimse, kendisi için çalışmaz, kardeşi için çalışır. Bir davanın yürütülmesi için, adil bir liderliğe, o lider etrafında “işittik ve itaat ettik” şuuruyla kenetlenmiş bir kadroya ve güçlü bir eyleme ihtiyaç vardır. Peygamberimiz risalet vazifesiyle görevlendirildikten sonra bütün hayatını marufu emretmeye ve münkeri nehyetmeye ayırarak sağlam bir kadro meydana getirmiştir. Günümüzde ümmete liderlik edenler, her bakımdan Peygamberimizi örnek almak zorundadırlar. Ümmete dâhil olan şuurlu kadrolar ise, Peygamberimizin etrafında kenetlenmiş ashabı örnek almak zorundadır. Tevbe 71: “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir.” Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirinin velisidir. Onlar birbirlerine yardım ederek ve birbirlerini destekleyerek insanlara, Allah’ın rızası İslam’ı, her türlü hayır ve güzelliği emrederler; Allah'ın kızacağı her türlü çirkin şeyden de onları nehyederler. Bu görevleri yapmak zaferi getirir.
SORULACAK SORU
Hz. Ali’nin şu sözü anlamlıdır: “Âlimlere niçin öğretmediniz sorusu sorulmadan, cahillere niçin öğrenmediniz sorusu sorulmayacaktır.” Ancak marifet iltifata tabidir. Eğer bir yerde ilme, âlime, bilgiye değer verilmiyor; makam, kadın, para gibi farklı şeylere değer veriliyorsa ve o âlim de uyarma görevini yapmış ve gittikleri yolun yanlış olduğunu o insanlara duyurmuş, üzerine düşen görevi yapmışsa o vakit onun sorumluluğu ortadan kalkacaktır. Marufu emir, münkeri yasaklama görevi yapılmadığı zaman ne olacağını Peygamberimiz şöyle ifade ediyor: “Allah’a yemin ederim ki, ya marufu emreder ve münkerden sakındırırsınız. Yoksa Allah size azap gönderir. Sonra Allah’a yalvarırsınız, fakat duanız kabul edilmez.” İslam, bizim zannettiğimiz şey değil, Allah’ın bize indirdikleridir. Öyleyse, Allah’ın rızasını kazanmak isteyen herkes, indirilen bu İslam’ı öğrenmeye ve yaşamaya mecburdur. İslam, fert ve topluma İslam’ı emretmeyi, batılı nehyetmeyi emreder. Dünya imtihanı “iman ve cihat” ile kazanılır. Yine Peygamberimiz uyarıyor: “Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı duymayan, iyiliği emretmeyen ve kötülükten de alıkoymayan bizden değildir.” Bu hadis, marufu emretmenin ve münkeri nehyetmenin ne kadar önemli olduğunu, bize hatırlatmaktadır.
ALLAH’IN YARDIMI
Allah’ın yardımı, İslam’ca düşünen ve yaşayan, hayatı “iman ve cihat” olarak gören ve hakkını vererek cihat eden topluluk içindir. Aralarında sevgi, şefkat ve merhamet bulunmayan, ülfet fukarası bir topluma Allah, yardım etmez. Bütün insanlığın saadeti için çalışmayı gaye edinmiş genelde şuurlu İslam toplumu, özelde Milli Görüşçüler, Allah’ın yardımını engelleyecek bütün hatalı davranışlardan uzak durmak zorundadırlar. Selam hidayete tabi olanlara…